Mehmet Kahraman – Aksilik

Mehmet Kahraman – Aksilik

Her zamanki kendinden emin hâliyle anahtarı çevirdiğinde tık diye bir ses duydu Müzeyyen. Yüzü geril­di, alışık olmadığı bir şeydi. Sol tara­fına doğru küçük bir sızı girdi. Karın­calandı. Bundan sonra olacakları bili­yor gibiydi. Sol eli direksiyonda, sağ eli kontağın üzerinde bir süre öylece bekledi. O sırada ekmekçinin küçük kamyoneti geçti hızla. Büyük bir ek­mek resmi vardı arka kapıda. Tekrar kontağa çevirdi gözlerini, dişleri du­dağını geviyordu. Gözünün önüne ge­len saçlarını geri attı. Anahtarı usul­ca çevirdi.

Tam da sırası, Allah kahretme­sin!

Müzeyyen iki eliyle direksiyo­nu kavradı. Sımsıkı tuttu. Avuçları­nın içi terlemişti. Neredeyse tırnakla­rını geçirecekti vinileks kılıfa. Gözle­rinin içi yanıyordu. Hiç hesapta yoktu bu. Akşam çalışır stop ettiği arabanın sabah çalışmamasına bir anlam vere­medi. Her şey yolunda gidiyordu. Ak­lına gelen bir aksilik de yoktu. Yalnız, olacakların beklentisi yetiyordu zih­nindeki soruları çoğaltmak için. Ne çok soru birikiyordu.

Zaten bütün aksilikler beni bu­lur diye mırıldandı Müzeyyen. Yapı­lacak bir sürü iş vardı. Yatağını bula­mamış bir akıntı gibi çaresiz durakal­dı. Sakinleşmeye ihtiyacı vardı. Ki­şisel gelişim derslerinde nasıl sakin kalınacağını öğretmişlerdi. Önce eli­ni öne uzattı, açıp kapattı, sonra de­rin derin nefes aldı. Gözlerini kapa­tıp karanlıkta başka şeyler düşündü. Yolda gidiyordu, beyaz şeritler araba­nın altında kalıyordu. Bir iki araç sol­ladı, keyfi yerindeydi. Sinyalleri veri­şini özellikle hatırladı. Hiçbir ayrıntı­yı atlamayın demişti Tuncer Bey, ay­rıntılar içinde bulunduğunuz durum­dan çıkmanız için zihinsel olarak sizi rahatlatır.

Müzeyyen göz ameliyatın­dan yeni çıkan biri gibi açtı gözleri­ni. Daha aydınlık bekliyordu ortalığı. Işık gözlerini kamaştırmadı. Anah­tar yerindeydi. Nedense ellerine bak­tı ilkin. Kırmızı ojeli tırnakları mani­kürden yeni çıkmıştı. Bir dahaki sefe­re siyah yaptırmalıydı. Fakat titriyor­du elleri. Serçe parmağının kırılan tır­nağını gördü. O sinirle kontağa asıldı arka arkasına.

Her seferinde çalışacak gibiy­di araba.

İndi arabadan. İnce topuk ses­leriyle arkaya dolandı, küçük burun delikleri açılıp kapanıyordu. Kaporta­yı açsa bir şey anladığı yoktu. Hilmi olsaydı anlardı, o da erkenden gitmiş­ti. Sanki birlikte çıksalar ne olurdu! Akşamı kiminle geçirdiyse, leş gibiy­di zaten. Sabah da başı ağrıyordu. Ağ­rır, ağrısın. Eve erken gelmeyi bir tür­lü öğrenemedi gitti. Erkek işi ya onun yaptığı, gezer. Kışlık bakımını da yap­tırmadı arabanın. Bu hafta tamam, bu hafta kesin diye diye iki ay geçti gene bir şey yok. Alıp kendin götürecek­sin, minnet etmeyeceksin, görecek o zaman.

Hilmi’yi aramadan önce kapu­tu açtı. Neden çalışmadı diye sora­caktı nasılsa ilkin. Akşam çalışmıyor muydu? Gazı bitmiş olmasın. Gazın her zaman bitecek değil ya. O bir kere olmuştu. Eliyle bir iki yeri yokladı. Bir anormallik göremedi. Ne olduğunu bilmediği kabloları yokladı. Bakılma­dık bir yer kalmasın diye yağ çubuğu­nu çıkardı, peçeteyle sildi, tekrar yeri­ne soktu. Her şey tamam işte daha ne var, diyerek kaputu kapattı. Elleri yağ olmuştu. İğrenç bir şeye bakıyormuş gibi ellerine baktı. İçeriye uzanıp pe­çetelikten bir peçete çekti, iyice sildi. Yağ kokusu sinmişti. Rahat edeme­di. Çantasından çıkardığı ıslak men­dille bir kez daha sildi. Besmele çekip usulca çevirdi anahtarı.

Hilmi’yi aramaktan başka ça­resi kalmamıştı. Hiç de istemiyor­du aramayı oysa. İmalı imalı sırıtışı­nı telefonun öbür ucundan görür gibi oldu. Önünden geçip gidenler var­dı ya hiç biri de dönüp bakmıyordu. Yardıma ihtiyacınız var mı diye so­ran bile yoktu. İnsanlık mı bu diye iç geçirdi Müzeyyen. Ölüp gitse kimse kaldırmayacaktı yerinden.

Saatine baktı. Geç kaldım işte, dedi, az sonra ararlar: Nerde kaldın? Onlara ‘nerede kaldın’ deme fırsatı­nı vermemek için telefonu aldı eli­ne. Ara tuşuna basarken ne söyleye­ceğini kafasında planladı. Doğruyu en dramatik şekilde nasıl söyleyebilirdi? Kim bilir hakkımda neler düşünecek­ler? Belki de inanmayacaklardı. Mü­zeyyen söylenen sözlere neden inanıl­madığını bilecek yaştaydı. Onca yıllık iş tecrübesi vardı. İlk başta bölüm şefi inanmazdı. Hadi onun inanmaması­nı anlayabiliyordu. Ya iş arkadaşla­rı? Onları ikna etmek ayrı bir dertti. Doğruyu söylediği halde üstelemeleri çileden çıkarıyordu Müzeyyen’i. Her­kesi kendileri gibi zannediyorlar, dedi dudak arasından. Karar verdi, gidin­ce kimseye bir şey anlatmaya çalışma­dan doğruca odasına gidecek ve çalış­maya hiç ara vermeden devam ede­cekti. Bölüm Şefi’nin surat asması­nı da takmayacaktı. Nedense kendi­sini bir türlü benimsememişti. Diğer kadınlara karşı daha müsamahakâr davrandığı halde ona karşı anlamsız bir sertlik içindeydi. Karşısında zora­ki gülümseyişi dahi fayda etmiyordu. Bunun nedenini uzun süre düşün­müş fakat bulamamıştı. Aslında bul­muştu da söze dökmek istemiyordu.

Tek derdi çocuklarıydı Müzeyyen’in. Akşam eve geldiğinde nasıl da kucağına atlıyorlardı. Özlü­yorlardı besbelli. Müzeyyen de özlü­yordu onları. Sabah bırakıp giderken küçük kızının sesi kalbinin tam üstü­ne oturuyordu.

Anne gitmesen!

Her sabah aynı sözlerle çocukların gönlünü almaya çalışıyordu. Akşama verilmiş bir sürü söz.

Anne, babamla kelime oyunu oynayacağız, sen de bizimle oynar mısın?

Ah Hilmi! Ne vardı sanki zamanında servise götür­seydin şunu! Ele güne rezil etmeseydin beni. Seni adam yerine koyanda kabahat. Madem sevmeyecektin… Kelime oyunu oynamak en kolayı değil mi? Müzeyyen yemek, bu­laşık, çamaşır, koştursun; sen kelime oyunu oyna. Çocuk­ları bile soğuttun benden. Alacağın olsun senin Hilmi.

Aramayacağım işte seni. Servisi çağırırım da seni yine aramam.

Arabanın etrafında söylendi durdu Müzeyyen. Göz­leri kırmızı kırmızı oldu. Telefon elinden kayıp düştü. Ser­visin yola gittiğini ve ne zaman geleceğinin belli olmadı­ğını söyledi. İsterse çekici gönderebilirlermiş. İstemedi. Hilmi’nin telefonu kapalıydı. Zor zamanda sana ulaşama­dıktan sonra Hilmi, dedi, gerisini getiremedi. Şirketi tek­rar arayıp işlerin uzayacağını söyleyecekti.

Küçük kızının sözlerini hatırladı:

Anne, bizi seviyor musun?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>