İsmail Detseli – Büyüyen Konya ve Şehir Olan Köyler, Kasabalar

İsmail Detseli – Büyüyen Konya ve Şehir Olan Köyler, Kasabalar

Zaman öyle çabuk geçiyor ki… İnsan, yaşının ilerlediğinin bile farkı­na varamıyor. Daha dün “köy” olan yerleşim alanları, birer birer Konya şehrinin hudutları içerisine giriveri­yor. Bunların nasıl ve hangi tarihlerde gerçekleştiğini bile hatırlayamıyoruz.

Daha yakın zamanlara kadar (1975-80’li yıllardan bahsediyorum) köy olan ama bu gün şehrin içlerine doğru ilerlemiş yerleşim yerlerini yazayım da, görün, duyun; sizler de hayret edeceksiniz! Burası da köy müymüş? diyeceksiniz. Önce şöyle Konya’nın güneyinden başlayalım: Karahüyük, Harmancık, Kozağaç, Beybes, Çayırbağı, Gödene, (Dikmeli), Karadiğin kasabası, Pamukçu köyü, Resil (Yenibahçe) köyü, Alakova köyü, Boruktolu, Kaşınhanı kasabası, Çomaklar köyü, Hasan köy, Yaylapınar (Evdireşe) Karaaslan köyü, doğumuzda Erler (Eröldüren) köyü, Saraçoğlu köyü, Tatlıcak köyü, kuzeye doğru gidince Kayacık köyü, Tömek köyü, Aşağı Pınarbaşı – Yukarı Pınarbaşı köyleri… Sarıcalar da var galiba bu “duhul”de. Kuzeye geçelim: Dokuz (Şadiye) köyü… Bu gün Selçuk Üniversitemizin olduğu yer bile Esentepe olarak şehrin dışı idi.

Bu yörede, üniversitenin batısında kalan Ardıçlı (Malas) köyü, zaten daha şöyle 35 sene kadar evvelleri ele alırsak, Hocacihan belediyesi ayrı idi. Dere belediyesi ayrı idi. Sille belediyesi ayrı idi. Buralara yakın olan Sarayköy ve eskiden çerçi esnafının bolca çıktığı Sulutas köyü ve şimdi zenginlerin arsa alarak yazlık evler yaptırıp Konya’yı kuş bakışı izledikleri Tatköy’ü de saymadan geçemeyiz… Eee Konya böyle mücavir alanlardan genişlerken, şehrin içersinde eski yerleşim alanlarında da bazı değişimler olmuyor değil. Örneğin Konyamızın merkezlerinden Kızılay Hastanesi civarı eski hanların bol olduğu semtte 40-50 yıl öncesine göre çok değişiklikler oldu… Karatay belediye binasının yapıldığı semtlerde 5 mahalle birleşip bir mahalle adı altında toplandı. Geçen yıl buralarda araştırma yapmak için gezerken rastladığım, bu semtin eski esnaflarından işittiğim ve kendimin de zaman zaman küçüklüğümde köyden şehre gelerek o hanlarda yattığım veya o civardaki müstakil bahçeli evlerde misafir olduğumda, eski Konya insanlarından dinlediğim enteresan olaylardan bahsedeyim.

Eee buralarda gezilir de, eski evlerdeki o tatlı hatıralar adamın gönlünde canlanmaz mı? Bir de muhtar vekili Kemal Dayanık ile sohbete dalarsan… Diyor ki, buradan eskiden sığır sürüsü toplanır, yayılıma giderdi. Bir sabah çoban sığırı sürmüş Aslım’a doğru. Bir komşu kadın soluk soluğa bizim bahçeye girivirdi. Ve hemen oracığa kapının iç kısmına yığılıvırdı. Ne oldu gıy, dedi anam rahmetli. Ne olacak siyidi vakasına oğrayasıca çoban erkenden sığırı almış getmiş. Ta Aslım’a varacağıdım nirdeyse gıy inek yetiştirip gelirim çobana dedi diyor. Gelen o teyzenin ellerinde de, kuru sığır mayısı var, yoldan gelirken toplamış, onunla belki yemek de pişirecek. Böyle idi Konya’nın tutumlu kadınları diyordu.

Yanımıza sonradan gelip de bizi dinleyen bir başka ihtiyar itiraz etti. Siyidi vakası değil seyit vakası derler, dedi. Ağa neymiş bunu özünü anlatır mısın dedim? Başladı. Seyit isminde cabbar birisi bir vakada (kavgada) yaralanmış, yarası uzun süre iyileşmemiş, yaralarına kurt düşmüş, bu vaka bizim Konya’da baya dillere destan olmuş. Onun için bizim Konya kadınları bu olayı birilerine intizar için “Naha siyidi vakkasına oğra imi…” diye söyleyegelmişler, dedi. (Bunu başka şekilde anlatanlar da var.) Sanırım doğruydu.

Ben yine bu güzel semtin evlerindeki konuşmalar arasında, eski Konyamızın mütevazı kerpiç bahçe duvarlı evlerinin içerisinde, havuzun başına minder atmış otururken bile boş duramayıp iş yapan hanımı ile evin beyini şöyle sohbet ederken hatırlarım:

Dede ile nene kurutmalık biber, patlıcan ayıklarken, nene şöyle der:

Heriff şu badılcan suyunu alamamış, bunun bir çaresine bakıvır imiii, guruyacak yazık. Bunca çektiğim emek boşa gitmesin ak herif. Şu tulumbayı iki şıkırdat da, havuza azıcık su aksın, susuz zebzeleri sulayıvır hadi, yamışıp (havuza yaslanarak ayakları uzatıp yatmak) durma. Havuzun dibinde ısıcaktan eyice bayıldın herif…

Bey:

Tamam, avrat tamam, bırak şu vıdı vıdıyı bakarım himcik…

Bir başkasının evinde, yeni evlenmiş gelin ile oğlanın sabah geç kalkmalarından şikâyetçi kaynana tarafından yarıştırması (ardından söylenme) yapılıyorken, kaynana (oğlan anası):

Aman bıktım valla şu gelinden ha, bir sabah da erken kalk da şu dişimi gırayım gıy, alıştılar anam öğleye kadar yan gelip yatmaya, bir tarla bostan yan gel Osman hisabı, ne olacak bunların hali gıy, bu gelinden nassı avrat olacak zabah gakmaz gocasına bakmaz tandıra ekmak yapışdıramaz annavv vay ben nideyim ümmetim Müslümanlar… diyerek hayıflanır gibi. Bir öbür evde bağ evine gitme hazırlığı var. Yükler ayarlanacak, kap kacak katılacak, yerleştirilecek, kolay değil hazar, en az 3-4 ay kalınacak bağda, anam her şeyi tam tekmil götürmek lazım. Vesait yok, ata arabası her gün koşulmaz, her zaman şehir evine gelinip gidilmez ki.

Konya içerisini de böyle bir nebze ele aldıktan sonra, şehrin dışına çıkıp şöyle yaz serinliğini, kış şiddetinin zorluklarını da biraz anlatalım gençlere. Her şehrin kendine has giriş çıkış yol güzergâhında önemli mevkiler vardır. İşte bunlardan bahisle, bazı önemli şeyleri de hatırlatacağım. Konya’nın kuzeyinde, şehirlerarası karayolu ve tren yolu bağlantılarındaki yazın çok serin esen ama kışın canlıların kanını donduran tipiler yapan yerler var: Kadınhanı güzergâhında Gelemiş beli. Dokuzun bel, ayni yere yakın olan tren yolu güzergâhında Kemrelik beli. Bu belden tren giderken kış günlerinde çok yağan karların kürtük yapması ile çekiş zorlaşır, burada iki şimendifer devreye girer, vagonları zor çekermiş. Yine Ankara yolu üzerinde Eğribayat köyü girişinden itibaren Yazıbelen (Tutup) köyüne kadar olan Tutup beli, kışı zor yerlerden. Konya’nın doğu girişi olan Aksaray yolu üzerinde boz dağın geçit vermeyen tepesi Akbaş ya da Obruk beli. Güneyimizde Karaman’dan sonra Mersin bağlantısı olan ünlü Sartavul beli. Konya Akören yolu üzerindeki Sarıkız beli, batı girişimiz olan Seydişehir güzergâhında Bel başı, daha sonra (Erenkaya) Bülümya köyü civarındaki Süphanallah beleni. Beyşehir yolu güzergâhında akyokuştan sonra gelen Belen başı, buralar Konyamızın civar illerdeki şoförler tarafından bile çok konuşulan önemli soğuk ve kışta çabuk kapanan yol güzergâhlarıdır.

Burada her yer için birer anlatım var ama ben Gelemiş belinin hikâyesine kısaca değinip yazımı bitireceğim, sevgili Mahalle Mektebi okurları. Bir Mayıs ayı ortalarında bu dağlara çıkmış olan yörük, bu belde büyük bir tipiye tutulur, süsünde taze kuzular ve oğlaklar vardır, ortalık da yaza dönmüştür. Ama Gelemiş beli tipisi çok şiddetli olmuş, sulu sepen yağmış, her biri bir yerde buymuş (donmuş) kalmış ve yörük çobanın bütün keçi ve koyunları soğuğun tesiri ile darmadağın olur her biri bir tarafa savrulmuş. Çaresiz bir taşın kovuğuna sokulan yörük, ortalık sakinleşince ağlayarak şöyle seslenir körpe mallarına: “Gel emiş kuzularım, gel emiş oğlaklarım, nerelere sokuldunuz, öldünüz mü, kaldınız mı?” Diyerek ağlayıp çırpınınca buranın adı “Gel emiş beli” olarak kalmış derdi atalarımız. Sağlıcakla kalın…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>