Köksal Alver – Köprübaşı

Köksal Alver – Köprübaşı

Balkona çıktım. Sabahın erkeni. Deniz kokusunu içime çektim.

Karşımda Unkapanı köprüsü, Şişhane yokuşu.

İki köprü yetmezmiş gibi bir de metro köprüsüyle iyice boğulan Sokullu Camii ve çeşmesi. Boynunda urganlar sanki!

Daha ilerde İstanbul silüetine inat gökdelenler.İflah olmaz göğü delme yarışının mağrur heykelleri.

İki yaka İstanbul. Hep böyle miydi İstanbul?

Fatih-Harbiye klasiği. Pera-Süleymaniye diyalektiği.

Hâlâ öyle sanki İstanbul. Kaç İstanbul? Çok İstanbul.

Bakışlarımı köprüye indirdim.

Hiç eksilmeyen arabalar. Her saat. Seyyar arab lar. Nohut-pilavcılar, simitçiler. Köprünün şenliği.

Bir de balık tutkunları tabi. Balık tutkunları mı acaba? Bunca insanın gece-gündüz, sabah-akşam köprüleri mesken tutmasının anlamı sadece balıkla izah edilebilir mi?

Oltalarını salmışlar Haliç sularına.

Ağızlarında ya bir sigara, ya bir türkünün kırık- dökük nağmeleri. Bir ıslık belki de.

Yahut koca bir suskunluk. Martılarsa her yanda.

Çığlık çığlık.

Bu saatte bunca insan o köprüde ne arıyor?

Umutlarını mı, kayıplarını mı?

Oltalarına takılan ne? Balık mı?

Belki en son balık.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>