Meral Afacan Bayrak – Düşevarım 

Meral Afacan Bayrak – Düşevarım 

Hava birden kapandı.Göğsümün sıkışıp  beni  zor durumda bırakması, yanımda senin olmayışın herşeyin bu kadar üst üste gelmesi normal sayılmaz. Herşeyi yeniden düzenledim. Dolabımın raflarını, kitaplarımı, şunu bunu…

Bir kez bile yanımda olmadığın onlarca akşamın ardından çıkıp geldin.

Zihin güzel bir kurmacayı büyütüyordu ne güzel. Yutuyordu dikey ve yatay kelimelerin bizdeki karşılığını düşünmeden, yabani böğürtlenleri birer birer yiyor ilaç niyetine. Besmele ve şifa niyetiyle yutulan her lokma boğazında büyüyor, büyüdükçe zengin bir menüyü andıran -aslında fakir olan- sofrasına bakarak kendini şanslı hissediyordu. Doyumsuz lezzetlerin düşüyle yıkadığı yarın  tasvirleri, bir bir gözünün önünde deveran ediyordu. Kesik kesik öksürdü. Verem mi oluyordu yoksa? Nöbet gibi gelen öksürüğün onu perişan ettiği dakikalarda çok düşündü.

Şimdi kalkıp daima yanındaymış imajı tazelemek onu kurtarır mı, yeniden başa…

Yok, yorgundu.

Artık tamir edilemeyecek kadar kırık dökük bir vosvos görünce, seninle olan ilişkimizi hatırladım.

O külüstür araba gibi yerli yerinde kal bence. Ne eksik ne fazla. Beklentisizlik çürümüş /bozulmuş su gibi benliğimi kaplamadan seninle olan hesaplaşmamı bitirmeliyim.

Sırt sırta verince, el ele vermiş gibi mi oluyorsun sormadın ona.

Herkesin kırk kere geçtiği o köprüden geçerken ayağının sürçmesini dilemedin.

Onun umurunda mıydı?

Peki ya senin?

Ben…şey…Zorlama kendini…

Bilmem kaçıncı bardak çaydan sonra, muhabbetin koyulaştığı yerde gözünün içine bakıyor, birkaç kırıntı arıyorsun eskiye dair. Sonra gözlerini uzağa dikiyorsun, nafile bir çaba.

Çünkü araya zaman girdi. Bahaneler, kaçınılmaz anlaşmazlıklar, içinden çıkılması zor sorunlar işimizi kolaylaştırdı. Bence vakit geçirmeden kendine iyi bir savunma hazırlasan isabet olur Aygül. Bu kez… Bu durumu atlatamayabiliriz. Yeniden ısrarla telefon aramaların, ilgili gibi görünmen “mış” gibi yapman hadi geçelim bunları. Hayatıma ilişiyorsun. Yer kaplamıyorsun. Farkında değil misin? Ne yapmaya çalışıyorsun anlamıyorum ki. İtiraz etmeyeceğini umuyorum. Sesini bile çıkarmayacağını. Sana biçilecek hayırlı sona kadar sabırla metanetle bekleyecek olgunluğa sahipsin.

Ben gidiyorum.

Ararsan ulaşamayabilirsin. Telefon ve maillerime bir süre bakmayacağım.

Böylesi daha sağlıklı kılacak beni.

Bundan alıkoyan neydi onu? Düşününce hayatı daha katlanılmaz kılan öğeler mi beliriyordu zihninde?  Neyin peşindeydi Aygül? Ona iyi tahammül etmişti Tamer.

Birinin yüklenmediği, reddettiği sorumluluğa diğeri omuz veriyorken. Gücünü son haddine kadar kullanmak niyetinde. Biterse…

Pas tutmasa bile değişen borular gibi bazı düşünceler. Tam eğri bir dalı eline almışken düşündü bunları Tamer. Hıh… Yolun kenarına attı. Neyse ne… Soruyordu.

Niye tırnak içinde cümlelerin var senin. O kadar mühim kadın mısın? Bütün yaşananlar bitince, öfkeli kelimeler sana boyun eğince, mutlu kalabilecek misin? Hala memnun gülümsemen solmamış olabilecek mi Aygül?

Kim bilebilir Allahtan başka.

Şehirlerarası terminalde otobüsünün saatini beklerken, içtiği bayat çayın parasını ödedi. En yakın büfeye doğru yürüdü. “Bir paket sigara, bir küçük şişe su.” dedi büfeciye. Cebinden ivedi bir şekilde buruşuk yirmiliği uzattı. Para üstünü alınca bir an hangi yöne gideceğini kestiremedi. Kafasında neyi tasarlıyordu? Eski günlerin hesaplaşması biter miydi çarçabuk?

Buna benzer katı ve duygusuz cümlelerle hitap ediyor olması onu affettiği anlamına mı geliyordu bilmiyordu doğrusu. Yine, en başından beri bu evliliğe karşı olan annesi haklı çıkıyordu nedense. Aygül’ün hataları bir değildi. Bini geçmişti.

Geçen yıl açtığı kuaför ve güzellik salonu görünümlü işyerinde doğru dürüst eleman bulamadığından işler yürümemiş, üstüne üstlük olan müşteriyi de suratsızlığıyla kaçırmıştı. Röfleydi, balyajdı hep aynı boyayla aynı renge boyadığı saçlar yüzünden oldu belki. Yine saç kesimini müşterinin istediği gibi yapamadığı için cazgır orta yaşlı kadınların hışmından kurtulamamış, o semtteki kötü ünü çarçabuk yayılıvermişti. Hele mahallenin en zengin ailesinin kızının  mezuniyet gecesi için saçını biçim verirken yakması bu ününe ün katmıştı. Artık yapılacak bir şey yoktu.

Kısa zamanda sermayeyi kediye yüklemesine de bir şey dememişti. Olurdu böyle şeyler… Girişimci ruhunun atıl kalması onu mutlu etmezdi. Denemiş başaramamıştı. Sonra gittikçe her konuştukları paradan ileri gitmedi. Aralarındaki sevgi, saygı pörsümüştü adeta. Fakat ne yapabilirdi?

Hızla sona doğru yaklaştılar. Anlayış ve sonsuz kredili ilişkilerinde sorunlar ört bas edilmeyecek kadar büyümüş, onları yutmayı başarmıştı. Onlar için gelecek günler diye bir şey yoktu artık.

Tekrar eden bir hayat dersi gibiydin. Senden öğrendiklerimi hatırlamasam da olur. Kendi hikayeni tamamlamana izin verdim. Israrla buna yardımcı olduğumu bilerek ve isteyerek, kırmanı, silmeni, yok saymanı izledim. Sessizce oldu bunlar.

Şimdi hepsi geçti. Unuttum.

Tam senin arzuladığın gibi oldu bu işin sonu.

İkisi de bunu çok iyi biliyordu. Sessizce tek celsede boşanmışlardı. Borçlarını kendisi ödemeyi kabul etti Aygül. Tamer’in kimseye borcu yoktu çünkü. Nafaka talep etmedi. İlk ve son kez kavgasız ve sorunsuz bir biçimde ayrıldılar.

Terminalden otobüsüne binerken, yerine geçerken suçluluk duymadı Tamer. Ağlamadı da. Herhangi bir yolculuk gibiydi. En az birkaç şehir uzakta olmak iyi gelecekti ona. Tayinini çok önce başka bir bölgede, uzak bir okula istemesi iyi olmuştu. Varacağı yer onun için yeni hayatının başlangıç noktası olacaktı. Geçmişine dair kötü anılarının olduğu defteri burada şu anda açmamacasına kapatıyordu.

İçi huzur doldu. Derin nefes aldı. Bir düştü ya da değildi. Uyanmak istemedi işte.

Otobüs ana yola çıkmıştı bile.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>