Ahmet Sarı DosyasıDosya

Mehmet Kahraman – Ahmet Sarı’nın Öykülerinde İnsan ve Hayat

Mehmet Kahraman – Ahmet Sarı’nın Öykülerinde İnsan ve Hayat

Öykünün hayat teklifi karşısında yazarın tutumu nedir? Yazar öyküsünü nasıl görür? Ya da şöyle mi sormalı: Öykü yazara nasıl görünür? Son iki yıla üç kitap sığdırmış bir öykücü olarak Ahmet Sarı’nın öykü penceresinde görünenler; acımasızlığın, korkunun, çaresizliğin ve hayat dışına itilmişliğin resmidir. Hece Yayınları’ndan çıkan Merhamet Dilercesine Gökyüzüne Bakmak, yazarın ilk hikâye kitabı. Diğer iki kitap Korku ve Dehşet Üçlemesi üst başlığıyla Çizgi Yayınevi’nden çıkan Ve Asma Yaprakları Gibi Titreyen El ile Sağ Omuz Meleğimin Omzundaki Sağ Omuz Meleği kitapları.

Sarı, öykülerinde hayatın içinde her gün gördü­ğümüz, duyduğumuz, haber kanallarında sey­rettiğimiz, gazetelerde üçüncü sayfa haberleri diye tabir ettiğimiz olayları öyküleştirir. Bu yüz­den onun öyküleri hayatın sert yüzüne denk düşer. Anlık tepkiler, patlamalar, şuursuz hare­ketler sonucu heder olan bir yaşamın kırılgan tarafına tutar kalemini. Bir tarafta şiddet uygu­layanlar, cinayet işleyenler varken diğer taraf­ta kurban rolünü üstlenen masumlar söz konu­sudur. Buradan hareketle diyebiliriz ki, Sarı’nın öykü kişileri genelde psikolojik açıdan sorun­lu tiplerdir. Karakterler silik, kendileriyle barışık değil ve büyük bir boşluğun içindedirler. Ken­dilerinden utanırlar. Yaşadıkları bütün olumsuz­luklara rağmen etrafındaki insanların (genelde anne-babalar) mutluluğunu düşünerek hare­ket ederler. Hep uç noktadadırlar. Denge yoktur onun öykülerinde.

Merhamet Dilercesine Gökyüzüne Bakmak, ken­di olarak var olmayı beceremeyen insanların merhamet dilercesine bekleyişlerini konu alı­yor. Bu bekleyiş öykülerin can damarını oluştu­ruyor. Burada okur merhamete çağrılıyor adeta. Onu dipten yakalayacak bir duyarlıkla kurulu­yor öyküler. Ölüm, boşluk, aile dramları, yalnız­lık, utanç, öykülerin merkezini oluşturuyor. Bu durum konu çeşitliliğinden öte, aynı konunun derinlemesine ele alınması şeklinde okunabilir. “Boşlukla Bir” öyküsünün kadın kahramanı Ali­ye, erkek çocuk beklerken dördüncü çocukları da kız olan bir ailenin Aliye ismini verdikleri kız­larının zamanla Ali’ye doğru evrilmesini; bu dö­nüşümde anne babanın arzuları doğrultusunda Aliye’nin kendinden vazgeçişini ele alıyor. Aliye bu dönüşümde ne yaşıyor, onu görüyoruz. Aile­nin mutluluğu uğruna… Aliye’nin kendi olmak adına hiçbir çaba göstermeyişi önemli. “Annem babam, Aliye’deki Aliye’yi değil de, Ali’yi istiyor­larsa Aliye, Aliye olmamalıydı. Ali olmaya doğru evrilmeliydi.” (s.14) Ali’yi yaşatmak için Aliye’yi öldüren kişimiz, bir noktadan sonra kendi be­deninden de vazgeçmek zorundadır. Fıtratın te­cellisi olarak beden fikre değil kendi doğasına tabidir. Aliye’nin Ali olamayacağını, öyle olma­ya çalıştıkça kendine zarar vereceğini söyler. Fa­kat Aliye’nin aklında hâlâ ‘anne babasını mut­lu etmek’ vardır. Kadınlık emareleri gösteren vü­cudunu yok etmek için açlığı seçer. Böylece Ali olmaya daha çok yaklaşacaktır. Ama olamaya­cağını kendi de bilir. “Sıfır kiloyu” hedef alan biri mutlu yarınları düşünmez. “Boşluk ve yalnızlık belki bu şekilde beni içine alır.” diyerek kendini teselli eder.

“Boşlukla Bir”in Aliye’sinde olduğu gibi, “Ağız­dan Gelen Kan Ve Saire” öyküsünün Zafer’i de benzer durumdadır. Otobiyografik özellikler ta­şıyan öyküde Zafer, hem bedenen hem ruhen zayıftır. “Yazmayı” varoluş biçimi olarak seçmiş­tir. Kendisiyle barışık değildir. Aynanın karşısına geçtiğinde kendisini “nefretle” izler. İnce yüze, sivri burna ve fareye benzeyen kulaklara sahip­tir. Kendine karşı bu acımasız tavrı onu kararsız­lığa sürüklemekte ve çaresizliğini artırmakta­dır. Kendini kabul etmeyen ve acınacak durum­da olduğunu düşünen çoğu insan gibi o da baş­kalarının rahat ve mutlu yaşadıklarını zanne­der. “Herkes ilkin çocuk, sonra ergen, sonra ol­gun biri olup sonra da gönül rahatlığıyla yaşla­nırken…” “Silik kişiliğe sahip olmanın bu dünya­da nasıl da beraberinde acılar getirdiğini,” ken­dine ikrar eder. Öyküde baba olumsuz karak­ter olarak devrededir. Kendi gerçekleştireme­diği hayalleri oğlunun yapmasını ister. Bu ne­denle Zafer’le baba arasında gizli bir savaş var­dır. Ama bu savaşta Zafer, Aliye gibi, kendine za­rar vermeyi seçer. Ve yemekten vazgeçer. Bu se­çim beraberinde ölüme götürecek süreci hazır­lar, veremin metastaz yaptığı gırtlak tüberkülo­zundan ölür.

Yazarın Korku Ve Dehşet Üçlemesi, üst başlığıy­la kitaplaştırdığı öyküler, ilk kitaptaki öyküler­den farklı bir yerde durur. Kitaplardaki öyküler Sarı öykücülüğünün genel izlerini taşırken Mer­hamet Dilercesine Gökyüzüne Bakmak’taki psiko­lojik derinlikten, karakterlerin bireysel zayıflıkla­rından ve zaaflarından uzaktır. Öykülerin kısalı­ğı ve verilmek istenen duygu düşünüldüğünde, anlatıma uyan haber metni diyebileceğimiz bir anlatım tercih edilmiştir. Bakış, görülenin de üs­tünde bir görenin olduğu anlatıya dönüşür. Sarı, dili en yalın haliyle kullanır. Vermek istediği etki­yi bu sayede verir. Lafı uzatmaz. Görüntü ne ka­darsa, öykü de o kadardır.

Korku Ve Dehşet Üçlemesi, adından da anlaşı­lacağı üzere, insanların cinnet hallerini, şiddet patlamalarını, karşısındakinin hayatına son ver­meye kadar giden yaşamları ele alır. Korku ve dehşet teması etrafında şekillenen öyküler, in­sanın kanını donduran, tüylerini ürperten gö­rüntülere dönüşür. Bilerek ve isteyerek işlenen cinayetlerin yanında istenmeden/farkına varıl­madan neden olunan olaylar içte bir sızı biçi­minde oturup kalır. Özellikle çocukluk hallerine dair masum olaylar insanı derinden etkiler. Çe­lik çomak oynayan çocuklardan erkek olanının çeliğe sert vurmasıyla onu tutmaya çalışan kızın gözüne gelmesi ve kızın gözünün akmasına ne­den olması… O anne babanın çığlıkları, kızın acı içinde yerde kıvranması, erkek çocuğun oldu­ğu yerde donup kalması, yaşananları ve bundan sonra yaşanacakları çok net bir şekilde göste­rir. Çocukluğun bir başka masumane olayı “Can­çekişen” öyküsüdür. Tarlada çalışan anne büyük çocuğundan küçük kızını kendisine getirmesini ister. Büyük olan, küçük kızı annesine götürsün diye, önünden geçen sulama kanalına iter. Olan olmuştur artık. Anne çocuğu yakalayamaz. Ar­kasından ne kadar koştursa da çabası nafiledir. Kız boğulmuştur.

İnsan doğasında var olan kötücüllük, hiç bek­lenmedik bir anda kendini gösterir ve hiç olma­yacak şey olur. Balık tutmaya gittikleri arkada­şıyla konuşmak isteyen birinin, arkadaşının ko­nuşmaması ve üstüne üstlük ondan daha çok balık tutması sonucu kendini kaybeden ve ar­kadaşını öldüren kişi hırsının, öfkesinin kurba­nı olur. Yine aynı şekilde “Cenin Pozisyonu” öy­küsünde karısıyla alış verişten gelen adamın ne­den çıktığı tahmin edilen bir olay sonrası şidde­te dönüşen eylemine tanık oluruz. Kadın kocası­nın eylemi sonucunda kendini cenin pozisyonu alarak koruyabilir yalnızca.

Hayatta öyle şeyler yaşıyoruz ki, televizyonlarda gördüğümüz vahşet haberleri ya da gazetelerin üçüncü sayfalarında okuduğumuz insanlık dışı fotoğraflar sıradan hale gelebiliyor. Bazen “çağ” diyerek hafifletici sebepler bulup günlük yaşan­tımıza dönüyoruz, ama bizim dışımızda gerçek­leştiği için yok farz ettiğimiz, önemsemediği­miz olaylar yaşamın bir noktasında bizleri de içi­ne alıyor. İnsanlık nasıl bu hale geldi, dediğimiz olayları okuyoruz Sarı’nın öykülerinde. “Yerde­ki Göz” öyküsünün çocuk kahramanının kurban kesimi sonrasında hayvanın gözünü çıkarıp eli­ne alması ve onu top yapıp oynaması bile çoğul görüntünün içinde kaybolup gidebiliyor.

Sarı’nın öykülerinde birkaç kelime/kavram var dikkatimizi çeken. Bunların öykü izleğinin teme­lini oluşturduğunu düşünüyorum. Öykülerin ya­zılış nedeni de diyebiliriz. Çünkü oradan neşet ediyor Ahmet Sarı’nın öyküsü. Nedir bu kavram­lar? Ana rahmi, boşluk, korku, ölüm. Ana rah­mi beş öyküde geçiyor ve sıcaklık, sığınılacak yer olarak önemli bir gerçeği imliyor. Hayat kar­şısında bunalan ve çıkışsız kalan kişiler ana rah­minin sıcaklığına kendilerini bırakmak istiyorlar. Bu dünyada bulamadıkları huzur oradadır; ken­diliğinden ve hiçbir zorlama olmadan. En sıkın­tılı haldeyken bile cenin pozisyonuyla kendileri­ni korumayı düşünürler. Belki de hiç düşünme­den, refleksle bu gerçeği yerine getirirler. Ana rahmi salt bir kaçışı da karşılamamaktadır; mer­hamet ve acımayla ilgili de bir göndermedir. Ra­him isminden kaynaklı bir sevgidir insanın iste­diği. Bu sevgiyi en çok karşılayan anne ve dola­yısıyla da ana rahmidir.

Boşluk, varoluşla da ilintilenilecek temel bir ger­çek. Kimlik, kişilik, vb. bütün psikolojik gönder­meleri bu kavramda ele alabiliriz. Kendi varolu­şundan kopan insanın yaşadığı bir hayat söz ko­nusudur öykülerde. Mutsuzluk, ümitsizlik, çıkış­sızlık boşluk hissini tetiklemektedir. Karakter­ler “boşlukta” gibidirler ve bu nedenle “boşluğa eklemlenmek” isterler. Bu eklemlenme fetüsün ana rahmine tutunmasında saklıdır, varoluşsal boşluğun tamamlanmasıdır bir bakıma. Bu ek­sik tamamlanmadığı sürece “zemin kaybı,” “ko­puş” ve “boşluk” kişileri kendi derinliklerine sü­rükleyecektir.

Korku, Ahmet Sarı’nın üzerinde durduğu bir başka konu. Çoğu öykülerde özellikle üstü­ne basarak vurguladığı temel bir gerçek. Kor­ku, Ahmet Sarı’nın ilk kitabında merhametsizlik­ten kaynaklı ve özellikle karakterlerin yaşadığı bir durum iken, üçlemede okuru hedef alan şid­det eğilimleri söz konusu. İnsanda korku iki tür­lü kendini gösterir: birincisi, tehdit algısıyla te­tiklenen bir sinme, geri çekilme; ikincisi ise, uya­rıcı mahiyette ortaya çıkan yaşamsal bir meka­nizma. Korku duygusal bir tepkime olduğu için her kişide aynı olması beklenemez; bazıları sal­dırgan eğilimler gösterirken, bazılarında içe ka­panma olabilir. Asıl sorun insanın korkularına teslim olmasında başlar. “En çok neden korku­yorsun?” sorusuna verilecek cevaplar davranışın kaynağını da açıklar. Yazarın korkuyu bu denli derinlemesine işlemesi okurun korkuyla yüzleş­mesini ortaya koymaktadır.

Ahmet Sarı’nın öykülerinde önemli bir yer tu­tan bir başlık da ölüm. Bu konu karakterlerle de yakından alakalıdır. Çoğu öykünün finali ölüm­le biter. Çünkü ölüm karakterler için bir kurtu­luştur. Başkalarından bekledikleri merhame­ti onlara ölüm sağlar. Kişilerin yaşayışları öyle bir noktaya varır ki, okur da ölümden başka bir şey beklemez karakterler adına. Yaşanan acı an­cak ölümle son bulacaktır. Ölümü, öldürme ile birlikte ele almak gerekir. Ölüm kaderde takdir edilmiş bir vade iken, öldürme veya öldürme is­teği, öykü kişilerinin kendi içlerinde yaşadık­larının (kıskançlık, bir şeye ulaşamamak, aczi­yet gibi) bir dışa vurumudur: Karakterlerin boğ­ma isteği, ellerindeki bıçaklar, her yerin kan ol­ması… Sanki bu durum dünya düzeniyle alakalı imiş gibi görünür. Ve Asma Yaprakları Gibi Titre­yen El kitabında aralara yerleştirilmiş vahşi hayat belgesellerinde görmeye alışık olduğumuz gö­rüntüler bunun kanıtı olarak okunabilir. Boğazı­na vahşi hayvanların dişleri saplandığında göz­leri büyüyen ceylanlar, hırıltılı nefes almalar, si­neklerin ölen hayvanların gözbebeklerine kon­ması… Sarı’nın hayatı okuma ve görme biçimiy­le çok yakından alakalıdır.

Yalnız şu noktada bir itiraz getirilebilir: Bazı öy­küler haber kanallarında gördüğümüz görüntü­lerden birebir alınmış izlenimi veriyor. Okurken, ben bunu haberde görmüştüm, diye düşünüyo­ruz. Ayrıca, bir önceki paragrafta bahsettiğim, belgesel görüntüleri de bizi aynı düşünceye sü­rüklüyor. Bu tutum kitap bütünlüğü içinde bir­kaç kere tekrarlandığında yazar için handikaba dönüşme riskini de beraberinde getiriyor.

Sonuçta hepimiz gördüğümüz ve algıladığımız gerçekliği yaşıyoruz. Hayatımızın büyük kısmı yaşamın getirdiği paradokslarla örülü. Bugün baktığımızda, çağın insanı bütün teknolojik ve ekonomik gelişmişlik yönünden beklentilerinin önemli bir bölümünü karşılayabilmesine rağ­men, mutluluk ve huzurdan uzak yaşantısı için­den çıkamadığı bir kaosa dönüşmüştür. Bunun neticesinde yaşadığı ruhsal çöküntü, psikolojik travma kişilik sorununa neden olmakta, hastalık derecesinde kötücül davranışlara yol açmakta­dır. İnsan beklentileriyle gerçekte yaşadığı haya­tı dengeleyemediği sürece, içinde var olan ka­ranlığa yenilecektir. Sarı’nın öyküleri hayatın bu karanlık yönlerine, insan psikolojisinin derinli­ğinde var olan eğilimlere bir sondaj yapma ola­rak değerlendirilebilir.

Etiketler
Devamı

Mehmet Kahraman

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı