Deneme

Köksal Alver – Taşranın Ahbab Koynunda

Zaman usul usul akar. Usul usul ve bolca. Ne çok zaman, ne çok mekân. Engin mi engin mekânlar: Genişlik, ufuk, alabildiğine yayılmış ova, derin vadi, yere yapışmış gökyüzü, pamuk pamuk bulutlar. Zaman ise bol: akmak, geçmek bilmeyen zaman. Saatler bile üşengeç. Tiktakları belli belirsiz. Taşrada her şey usul usul, acelesiz, köpüksüz. Yavaş. Hıza yüz dönmüş, aceleyi başından savmış. Telaş yok, panik yok. Yetişme kaygısı hiç yok. Taşra bu; aceleye gelmez, iki ayağı bir papuca sokmaz.

Yanın yören dolu. Dolu dolu bakan gözler, ışıldayan, güven veren bakışlar. Dostlar, arkadaşlar, akrabalar. Hep tanıdık, hep bildik. Herkes her yanda. Herkes yanında, yörende. Üstüne titreyenler. Kalplerini sana ayarlayanlar. Seni kolaçan edenler. Gözleri gibi sana bakanlar, seni koruyanlar, sana kol kanat gerenler.

Taşra göz önünde olmaktır, çünkü taşra bakmaktır, sürekli bakmaktır. Taşra bakıştır. En çok ahbapların gözü önünde olmak, sonra herkesin ve herşeyin bakışları altında olmak. Taşrada herkes bakar. Taşrada her şey bakar sanki. Dağlar, taşlar, ağır ağır yürüyen ihtiyarlar, yol ortasında muhabbete tutuşmuş kadınlar, taşıtlar ve hayvanlar bile. Hele taşranın ilmini ilmek ilmek dokuyan eşyalara sormaya bile gerek yok. En çok eşyalar bakar taşrada; etrafta olup biteni, usul usul geçen zamanı, bildik saat tiktaklarını eşyalar hayretli gözleriyle seyreder durur.

Bir beşik taşra. Usul usul sallanan, uykulara doyuran aynalı beşik. Beşiğin yumuşak karnında yani Ali Emre’nin dediği gibi ‘taşranın ahbap koynunda’. O beşiğin yumuşak döşeğinde, kuş tüyü yastığında, sımsıcak bakan gözlerin ısısında. Ahbapların dibinde, yakınında. Yakındır çünkü taşra. Taşra yakın olmaktır, el uzattığında dokunmaktır, tutmaktır. Tutamaktır taşra.

Ahbap bir iklim taşra. Muhabbetin her yandan aktığı, her yanı huzurun doladığı nadide bir iklim. Bir aşı. Bir alışma. Tehlike de burada. Taşranın ahbap koynu, uyutur mu uyutur insanı. Bir beşik gibi sallar mı sallar, uykulardan uykulara geçirir, uykulara batırıp çıkarır, uykuya doyurur. Oysa insan uyanmalı, uyanık olmalı. Taşraya dışarıdan şöyle bir bakmalı. Yuvanın emniyetini sağlamalı. İçinde uyuyarak değil tabii; dışarıdan nasıl olduğuna bakarak, kolaçan ederek, gedikleri görüp tıkayarak, göçükleri onararak, yıkıkları toparlayarak. Yoksa beşik uyutur mu uyutur, rahatlatır mı rahatlatır. Öyle bir uyku ki, uykular kaçırır sonra; rahatlığı ise batıcı bir hal alır.Taşranın ahbap koynu. Kimi zaman uykulu gözler, kimi zaman uykulu iken haramilerin baskınına uğrama tehlikesi. Kimi zaman muhabbetin dem alması, kimi zaman muhabbetin boğması. Taşranın ahbap koynu. Sürekli bir alışma, sürekli bir tekrar. Etraf dolu, dolu bakışlar her yanda. Dolayısıyla şımarma had safhada. Taşra şımartır, yalancı bir özgüvene, pervasızlığa aralanan bir pişkinliğe daldırıp çıkarır insanı. Bu bakımdan taşra, dikkat ve rikkatin tetikte olmasını gerektiren bir özge mekândır.

Etiketler
Devamı

Köksal Alver

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı