Öykü

Mehmet Kahraman – Yüzük

Mehmet Kahraman – Yüzük

Banklardan birine oturduk. Hiç konuşmadık. Ağ­zım kupkuruydu. Konuşursak daha önceki bütün kaza­nımları kaybedecektik. Konuşmadık. Bu bile yetiyordu. Dikkatsizce, birbirimizden uzak denizi seyrettik. Güneş biraz ileride turuncu bir yol tutmuştu. Gecenin aksine sakindi hava. Yer yer su birikintileri vardı. Cılız bir bö­cek sararmış yaprakların arasından çıkmaya çalışıyordu. Verdiği mücadele görülmeğe değerdi. Üzerinden geçen adımlarla tam çıkacakken yaprağın üstüne, tekrar suya düşüyordu. Boşluğu doldurmak istercesine onunla ilgi­lendim bir müddet. Söze nasıl başlayacağımı bilmiyor­dum. Ya da kimin başlayacağını?

Eskiden olsa teklifsiz laf atar, sonrasının nasıl ge­lişeceğini düşünmezdim. Zaten gerisi kendiliğinden ge­lirdi. Hoş, konuşmasak ne çıkar, birbirimizi anlıyoruz ya. Saatlerce sessizliği dinleyerek oturduğumuz olurdu. Yo­ğun konuşmaların ardından… Çenemiz yorulmuş. Ya­naklarımız ağrımış gülmekten. Belki gözlerimiz bile kı­zarmış. Ne bulunmaz saatler! Oysa şimdi nereden başla­yacağımı bilemiyorum. Bu susuş hayra alamet değil. Ge­cenin sabaha yansıması… Damla damla biriken öfkenin görünen yüzü.

Gelirim diye beklemiş bütün gün, gelmezsem de ararım. Telefona bakmış durmuş. O bekleyişi hiç sorma dedi. Anlatamam. Zaman geçmek bilmedi. Camları sil­dim. Evi temizledim boydan boya. Bulaşıkları yıkadım. Babamın ütülenecek ne kadar kıyafeti varsa hepsini ütü­ledim. Televizyon seyrettim. Annem Kuran okudu, yan­lışlarını düzelttim. Babama üç kez kahve yaptım, üçün­cüsünü benim hatırım için içti. Baba ocağından ayrılıyo­rum diye mi kızım bunca sevinç, dedi. Kaçtım. Hiç yok­tan annemle kavga ettim. Sonra ikimiz ayrı köşelerde ağ­ladık.

Artık hiç ağlamam zannediyordum dün geceye ka­dar, dedi titreyen bir sesle.

Arayamadım, dedim.

Neden diye sormadı. Sorma alışkanlığı yoktu hiç. Cevabını duy­mak istemediği soruları sormazdı. Ağzını açmadı. Ben anlattım. O ge­ceyi, karanlığı, sabahı, geçmişi, ge­leceği; gök gürültülerini, yağmu­run penceredeki sesini, kül tablasın­da biriken sigara izmaritlerini, Ferdi Tayfur’u, saçlarını; üşüdüğümü, gör­düğüm rüyaları ardından, düşlerimi, karabasanları; derinlerde yatan kay­betme korkusunu… Utancımı…

Yüzüğümle oynuyordum.

Yüzüğüyle oynuyordu gözle­rini çevirmeden. Bankın ucunday­dı. Bir sfenks sessizliğinde oturuyor­du. Beni dinlemiyordu muhtemelen. Kendi kendime konuşuyordum. Sus­tuğum anda kalkıp gidecekti, biliyor­dum. Elini tutmak istedim, kaçırdı. Kollarını göğsünde birleştirdi. Göğ­sü hızlı hızlı inip kalkıyordu.

Annesinin zoruyla aramış o gece.

Annesi ara konuş demiş saat­lerce yatağın içinde sessiz sessiz otu­rurken. Küçük bir ayıcığı vardı, be­nim hediyem, onu göğsüne bastırı­yormuş. Hiçbir şey düşünmüyormuş o an. Boşlukta duruyor gibiymiş. Her an düşüverecek.

Kesik kesik soluyordu. Alo alo, dedim ses vermedi. Sadece ne­fesini duyuyordum. Bir de annesinin hadi diyen kısık sesini. Hışırtı geli­yordu kulaklarıma. Kaç dakika öyle­ce kaldık bilmiyorum, sonra kapattı. Ben aradım hemen arkasından. Na­sıl soluk alıp veriyordum öyle çatla­yacakmış gibi. İçimde bir korku var­dı, bilinen bir korku. Açmadı. Meş­gule aldı hep. En sonunda aradığınız kişiye ulaşılamıyor dedi.

Oysa ben telefon çaldığında ne yapacağımı bilememiş bir halde donup kalmıştım. Umutlarım yeni­den yeşermişti. Nefesim kesilmişti. Duvar saatim bilinmeyen bir zama­nın içinde, hiç ait olmadığı bir yer­de durmuştu. Göz kapaklarım, gece­nin koyuluğu, hızını artıran yağmur, pencerelerdeki sesler, geceye karışan kösnül nefesler bir anda duruvermiş­ti. Dördüncü çalışında açabildim an­cak telefonu. Söyleyecek sözüm yok­tu. Zihnim bahane üretecek dingin­likte değildi. Susmuştum. Yutkunup duruyordum da bir türlü çözülmü­yordu düğüm.

İlk arayan ben olmalıydım; o an fark ettim.

Unutalım gitsin, dedim. Birbi­rimizi seviyoruz.

Sevginin tamir edici gücüne güveniyordum bu sözleri söylerken. Yol kazaları olur, dedim. Önemli olan kaldığımız yerden devam ede­bilmek. Devam etmemiz gerektiği­ne ikna etmek için tanışmamızdan bu zamana kadar geçen güzel olay­ları hatırlattım. Parmağına yüzüğü takarkenki heyecanımı, sevincimi, o gün hayatın ne denli anlamlı olduğu­nu… Her şey sevince anlam kazanı­yor, dedim, seninle…

O kadar çok konuşmuştum ki konuştuklarımın çoğunu hatırla­mıyorum. Ama daha çok sevgiden, sevginin kutsallığından, hayata karşı birlikte göğüs gereceğimizden; Leyla ile Mecnun’dan, Ferhat ile Şirin’den anlatıp durdum. O anın içinde yıp­ranmışlıktan renkleri birbirine karış­mış eski bir fotoğraf gibi oturuyor­duk bankta. Kuş sesleri yoktu. Ara­ba gürültüleri de. Sesleri seslere ka­rışan dilenciler, afacan çocuklar, çi­çek al sevdiğine diyen Çingeneler; ne kadar sessiz, alabildiğine çıldır­tan bir sessizlik: sinir bozucu.

Nasıl bu hale geldik?

En güzel hayallerin kurulaca­ğı yaştaydık. Parmaklarımızda gu­rurla taşıdığımız yüzüklerle bir ay sonra dünya evine girecektik. Birbi­rimizi ne kadar çok seviyorduk. Hat­ta âşıktık. Görmeden yapamıyorduk. Ayrılınca hemen özlemeye başlıyor­duk. Mavişehir’den ev tutacaktık. İstikbal’den olacaktı mobilyalar. Ya­tak odası ceviz ağacından… Sabahla­rı erken kalkacaktık, birlikte güneşin doğuşunu seyredecektik. Akşamları sahil kenarında belki bir saat yürü­yüş yapardık. Çocuklar olana kadar. Her şeyi yaşayacaktık.

Güzel hayallerdi, fakat kader başka türlü yazdı. Hiç hesapta olma­yan. Fındık kabuğunu doldurmaya­cak sorunlardı en kötüsü. Birike bi­rike bir yerde patladı. Talihsizlik ki bu da benim sayemde oldu. Ağzım­dan çıkan söz öylesine büyüdü büyü­dü geri alamadım. Bütün gece bunu düşündüm. Kendime dahi anlama­dım. Yüzüm yoktu. İçin için kendimi yiyordum. Ondan önce aramış olsay­dım az da olsa şansım olacaktı. İlk arayan o olunca… Herkes kendi yo­luna gitti. Daha önce bu bankta otu­ran biz değilmişiz gibi. Hiç konuş­mamış. Hiçbir şey yaşamamış. Unu­tulur mu yaşanılanlar? Günün birin­de durduk yere hatıra gelmez mi? Durduk yere.

O sustukça ben anlattım, an­lamlı anlamsız.

Hiç yumuşamadı. Dönüp bak­madı bile gözlerime. Artık bakma, dedi, bu gözler sana haram…

Böyle söyledikten sonra oyna­yıp durduğu yüzüğü çıkarıp avucu­ma bıraktı.

Bakakaldım.

Kazanma umudu kalmamış bir savaşçı gibi bütün gücümle kar­şı koydum. Bağırdım, çağırdım, söv­düm; çok kibirlisin dedim. Haksız olduğun halde haklıymış gibi üste çıkmaya çalışıyorsun. Sen asıl ne is­tediğini bilmiyorsun. İlk olayda çe­kip gidiyorsun.

Artık hiç ümidim yoktu. Hele de yüzüğü çıkardıktan sonra hiç. Ar­kamda kırılmış dökülmüş ne var ne yok hiç aldırmadım. Duyuyordum şangırtıları, her şey kırılıyordu. Kim­den geliyordu bu sesler?

Son görüşmemizdi uzak denizleri seyrettiğimiz gün. Gidince her şey çok farklı oldu. Hiç böyle olacağı­nı sanmıyordum. Bankın üstünde öylece kalakalmıştım. Dünyaya ait ne varsa o eski akışını yitirmişti. Elimde sık­tırmaktan öldürdüğüm bir kuşun son nefes alışı gibi tık diye durmuştu zaman. Gün bitmiyordu. Akşam olmu­yordu bir türlü. Yürüyordum durmadan içindeki cevheri yitirmiş bir dervişin divaneliğiyle. Unutmak için pek çok dala kondum. Çeşit çeşit çiçek kokladım. Göz göz mağa­ralar aradım sokak aralarındaki ışıltılı kafelerde. İlkinin yakıcı tadı hiçbirinde yoktu. Sonradan sevdiklerim, sev­meye çalıştıklarım, haksızlık ediyorum sevmeliyim, de­diklerim oldu. Ama hiç kimsede ondaki bakışı, durulu­ğu, sormayan gözleri, beni ve bana ait her şeyi kabullen­meye hazır duruşu bulamadım.

O gözleri hep bir kapının ardında hayal etmiştim, bana açılan bir kapının ardında. Şimdi başka bir göze açı­lıyor kapılar. Başka bir nefes var odaların içinde. Başka başka çocuklar koşup oynuyorlar içlerinde. Bense uzak­tan seyrediyorum onları, karşı duvara yansıyan gölge­ler ışığında. Kimi zaman gözlerim kapanıp gidiyor sa­bah ezanlarına dek; ezanlarla uyanabiliyorum artık. Ab­dest serinliğinde gözlerimi açıp pencereden dışarı bakı­yorum, camiden çıkmış oluyor cemaat. Ağır aksak geçi­yorlar önümden. Bir kapıda yitiyorlar.

Bir kapıda.

Etiketler
Devamı

Mehmet Kahraman

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker