Öykü

İsmail Detseli – Demirci Kırı

İsmail Detseli – Demirci Kırı

Konya’da “Demirci Kırı” neresidir, diye Konya sokaklarındaki vatandaşlara sorsanız, sanırım filan mevki Demirci Kırıdır, diyecek kimse çıkmaz. Bilhassa yeni yetişen genç kardeşlerimiz hiç bilmezler. Peki, Demirci Kırı neresidir? Orası neden Demirci Kırı’dır? Bundan 40-45 yıl kadar önceleri Konya’ya köylerden akın akın göç başlamış… Artık dur durak bilmiyor… Bir yıl içersinde bir köyden en az 8-10 hane şehirlere göç ediyor… Bunlardan üç hane büyük şehirlere giderse 5-6’sı mutlaka Konyamıza göç ediyor, köyler adeta boşalıyordu.

Yetkililer bu göçü durdurmak için hiçbir çaba göstermedikleri gibi, göçü adeta teşvik ettiler. Nasıl teşvik ettiler, derseniz, şehirlerde basit yapılaşmaya göz yumuldu. 100200 metre kadar alanlara yapılmış parsellere baraka şeklinde evler yapıldı. Maddi durumu iyi olanlar biraz daha güzel evler yaptılar. Yani kendi arsaları üzerine gece kondular yaptılar. Ardından ana babasını kardeşini, hısım akrabasını getirerek bu çarpık yerleşime devam ettiler. İşte neticesi köyler harabeye döndü, bunun yanında şehirler de çarpık kentleşmeden dolayı şehir olmaktan çıktı… Her yörede varoşlar oluştu.

İşte o yıllarda bizim yöremizden Botsa (Güneydere),  Kilisra (Gökyurt), Evliya Tekke, İlyasbaba Tekke ve daha Konya’nın bilhassa dağ köylerinden göç edenler, birbirlerine alışık ve az çok tanışık olduklarından, hep aynı yerleri yani yöresel olarak Uzun Harmanlar, Aymanas, Aydoğdu, Büyük ve Küçük Kovanağzı, Kurtuluş, Selver, Lalebahçe gibi semtlerde yerleşmeye başladılar. Gerçi Konya’da ikamet eden kırsaldan göçmüş insanlar, hep yörelerine göre iskan olmaya özen göstermişlerdir. Örneğin Derbent ve Beyşehir tarafından gelenler Şeker Murat ve Beyşehir yolu güzergahını; Kadınhanı’ndan ve o yöreden göçenler İstanbul yolu taraflarını, Başara ve yöresinden gelenler eski Garipler denen bugünün İhsaniye semtlerini, Cihanbeyli ve Altınekin tarafından göçenler Araplar, Sedirler gibi mahalleleri Sakyatan, Yarma ve Ereğli yolu yöresinden gelenler ise özellikle Türbeönü, Çayır dolap Mektep dolap, Halil Ahmet Dede, Yediler, Saçlı Kasap gibi semtleri tercih etmişlerdir.

Yol güzergahı ve yöreleri olduğu için… O yıllarda Botsa’dan göçen bir tanıdığa sorsanız “Evi niz Konya’nın hangi mahallesinde?” diye, (Temirçi Gırı’nda) Demirci Kırı’nda yani Uzun Harmanlar’da diye cevap verirdi. Neresiydi Demirci Kırı? Şimdi yeni açılmış olan Ahmet Özcan caddesinin güney batı kısımlarının uzantısı, Selçuk Camii’nden güneye doğru bu günkü Konya’nın büyük mezarlıklarından olan Kurtuluş Mezarlığı civarları Aymanas’a kadar olan kısımlara Demirci Kırı denirdi. Konya’da böyle semtler çok vardır. Örneğin Lalebahçe tarafında kır bağları gibi Selbasan Çayı’ndan sulanmayan tarla ve bağlara kır denirdi… Orada Demirci namında bir adamın bol tarlası olduğundan, o semte Demirci Kırı denirdi.

O yıllarda ulaşım zordu tabii… Böyle modern dolmuşlar, taksiler ne gezerdi? İnsan taşımada olsun, yük taşımada olsun at arabaları revaçta idi. Zaten her evde değilse de iki evden birinde mutlaka at arabası veya fayton bulunurdu. Çünkü inşaat malzemelerinin çoğunu at arabaları taşırdı. Hele Karaaslan, Hasan Köy, Alakova, Evdireşe (Yaylapınar), Harmancık, Karahüyük, Lalebahçe, Yorgancı, Durunday gibi bu şehrin en iyi yerleri sayılan köylerden çarşıya gelmek için bir at arabası şarttı.

Daha sonraları 65-70’li yıllarda biraz daha taşıma işlerini düzene koydu belediye… Otobüslerin yanında Arçelik denen üç tekerlekli araçlara oturaklar konarak bu bölgelere taşımayı bunlarla yapmaya başladılar. Ama bunlarında tehlikesi çoktu bir viraja sertçe girerse üç tekerlekli Arçelik araç mutlaka devrilirdi. Hatta 70’li yılların sonlarında bile Lalebahçe’ye çalışan belediye otobüslerinin ücreti Kovanğazı’na kadar

100 kuruş Lalebahçe’ye kadar gidersen 125 kuruş idi. Böyle otobüste tutulan manyetik kartlar nerde? Önce para verirdik ücret olarak, daha sonraları bilete dönüştü.

Hani derler ya nereden nereye diye bizlerde yarım asırda nereden nerelere geldik günümüz yaşamına çok çok şükredelim hepimiz bizim küçük yaşlarımızda yokluklar yılı idi ayakta ayakkabı yok sırtımızda düzenli elbisemiz yok gıdamız bile yetersizdi. Pazardan her şeyi alıp yemek o kadar kolay değildi. Yani para kazanmak zordu belki muzu hiç bilmeyen yemeyen kardeşlerimiz vardı portakal mandalina ve benzeri dışarıdan gelen meyveler sebzeler çok değildi bakkalda manavda olsa da alıp yemek zordu. Diğeri Konya da yetişen sebzeler ise ancak kendi yetiştirdiğimiz mevsiminde bulurdu. Güz geldi kış yaklaştı mı her şeyler meyve kurularına ve turşulara dönüşürdü.

Bu arada çokça şöyle konuşmalara da şahit olurduk o yıllarda. Konya’ya göçmüş köye gezmeye gelen kadınlara köydeki bir kadın sorar:

– Gonya’ya göçtünüz gayri maşallah çok irahat mısınız gıy Ayşa abaaa.

– Gaç gız Hatıç (Hatice) batsın da çıkmasın Gonya’nız. köyümüzde kocam evleri tarlaları goduk gettik deli herifin lafına baktık abam vallana canım çıkıp gider iş yok güç yok abam gıy durduk yirde hastalanacaz gardaşlar

Ne var ki zamanla tembelliğe alışıyor. Köyü, o zor işleri yapmak ister mi, istemez tabii… İşte böyle üreticilikten tüketiciliğe geçince yüz binlerce insanın hayatı zorlaştı. Eğer bir sabit geliriniz yoksa, işiniz yoksa, şehirde yaşamak zehir olur insana… Onun için bu hırsızlık, soysuzluk, kapkaç, çetecilik aldı başını gidiyor. Eskiden bir insan amelelik, ustalık yaparak, bir tek at araba alıp hayatını ağaç sanayilerinde ara işlerinde kazanır, karnını doyurur, çoluk çocuk kıt kanaat geçinir giderdi… Şimdi artık o işler bitti. İşi yolunda olmayan, şehirde düzen tutamayan şehirde boğulmaya mahkûmdur. Artık eskisi gibi 100-200 metre arsa alayım, bir kondu yapayım, devri bitti. Bu tür yapılaşmalar arsa bölmeler kanunen yasaklandı. Herkes ayağını yorganına göre uzatacak, ayak yorgandan çıkarsa üşür. Kışlar sert çünkü. Bu arada Konyamızdaki bazı eski çalışma geleneklerinden bahsedip yazımı tamamlamak isterim:

“Kerde Çekmek”

Bu başlığı neden attım bilmem… Ama şu bir gerçek ki, “kerde”yi eski Konya rençperlerinden yaşayan var ise ancak onlar bilir… Sadece erkek mi, yok yok, bu kerde ile sebze ekip kaldıran eski kadınları da bilir Konyamızın. Köyde bu tür patates soğan ve benzeri sebzeleri ya bel kullanarak ya da çift sürerek ekerdik. Buraya yetmişli yılların sonlarına doğru göç edince, tabii köy toprağı ile buranın toprağı da çok değişiklik arz ediyordu. Buranın toprağı köy toprağına göre sulanınca çok salgın, kuruyunca da çok sert olur. Kiralık oturduğumuz evin 5-6 dönüm tarlası olunca bel ile sebze ekmeye çabalarken, Lalebahçe’nin yerlisi bir ablamız geldi, İsmail Efendi burada böyle ekim yapamazsınız, kerde ile ekin dedi. “Kerde nedir abla?” deyince, filan komşuda var, isteyin gelin, boş ise ben size tarif edeyim, deyip beni komşuya yönlendirdi. Merakla gittim ve o komşudan “kerde”yi istedim. “Az sonra boşalacak az işimiz kaldı, bekle…” deyip verdiler kerdeyi. Aynı bel biçiminde ama biraz daha çapı geniş… Ayrıca iki insan tarafından kullanılıyor bu alet… Biri bel gibi onu toprağa saplarken, diğeri karşısına geçip belin kenarlarında bağlı bulunan iplerden kendine doru çekiyor… Bu suretle koca bir ark açılıyor oraya… Ekeceğiniz tohum atılıp tekrar kerde ile üzeri az toprakla kapatılıyor. Kerdeyi almaya gittiğim insanlar karı koca biraz ileri yaşta idiler. Bunların kavga idişlerini anlatmadan yazıyı okumanın tadı olmaz.

Kadın kerdeyi toprağa batırıyor. Herif çekecek. Konya tabiri ile cızı (ark) açacak ama bir türlü çekemiyor, toprak sert, adam yaşlı.

Kadın adama bağırıyor:

Çek gıyy herif çekseneee, gaç allasen senin gücün guvatın galmamış ayakta ölmüşsün sen bir kerdeyi çekemeyyon. Emme çeneye geldin mi sağlamsın vırvırın bitmez eee.

Herif cevap veriyor:

Ulan gavur garı sana kerdeyi toprağa çok batırma deyyom inadına batırıyon bana garşı kinin düşmanlığın var zaten. Seni başımın belası avrat seni inadına ediyon değil mi

Kadın:

Hıhh iş görmeye muradın yok suçu bana yükleyveriyon vurgunu yiğin gelesice herif şoraya otursan cıgarayı yaksan ben çalışsam yetiştirsem sen yesen nasıl hoşuna gider miii?

Erkek:

Gider ya ben çok çalıştım zemanında ne olacak canımı çıkardın öldürdün beni.

Kadın:

Naha duzlayımda gokma emii çok çalışmışmış nerde çalıştın akşamları oturaklardan gelmezdin gündüzleri ağşamlara gadar yatırdın hay gavur herif ben seni bilmez miyim?

diye devam eden iki ihtiyarın tatlı gavga edişini hala kulaklarımda duyar gibiyim.

İşte kerde bu idi… Bilen var mı şimdi kerdeyi?

Nerdeeeee.

Etiketler
Devamı

İsmail Detseli

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı