Mahmut Sami Aldur – Derviş Zikri!

Mahmut Sami Aldur – Derviş Zikri!

Bir umut yeşerir evvela. Ço­cuk gülerse renk gelir baharın yüzü­ne. Ressam boyar, terzi diker, derviş zikreder ki doğar güneş.

Fikredene açıktır kapılar.

Çocuk gülüşündeki masumi­yet dokunsun sayfamıza. Yeni sayfa­lar bulsun bizi. Sarılmadık yara kal­masın gönüllerde, umulmadık acı­lar yaşatmasın yaratan. Bir yağmurla gelsin vuslatı bu demin, en derinden sarsın kelimelerimizi.

Eskidiler eskiciler, eskimezdi sevinçlerimiz, şimdi bile yeniler.

Piercing takan küçük hanım ve âşığı mücahitler. Size anlatıldı­ğından farklıdır mesele. Mesela dı­şarıdan göründüğü gibi değildir her şey gibi bu şey. İçerden bakınca ek­sik gördüğümüzdür hayat. Dosttu dedeleriniz, dost öldüler.

Rüzgâr esti, yaprak kımıldadı. Düştük yola. Yolundadır yolcular. Ayrı safhalardan aynı saflara.

Yükte ağır pahada hafif sözler aldık yanımıza. Bayram gibi giyindik, harman gibi soyunduk. Yankı bulsun değil say ki bulsun istedik sözümüz seni. Say ki bulsun, sanki bulsun!

Yol varsa adımımız, ümit var ki adımız var.

Geç başlayan yolculuk, telaş­la yetişilen dost meclisi, yaşımıza düşülen notlar, bir yanımıza düşen sancı ve karşımızda bütün heybetiyle duran hayat, nasıl da hoyrat! Bırak­tık sizi ustalar. Çırak çıksın emek­lerimiz. Bırakın çıraklar çıksın yola. Adımız çıksın, aklınız çıksın.

Toprağa düşünce kendini bu­lur ya tohum, düşündükçe sırra yü­rür kulluğum.

Hoş gördük kusurları insa­na ve topladık meyveleri ağaca say­gımızdan. Sus deseler susmadık, küs deseler küsmeyiz. Barıştıran biziz kendimizde mevsimleri, kavuşturan biz, bir ayrılığı diğerine. Vazgeçsek yoldan, öksüz kaldı o vakit yol. Yo­lumuzdan geçmek değil, oklar düş­se de böğrümüze, o yoldan geçmek düşen bize.

Açıldıksa uzaklara, asıldıksa küreklere bin tohum düştü yürekle­re, coştu deniz, şehrin öte yakasın­dan koştu adam.

Bir adam isterse küçülür dün­ya, bir adam düşlediyse büyüktür. Anahtar kilide yakışır, acılar gülüşe. Harf aynı harf, kelimeler aynı. Söyle­yen dudak değişti, işiten kulak.

Hayır, sözümüz size değil ma­dam. Çünkü dilden değil özden dö­külür sözümüz.

Yeter çekin gölgenizi, karanlık yüzlü tiranlar çekilsin şehrimizden. Çocuklara kalsın meydanlar, bahçe­miz mahallemiz. Bizim kucaklaştığı­mız gün, sizin ayrılık deminiz.

Eşyaya verdiğimiz değer de­ğil hikmetine erdiğimiz kudret hük­mediyorken geceye ve gündüze, ha unutmadan.

Baharın yüzüne renk geldi. Güldü çocuk.

Demek geldi sırası söyleyelim madem, Âdem sevmişti Havva’yı, oğludur sevginin matem.

Şimdi diksin terziler.

Kâinatın esrarına boyasın şeh­ri ressam. Güneş doğacak şimdi. Zikre dursun dervişler…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>