Memduh Özdemir – Ne Yapmalı?

Memduh Özdemir – Ne Yapmalı?

“İşte, siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, hâlbuki onlar sizi sevmezler. Kitabın hepsine inanırsınız. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman ‘inandık’ derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı öfkeden parmak uçlarını ısırırlar. De ki: ‘ Öfkelerinizden ölün!’ Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü bilir.”  (Al-i İmran 119)

Müslümanların yeni bir /inanç/politik/eylem diline ihtiyaçları var. Bu dili/eylemi, kendilerini düşman belleyen ve ortadan kaldırmak isteyen kesimlerden bilmiyorlarsa öğrenmelidirler. Düşmanları, eylemlerinde kendi haklarını savunurken ne kadar cesursa Müslümanlar da aynı derecede hatta fazlasıyla cesur olmalıdır. Görülüyor ki dindar kesimin inancıyla sorunu olduğu kadar, mücadele şeklinde ve kullandığı dilde de sorun var. Sabah, akşam Allah’a ve gönderdiği dine küfredilirken inançlarının boynunu büktüğü insanlardan kayda değer tepki gelmemekte, kâfirliği ayyuka çıkmış ve dine her türlü hakareti yapanlar Müslümanca bir tepkiyle karşılaşmamaktadır.

Yobaz, gerici, dar, örümcek kafalı gibi hakaret dolu sözler, bugün dindarların üzerine yapışan kimlikler olduysa yayın organlarında, caddelerde, sokaklarda İslam’a karşı yapılan saldırılara tepki gelmiyorsa, bu duruşlarının sorgulanması gerekir? Neden sorgu akla gelmez ve kolektif bir kabullenmeyle bütün bunlar sineye çekilir? Çünkü sorgulandığında nasıl inanıldığı da sorgulanacaktır. Bu noktada Peygamberlerini ders halkalarında sohbet konusu yapanlar, Peygamberlerine nasıl haksızlık yaptıklarını da görecektir.

Peygamberin, tek başına olduğu zamanlardaki cesaretini gösteremeyecek kadar Müslüman olamıyor ve kendisine saldıranlara tepki konamıyorsa, Allah’ın muktedir olmasına boyun eğmelerin dürüstlüğü boşunadır. Bugün, zillet de nen, insana yakışmayan bir durum varsa buna çok alışmış olan bu kesimdir. Entelektüelinden işçisine kadar Allah’ı hayatlarının merkezine koyanların, hayatlarını sabitledikleri rahatlıklarının arkasına saklanıp inançlarına yapılan hakaretlere sessiz kalıyorlarsa, bu sessizlik onların inançlarından değil öyle olmalarındandır ki bunu da hak ediyorlar!

Yakın zamanlara kadar kendisini makbul ve ilerici görenler artık itibar düzeyinde düşüşün içindeler. Yıkmak ve görmek istemedikleri dünyanın burunları dibinde hortlaması canlarını yakmaktadır. Kaybedişlerinin acısından, aşağıladıkları, hakir gördükleri insanlardan daha fazla tiksinmektedirler. Artık yeni bir toplumsal ayrışma ve çatışma biçimi var. Menfaate dayalı sınıf  temelli seküler çatışmalar bitmiştir. İnanca dayalı ve menfaati de aşan itibar temelli çatışmalar kendisini yaşamsal farklılıklarda göstermektedir. Kim kimden daha üstün ve makbul olacak istemi, yakınlaşmanın ve ötekileşmenin merkezine oturdu. Öyle ki, yeni yüzyıl sınıf temelli mücadele biçimlerinin sonunu getirirken yeni yönelimleri var edecek gibi. Bu aşamada Müslüman kesimin kendisini yok etmek isteyenlere daha onurluca ve haklıca durması gerekir.

Adı, şanı, tipi fazlasıyla belli olan malum münasebetsizlerin, İslami kesim üzerine sarf ettiği ve Allah düşmanlığı yaptığı bu günlerde, onların görüntülerinden ve sözlerinden başka ne var belleklerimizde? Ama onların saldırılarına milyonlarca Müslüman’ın ufacık bir sesi çıkmıyor. Güner Ümit ve Mehmet Ali Erbil’in televizyonların aranan yüzleri iken işledikleri gaflar yüzünden başlarına gelenleri düşünün… Bir anda televizyonlarda görünmez olmaları, mücadeleci eylem şeklinin nelere kadir olduğunun en iyi örneğidir. Öyle mücadeleci, örgütlü eylem şekli var ki, kendisine hakaret edene dünyayı dar etmekte ve mücadelesini sürdürmekten de bıkmamaktadır. Ama dindar kesime bakın! Kendisi ne yapılan hakaretlere, aşağılamalara, küfürlere refleks göstermemektedir. Marjinal tepkilerde dualar edilmekte, Allah’ı sevmeyenlere Allah’ın rahmeti dilenmektedir. Bu aslında korkak olmanın, aşağılanmayı kanıksamanın tam sözlüklerdeki şeklidir.

Doğruyu eğip bükmeden söyleyemeyenlerin geldiği durum budur da denebilir. Allah’ın ayetlerinin bir kısmını ön plana çıkarıp kendi cemaatinin düşünme şekli yaparken, Kuran’ı bütünlüğü içinde insanlara anlatmaktan korkmalarının anlamı başka nedir?  Neden, cehennem ayetleri inanmayanların yüzlerine okunmaz. Allah’ın cennetiyle müjdelendiği gibi cehennemiyle de akıbetleri gösterilmez? Cehennemsiz cennetin insanları ibadetlere yönelteceği, dünyadaki yaşamlarına daha çeki düzen verileceği mi düşünülmektedir? Her Müslüman’ın bir şekilde cennete gireceği düşüncesi mi bu kadar rahat yapmaktadır? Eğer öyleyse, Müslümanların üzerindeki salaşlık ve samimiyetsizlik kâfirlerin hayatlarına çok benzemekte, bu da cennetin değil, cehennemin garantisidir.

Hangi cemaat olursa olsun, bu zamanda Müslüman’ın genel görüntüsü kendisini aşağılayanlara karşı, varlığını kabul ettirme saçmalığıdır. Fincancı katırlarını ürkütmemek gibi sinsi bir politikanın arkasına saklanarak, inançlarının kendilerini kurtardığı gibi karşı tarafı da ıslah etmesini beklemektedirler, bu da inancın iktidar/para rahatlığına satılmasının yüzsüzlüğünün başka şeklidir. Ama şu unutulmamalıdır, putların Allah’a nispet ederek Müslümanların hayatlarına korku saldığı her an, Allah’a olan samimiyetsizliğin karşılığı olarak cehennem’dir.

Sözün özün şudur: Müslümanlar, Müslümanca dertlenmelerin yanında, Müslümanca eylem şekilleri geliştirmelidir. Buna arzsızlık mı dersiniz, serserilik mi, ne derseniz deyin ama eylemsiz din, din değildir. Cuma namazı için camileri dolduran inananların, Allah’a ve Peygamberine hakaret edenlere aynı kalabalıkla çıkışmaları gerekir. Bu itibarı korumak, haysiyetli olmaktır. Müslümanlar, nasıl onların ilahlarına küfretmeyi Allah’ın yasakladığı emir görüyorsa, onların alaylarına, küfürlerine tepkilerini göstermeli ve bunu da Allah’ın emri olarak görmelidir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>