Köksal Alver – Hece’nin Mekânı

Köksal Alver – Hece’nin Mekânı

Hece dergisi, Türk edebiyatının köklü ve etkili dergileri arasında yer almaktadır. 1997’de yayın hayatına dahil olan dergi, kısa ömrüne rağmen uzun soluklu ve yankılı ürünler ortaya koymuş, Türk edebiyatının yapı taşlarını belirleme adına önemli çalışmalar yapmıştır. Gerek ürünleri gerekse dili, bakışı, dünya görüşü, edebiyat ve sanat algısı, medeniyet ve kültür ufku ile belirleyici bir konuma, merkeze yerleşmiştir. Kendini İslamî dünya görüşüne ve bu görüşün zengin geleneğine dayandıran dergi, Sebilürreşad, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera gibi dergilerle kendi var oluşunu irtibatlandırmaktadır. Edebiyat, sanat, düşünce ve yazı olgularına böylesi bir açıdan yaklaşmaktadır.

Hece dergisi, Ankara’da yayınlanmaktadır. Ya­yıncılığının daim merkezi olan İstanbul’un dı­şında, Ankara’da, dergi, yeni bir mekân ve mu­hit meydana getirmektedir. Hece, ortaya koydu­ğu düşünce, sanat ve edebiyat algısının yanın­da mekânsal bir var oluşun, bir yer edinmenin simgesidir. Yazarlar, edebiyatçılar ve okurlar için uğrak noktası ve özel bir çevredir. Yeni yazanlar için hep tüten bir ocak olan dergi, usta yazarlar açısından da vaz geçilmez bir mekândır.

Hece, Ankara’nın kalbi olan Kızılay’dadır. Konur Sokak, Haseki Apartmanı derginin mekânıdır. Burası tamamı büro olan bir apartmandır. Al­tında bildik bir kahvehane vardır; gürültülü-patırtılı, oyunlu, heyecanlı bir kahvehane. Kah­vehanede ise bildik tipler. Apartmanın önünde ise emektar ayakkabı boyacısı oturmaktadır: za­man zaman dergiye uğrayan, yardım eden, ki­tap ve dergi taşıyan, misafirlerin ayakkabılarını itinayla boyayan Hüseyin amca. Derginin mekânsal muhiti hayli kalabalık ve çe­şitlidir. Kocatepe Camii bir-iki sokak arkadadır. Etrafta ise sayısız dükkân yer almaktadır. Ko­nur Sokak ise hep canlı, kalabalık ve seslidir. Ya­yınevleri, lokantalar, cafeler, oyun salonları, si­nemalar, değişik mağazalar bu bölgeyi can­lı tutmaktadır. Hece, böyle bir ortamda ken­di mekânsal duruşunu ortaya koymakta, soka­ğın üretkenliğini entelektüel alana taşımaktadır. Hece, bu sokağın entelektüel haritasında müm­taz yerini almakta ve sokağa kendince anlam katmaktadır.

Odalar ve Yüzler

Hece dergisi, başlangıçta tek bir dairede hizmet vermektedir. Şimdilerde yan daire de Hece’ye katılmış durumdadır. Büro büyümüş, odalar art­mıştır. Şu an altı oda, iki salon, iki depo, bir mut­fak, iki lavabodan oluşan büyük bir büroda harıl harıl iki dergi hazırlanmakta, bir yayınevinin çı­tası yükseltilmektedir. İki salondan biri yayın yö­netmeni Hüseyin Su’nun odasıdır. Diğeri ise bir toplantı salonudur. Abdurrahim Karadeniz, Bü­lent Güler ve Nuriye Dağcı’nın da kendilerine ait birer odaları bulunmaktadır. Bunların dışında­ki üç oda ise değişik zamanlarda değişik işlere ev sahipliği yapmaktadır. Depoların biri kitapla­ra, diğeri ise dergilere ayrılmıştır. Mutfak ise sü­rekli çayın demlendiği, her öğle yemeklerin ya­pıldığı mutena ve özel bir köşedir. Her odanın kendine özgü bir grameri, kendine ait bir havası bulunmaktadır. Bu gramer ve hava hem odanın sahibinden hem de odanın işlevlerinden kay­naklanmaktadır. İşler ve işlevler, bütün bir dergi mekânını belirlediği gibi odaların da yönelimini belirlemektedir.

Hüseyin Su’nun odasında biri kendisine ait ol­mak üzere iki masa mevcuttur. Misafirler için koltuklar ve sandalyeler odaya yayılmaktadır. Masaların arkalarında tabandan tavana kitaplık­lar. Duvarlarda Hece’nin kişi özel sayılarının çer­çevelenmiş kapakları. Duvarları daha bir kişilik­li hale getiren yüzler: Mehmet Akif, Necip Fa­zıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Nurettin Topçu, Nazım Hikmet ve diğerleri. Ayrıca Hece ve Hece Öykü’nün çerçevelenmiş ilk sayıları. Gene çerçe­ve içinde hatlar; besmele, Fatiha, Hece yazıları. Girişte solda büyük bir etajer, üstünde dergile­rin uzayıp giden ciltleri. Yanında antika bir rad­yo, her daim türkü ve şarkı çalan bir radyo. Rad­yonun üstünde plaklar. Birkaç çiçek cam kena­rında. Pencere önündeki masada antika birkaç eşya.

Bu oda esasen derginin beynidir. Hece’nin bü­rosuna anlam veren bir odadır burası. Hece’nin maddi ve manevi haritasını belirleyen bir oda­dır. Gelenler hep bu odaya uğrarlar. Orada soh­bet edilir, dertleşilir, tartışılır, kaynaşılır, görü­şülür. Yazarlar, okurlar, yayıncılar, misafirler ge­nelde burada ağırlanır. Derginin ve yayınevinin tüm işlemleri öncelikle bu odada kotarılır. Dos­yalar, yazılar, konular, yazarlar, kitaplar, yayınla­nacak eserler, dergi ve yayınevinin yayın süreci ve politikaları önce bu odada konuşulur. Bu oda derginin karar merciidir. Burada alınan kararlar diğer odalara yönlendirilir ve işler böylece yü­rütülür. Kimi zaman derginin diğer işleri de bu­rada gözden geçirilir: düzeltiler yapılır, dergiye gönderilen yazılar gözden geçirilir ve tasniflenir. Oda uğrak bir yerdir ve uğrayanlarla kendi hari­tasının çizgilerini oluşturur.

Odanın kendine has bir havası ve ruhu vardır, o hava ve ruh içeride oturanı sarıp sarmalar. Oda da tıpkı editör gibi ağır bir odadır, müzikler de genelde ağırdır. Bir asude köşedir aynı zaman­da. Sakin, dingin, derin, sessiz, nümayişsiz, şata­fattan uzak bir oda. Çılgınlıklara, aşırılıklara hat­ta uçarılıklara izin vermez bu oda. Gelen ağır ağır, usul usul, efendi efendi koltuğa ilişip otu­rur. İçin için bu odanın retoriğine itiraz edilebi­lir, havası fazla ağır bulunabilir. Ancak ciddi ve uzun soluklu bir iş için, bir yürüyüş, duyuş, du­ruş ve bakış için bu gereklidir. Belki yıllar sonra anlaşılacak bir gereklilik. Bir boşluk oluştuğun­da yakıcı bir şekilde anlaşılacak bir gereklilik ve duyarlılık.

Abdurrahim Karadeniz’in odası derginin takip merkezidir. Büyükçe bir masa, bilgisayar sehpa­sı, birkaç misafir koltuğu ve duvarları süsleyen tabloları ihtiva eden bu oda, abonelik işlemleri, kitap basımı, kitap kapakları, faturalama, kâğıt alımı, tahsilat işleri, yayın ve matbaa takipleri ile uğraşır. Şehir dışındaki okurlarla bu oda iletişim kurar. Bu ve benzeri işler odanın, derginin ge­nel rutini için ürettiği işlerdir. Dergi arka planda pek çok iş üretmek, işleri takip etmek zorunda­dır. Bu oda o işlerin bir bölümünü üstlenmiştir. Fakat bir de bu odanın havasından söz etmek icap eder. Diğer odanın aksine burası daha fark­lı bir hava üretir. Tütün ve çayın eksik olmadığı bu oda biraz daha esnek ve espritüeldir. Abdur­rahim Karadeniz’in ilgileri, merakları ve muhab­beti odanın havasını belirler bir bakıma. Hemen her konunun konuşulduğu odada başat mevzu­lar ise futbol, balık, güvercin ve baldır. A. Kara­deniz, ayrıntılı, heyecanlı ve iştahlı üslubu ile ko­nulara farklı tonlar verir.

Bülent Güler’in odası ise işlerin kotarıldığı, der­gilerin ve kitapların hazırlandığı, dizgilerinin ya­pıldığı, baskıya hazırlandığı odadır. Aynı zaman­da derginin hafızasını ihtiva eden büyük bir bil­gisayar masada yerini almıştır. Yanında yazı­cı. Sehpada küçük biblolar. Duvara dayalı bir ki­taplık. Panolarda ise takibi yapılan işler ve kimi resimler. Bülent Güler, soyadı gibi güleç biri­dir, cevvaldir, pek çok işi kotarır. Derginin yükü­ne ortak olur. Derginin gerçek mutfağıdır den­se yeridir. Derginin ve kitapların matbaaya gön­derildiği son nokta burasıdır. Aynı zamanda ya­zarların uğrak noktasıdır bir bakıma. Yazarın ki­tabının ilk halini gördüğü oda burasıdır. Kitap­ların ve derginin ilk okuyucusu Bülent Güler’dir, bu oda ilk okuma odasıdır.

Toplantı salonu Hece’nin bürosu açısından kay­da değer bir yerdir. Büyük oval bir toplantı ma­sasının etrafına dizili koltukların, onların ara­sında ise duvara dayalı diğer koltuk ve seh­palar yer almaktadır. Duvarlarda çeşitli tablo­lar bulunmaktadır. Bu salon büyük toplantılara, yazar-okur buluşmalarına, özel okuma grupları­nın aktivitelerine, seminerlere, öğrenci toplantı­larına, kitap okuma gruplarına ev sahipliği yap­maktadır.

Dergi işlerinde en çok öne çıkan husus, derginin ve kitapların paketlenmesi, kargoya ve posta­ya gönderilmesi yahut kitapçılara dağıtılmasıdır. Dolayısıyla böylesi işlerin yürütüldüğü bölümler dergi bürolarının can alıcı odaklarıdır. Hece’nin sekreterlik odası bu işlevleri yürütmektedir. Bir büyük masa, bir bilgisayar masası ve bir de ki­taplığın bulunduğu oda, dergilerin ve kitapların paketlenme işlerini içerir. Dergi paketlemek esa­sen bir derginin mutfak işlerini özetler: dergi, kendi mutfağına girecek yakınlıkta kişilerce ya­hut kendini dergiye yakın hissedenlerce paket­lenir. Dergi paketlemek, çok özel bir iştir bu yüz­den. Aynı zamanda bir okurluk ve yazarlık basa­mağı sayılır. Hatta bir terbiye işi olarak da görül­düğü olur çoğu zaman. Dergi paketlemeyi ken­dine yediremeyen, bu yolda tökezlemiş sayı­lır. Dergi paketlemek, yazarlığın, okurluğun, ya­zının insana verdiği kibri kısmen alır. Başka açı­dan ise onu özel bir insan kılar. Herkes dergi pa­ketleyemez çünkü, her yazara dergi paketlemek de nasip olmaz ayrıca. O bakımdan bu oda bel­ki Hece’nin bürosu için çok daha farklı açılardan değerlendirilmesi gereken bir odadır.

Bir de mutfaktan söz etmek gerekir. Hece’nin mutfağı özeldir. Her an sıcak ve taze çay bulu­nur. Arada bir sunulan kahveleri de anmak ge­rekir. Öğlen mutlaka yemek çıkar. İnsanları do­yuran bir mutfaktır. Mutfağın sahibi ise Nuriye hanımdır. Leziz yemekleri misafirleri tarafından beğenilir. Yemeği yenir, çayı içilir biridir.

Hüseyin Su

Hece, yaslandığı geleneğin etkili dergile­ri olan Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat’tan ayrılır. Mavera’ya benzetilebilir. İlk üç dergi belirgin bir şekilde bir üstad/usta etrafında kimliklenir. O üstadın nefesi derginin her yanına yayılır; nefe­sin imkânlarını ve imkânsızlıklarını birlikte bü­tün sayfalarında gösterir. Hece belirgin bir üsta­dın ön ayak olduğu, çekip çevirdiği, her şeyi be­lirlediği bir dergi olmamıştır. Dergiyi tasarlayan çekirdek halka hemen hemen birbirine denk­tir; yaş, tecrübe, ürün ve etki bakımından arala­rında uçurumlar yoktur. Belki ağabeylik derece­sinde bir ayrışma olabilir ancak bu üstadlık ya­hut ustalık derecesi değildir kesinlikle. İlişki­ler bu çerçevede başlamış ve yürümüştür. Eleş­tiriler rahatlıkla ağabeylerin yüzüne söylene­bilmiştir. Dergiden kopuşlar hemen başlayabil­miştir. Gençler ağabeylere kafa tutabilmiş, on­lara naz yapabilmiş, kimi zaman küsebilmişler­dir. Bütün bunlar Hece’nin esnek bir yapı arzetti­ğini gösterir.

Hüseyin Su, derginin başından itibaren editö­rü ve yayın yönetmenidir. Ama o aynı zamanda bir editör ve yayın yönetmeninden daha fazla, daha başka biridir; bildik bir editör değildir. İlk sayı kadrosunda yer alan diğer ağabeylerle bir­likte dergiyi tasarlamış ve yayın hayatına dahil etmiştir. Ne ki zaman Hüseyin Su’yu diğer ağa­beylerden daha öne çıkarmıştır. Bu husus he­men her dergide rastlanılan kaderimsi bir du­rumdur: dergi zamanla kendi içinden birini öne çıkarır yahut biri dergiyi daha fazla üstlenmek, sahiplenmek zorunda kalır. Hüseyin Su, bu zo­runluluğun ortaya çıkardığı ama derginin bütün yükünü omuzlayan gerçek bir ağabeydir. Bugün gelinen noktada derginin adıyla eşleşmiş bir ki­şiliktir.

Hece dergisi’ni konuşmak Hüseyin Su’yu konuş­mak demektir bir bakıma. O bunu hak etmek­tedir öncelikle. Adeta kişiliği ile Hece ile bütün­leşmiş biridir. Dergiyle içselleşmiş, dergiyi bü­yük bir tutku, heyecan ve ideal olarak kavramış­tır. Benliğinden bir parça yapmıştır dergiyi. O bir usta veya üstad mıdır? Diriliş, Edebiyat ve Büyük Doğu gibi bir dergi mi olmuştur Hece? Hüseyin Su, bu dergilerin yapısı gereği sahip olduğu bir usta mıdır? Hâlâ o dergilere benzemeyen yönle­ri çoktur Hece’nin, aynı zamanda Hüseyin Su da hâlâ o eski editörler gibi değildir. Ancak bir be­lirginleşme, bir otorite olma yönü de yok değil­dir. O bakımdan Hece kısmen Hüseyin Su’dur; onun emeği, gölgesi, nefesi, canı, gönlü, haya­li ve düşüdür. Editördür ve otoritedir, bu kesin. Ama otoriter midir; yani her şeyin kendi sözle­ri ve niyetlerince belirlendiği bir otoriter midir, bu tartışılır. Etkilidir, belirleyicidir ama aynı za­manda kişiyi, yazarı kendi yoluna bırakandır. Dergi sayıları, dosyaları onun merkezde olması­na karşın gücü paylaşan, ortak işlere gönül bağ­layan, ortaklıktan hoşlanan, ‘arkadaşlar’ huku­kuna bağlı olan biri olduğunu gösterir. Hüseyin Su, ne kadar disiplin, titizlik, samimiyet, dirayet, ısrar, takip, otorite, karizma ise bir o kadar da ar­kadaş, yoldaş ve dava eridir. O büyük bir itinayla arkadaşlık halesini önemseyen, sıcak tutan, sağ­lam tutan biridir.

Hece, on sekiz yıldır hep ayın başında çıkmak­tadır. Alışılmış olan bu husus, esasen Hüseyin Su’nun meseleye nasıl baktığının, onun nasıl bir imge olduğunun temel referansıdır: o her işi­ni böyle algılar çünkü. Dergi ayın birinde çıkma­lı, şaşmaz bir şekilde o gün raflarda yerini alma­lıdır. Ve hep böyle olagelmiştir. Bu baştan beri Hece’nin ontolojisini belirleyen bir ayrıntıdır. Dolayısıyla Hece, ayın birinde çıkmak demektir; yani belli bir doğrultuda, sapmadan idealler ve ülküler için yürümektir. Hüseyin Su, bunu imge­ler, bunu söyler. Dergi bürosunun temel taşıdır. Hece’nin, mekânının sahibidir.

Gidenler ve Gelenler

Hece’nin bürosu, onlarca yazar, onlarca okur, on­larca kişi görmüş, bu yüzlerden renkler ve esin­tiler almıştır. Bahsi geçen odalara ne kadar yüz bakmıştır acaba? Kaç acemi yazar geçmiştir bu bürodan ve kaçı usta yazar olmuştur? Kaç usta yazar konaklamış masalarında ve sonra yeri­ni yeni yazarlara bırakarak başka diyarlara yel­ken açmıştır? Ya, Ankara dışı için bu büro ne ifa­de etmiştir acaba? Başka şehirlerden Ankara’ya gelenlerin uğrak noktası olmamış mıdır? Böy­le olmuştur. Yayınevleri ve dergiler, gelenler için bir uğrak noktasıdır her zaman. Oraya uğramak, orada soluklanmak, orada halleşmek adetten­dir.

Her derginin kaderi gidenler ve gelenlerle belir­lenir. Mekân, biraz da gelenler ve gidenlerle şe­killenir, anlam bulur, kimlik kazanır. Kuşkusuz Hece’nin mekânsal izdüşümünde onca yüz ve bakış yer almaktadır. Dergi onlarca yüzü ağırla­mış olmasının yanında hep çekirdek ekibin de­ğiştiğine tanık olmuştur. Ama bütün dergi bü­roları gibi Hece’nin bürosu da edebiyatın haya­ti hususlarını kendi yüzünde temsil etmiş, büro­nun ne denli katmanlı, etkili ve çoğul bir aktör olduğunu belgelemiştir. Görülmektedir ki, bir dergi bürosu, edebiyat tarihin en ilginç ayrıntı­larından biridir. Dergi bürosu edebiyat ilişkileri­nin karmaşık yönlerini kendi bünyesinde tem­sil eder ve bunu örnekler. Edebiyatın adeta giz­li çekmecesidir dergi büroları. Hece’nin mekânı tüm yönleri ve açılımlarıyla bu çekmecede yeri­ni almıştır. Yüzlerce dergi bürosunun örnekledi­ği pratiği, kendi dili, bakış açısı ve yaklaşımı ile yeni zamanlarda sürdürmektedir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>