Köksal Alver – Bitli

Köksal Alver – Bitli

Kır saçlı, uzunca boylu, düğmeleri çözülü gömleğinden göğüs kılları taşan adam, uzun bir kahkahadan sonra hırıltılı hırıltılı söyleniyor: “Nerde o eski bitler nerde? Şehre geldik ve bitsiz kaldık. Özledim vallahi tahtakurularını, bitleri, pireleri. Şimdi öyle mi? Yoklar anasını satayım yoklar. Arada bir çıkıyorlar, ne ısırdıkları ısırığa ne de bıraktıkları pislik pisliğe benziyor. Eskiler öyle miydi? Bir ısırdılar mı nah şuranız balon gibi şişerdi. Gelsin yoğurtlar, dövülmüş zeytinler, doğranmış soğanlar. Ama nafile. Bit dediğin, tahtakurusu dediğin öyle olur. Şimdikiler kibar canım. Özür diler gibi ısırıyorlar. Öyle ısıracaksan ısırma daha iyi. Değil mi ama, yalan mı söylediklerim?”

Bu söylenmenin ardından İstanbul’un bildik caddelerinde, bildik keşmekeşte yol alan belediye otobüsünde gülümsemeler, kahkahalar, şaşırmalar, istihzalar. Adam bütün bunlardan güç alıyor, ilgi odağı olması hoşuna gidiyor. Kurum kurum kurulup iyice açılıyor, iyice dağılıyor. Etrafa serseri bakışlar atıyor. Gözüne bir delikanlıyı kestiriyor. Bunca söyledikleri, atılan kahkahalar, gülen yüzler, kabarmış kanı yetmemişe benziyor, biraz daha ilerlemek istiyor; diriltmek istiyor süklüm püklüm yol alan otobüsü.

“Söyle bakayım” diyor delikanlıya “sizde hiç bit yok mu?”

Delikanlı etrafını kolaçan ediyor, kafa sallıyor, burnundan soluyor, nereden çattık bu belaya der gibi, belayı hemen savuşturmak için kestirip atıyor, “Yok” diyor.

Adam bundan bit-tabi ki memnun olmuyor, delikanlının sinirli hali tam aradığı şey; devam ediyor. “Peki tahtakurusu da mı yok yani, tahtakurusu?”

Delikanlı yakasından düşmeyen adama daha bir öfkeli sesle “Ne tahtakurusu be amca, ne gezsin bizde o pislikler?” diye bağırıyor, ağzında la havle.

Adam kahkahayı bir kez daha patlatıyor. Etrafta gülmeler. Dikiz aynasından şoför, ellisinde bir teyze ve hatta reklamlardan bilumum zevat katılıyor bu kervana.

Adam delikanlıya “Hadi oradan be, amma da attın ha. Utanacak bir şey yok bunda, burada biz bizeyiz, yabancı yok. Söyle sahiden yok mu sizde bit mit.”

“Zorla yalan mı söyleteceksin amca, yok diyorsak yok.” diyor delikanlı, öfkesinden boğulurcasına.

Adam geri adım atmıyor. “Peki aç kollarını görelim.” diyor. Delikanlı sıkılmış yumruklarıyla çattık belaya der gibi arkaya doğru ilerliyor, o hınçla düğmeye basıp neresi olduğunu kolaçan bile etmeden atlıyor otobüsten.

“Nasıl da kaçtı!” diyor adam kahkahasının arasında, “nasıl da kaçtı!”

Bu kez gülmeler yok. Şoför direksiyonda, teyze uykusunda, malum reklam zevatları yerlerinde, otobüs ise kaşına kaşına yollarda, delikanlı sinirlerini döktüğü kaldırımlarda. Adam mı? Adam, boşalan bir koltukta, yüzü pencerede, ağzında “hey gidi eski bitler hey!” Yüzünde garip mi garip bir gülümseme.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>