İsmail Detseli – Memed Emmi İle Asiye Abla

İsmail Detseli – Memed Emmi İle Asiye Abla

Bundan çok değil, 35-40 sene kadar önceleri bile, Konya’nın varoşları sayılan köyden şehre dö­nüşmüş mahalle haline gelmiş yer­lerde, hatta şehrin merkezine çok yakın olan evlerde bile, Konya gele­nek ve göreneklerine uygun olarak, büyük bir havlunun içerisinde bir­kaç takım ev, bir inek ile danasını koyacak kadar ahır ve evin bir köşe­sinde mutlaka bir tandır olurdu. İşte o dediğim yıllardan birinde, ilkbahar aylarında şehirden bağ evine göçen ve dip dibe komşumuz olan sevdiği­miz yerli Konyalıların konuşmaları­nı dinlerdik. Bazen kıs kıs, bazen de sesimizi yükseltip gülerdik o konuş­malara… Merhum komşularımız da, bize hiç gücenmedikleri gibi, yine o Konya ağzı konuşmalarla bize güle­rek eşlik ederler ve “Buldunuz be­dava sinemayı, seyredin, gülün ba­kalım…” diye de espri yaparlardı. Komşuların ilk göçtükleri günlerdi. Merhum Asiye Abla, kocası Mehmet Emmi, bir de şımarık haylaz oğulları vardı. Başka oğlu, gelini, kızı da var­dı bunların ama onlar evli bucaklı ayrı idiler… Zaman zaman gelirlerdi bağ evine… Onlarla da tanışırdık… 15 sene bunlarla komşuluk yaptık; az zaman değil bu tabii.

Yeni göçtüler… Gelince he­men Mehmet Emmi Asiye Abla’nın üsteleyip zorlaması ile bir inek aldı. Mahallede o kadar sürü ile inek satı­lırdı amma Mehmet Emmi’nin arka­daşı vardı, kol uşağı Osman ona tem­bihler, “Bize uygun bir sağınır bulu­ver hay garam, Asiye Abanın çene­si durmayyor, her gün inek de inek, diye başımın etini yeyyor.” dedi.

Bu tür sığır alıp satanlara o yıllarda “kol uşağı” yani birinden alıp başkasına kârı ile satan demek, “celep” hem alıp satan hem de kesip kasaplık yapan demek. “Tacir” bu işi çok kalabalık yapan, çardaklarda besleyip satanlara denirdi. At eşek alıp satanlara ise cambaz denirdi.

Neyse işi dağıtmadan konu­ya girelim: Bir sabah erken vakitti. Bu kırsalda öyle kuşluğa kadar yat­mak yok, sabah erkenden ayağa kal­kacaksın ya tarlaya bakacaksın ya sebze sulayacaksın ya da tarla belle­yeceksin, iş çok kırsalda. Hele evin kadınına hiç durak dinlenik yok, o sabah namazı kalkar, gariban ak­şama kadar inek sağma, süt ile uğ­raşma, ekmek yemek yapma, tan­dır yakma, bulaşık filan derken, işler yoğun, hele biraz da ihtiyar ise bak artık kavgaya.

Sabah kavga erken başladı komşuda.

Asiye Abla: “Vurgunu yiğin gelip de yıkıla döküle galasıca he­rif, namazı kıldı gerisin geri döşşe­ğe zıbardı gardaşım, bu avrat ne ya­pıyor, bana göre iş var mı demeyyor, oğlu bi yanda zıbarır bubası bir yan­da. Çatlayasıca herife şu kol uşağı Osman’dan mal alma herif dirim, gi­der gider ona gazzıklanır gardaşlar, alışmadı gitti bir haftadır, anam şu gavur inek, nası huyu varmış bile­medim buzağısı yanında, yemi önün­de gavurun sattığı cıynacık gadar süt virecek, o yanna gıvırttı bu yanna döndürdü, dirkene bir avuç sütü çif­teledi elimdeki helkeden döktürdü tabii kimsenin habarı yok, hepsi ya­mışıp yatır…” diye homurdanıyor.

Memet Emmi gürültüye çık­tı havluya: “Ne o len garı, zabah za­bah zırızır edip duruyorun, bir dir­hem uyku uyutmadın ne var gine be­nimile mi uğraşıyon?” “

“He tabii seningle oğraşı­yom, haksız mıyım Osman Osman diye diye bir matah getirdin başı­ma, baş belası ne süt sağdırır, ne du­rur ne yayılır, ne süzani malımış bil­mem, dağdan geldi bağı beğenmey­yor.”

“Ulen kes çeneni, gonu gomşuya garşı ayıp de­nen bir şey var, başlatma ineğinden de tanasından da ya­rın satarım haaa.”

“Yooo yo, ak herif, canımın sıkısı geçti, satarım filan deme, ben ineksiz yapamam, illa birez yoğurt süt olacak evde, onlar olmazsa evin dövleti olmaz, eyi te­mam kes çeneni.”

Memet emmi, eve girer ve bağırır:

“Hatunn, hadi bir şeyler hazırlamadın mı gayfal­tı yapalım garim, oğlanı da galdıralım.”

“Ehh işte gördünüz mü gomşular, tandırı yak Asiye, ekmeği vur Asiye, ineği sağ Asiye, gayfaltıyı getir Asiye, gari evin kölesi gibi, ha evde garısın ha gapı man­dalısın heç farkın yok.”

“Oğlan da galkacağımış, bu da senin gibi, adam olası yok ki, bir dürüst ehil ustanın yanına işe goymadın, ardına düşürüp gidip usta işte bu oğlanı sana çırak vir­dim, eti senin kemiği benim, buna mesleği bellet, deme­din, bu da altında bir velespit, kendine göre dört uygun­suz arkadaş akşamlara kadar Meram’da, Alettin’de gezer akşama eve sürünüvirir.”

“Ne yapalım avrat, gaç defa işe goyduk kerana­cıyı, iş g..tü yok spahatsız gidi, nirden galdı garıştı, bu gidi herhal senin sülaleye çekmiş, dayıları da böyleydi bunun.”

“Hıı başın dara geldi mi benim sülaleyi suçlan, ne varımış dayılarında, herkez işinde aşında bir öyün ek­mek mi viriyon dayılarına, günahlarını alma gardaşları­mın.”

“Ne o bakıyom sinek gondurmayyon gardaşları­na, hehhheee…” diye bir keyifli gülüyor Memet emmi. Asiye apla başlıyor:

“Söyleye söyleye dilimde tüy bitti herif şöyle bü­yük havlulu bir yer alalım, çocuklarımız birer birer kö­şesine ev yaptıralım, şöyle gözümüzün önünde olsunlar, didim nuh dedin piygamber dimedin, gavur herif, her bi­rini bi yerlere dağıttı gara Bekir’im, maşallah goluna al­tın bileziğini daktı, şüferlikten ekmeğini çıkarıyor gu­zum. Gerçi işinin yolu belli, gurbetliği çok emme gazan­cı da yerinde allahım nazardan esirgesin.”

“Hııı onu mu diyecektin zabahtan beri dilinin al­tındaki bakla o muydu. Eyi olmuş herkes başının çare­sine baksın, sen bir bana hizmet edemeyyon halen oğ­lan uşak peşindesin, ohhh azıcık aşım ağrısız başım, be­nim gafam götrümeyyor çok sesini filan garıııı. Şu gidiyi de bir eversem çok irahatlayacağım onu da atacağım bir yere amma, bu heral başımıza biraz çorap örecek gibi, işe getmediği şöyle dursun, bir de guş uçurma hastalı­ğı sardı keratayı, bu hastalık başka şeye benzemez, vi­remin çaresi olur, kuş hastalığının çaresi olmaz sen bili­yon mu bunu.”

“Eyi eyi biliyom, olmaz gomaz olsun, sen bunu yarın al git eyi tanıdığın birinin yanına koy, ustayı eyi tembihle, korkarsa sabat eder, yoksa azanlaşacak…”

“Valla haklısın garı haklısın…” diye her gün, böyle karı koca kavgalarını zevkle dinlerdik. Akşam da birlikte oturur, kritiğini yapardık. Her ikisi de haklı ol­duklarını savunurlardı, bunca kavgadan sonra artık hiç konuşmaz bunlar, derdik, ama ertesi gün yine yağlı ballı olurlardı… Ahhh eski Konyamız. Ahhhhh eski has Kon­yalı komşularımız… Hepsine Allah gani gani rahmet etsin.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>