Meral Afacan Bayrak – Faytonlar Geçerken

Meral Afacan Bayrak – Faytonlar Geçerken

Zihninde doru, rahvan atlar…

Puslu yollar…

Kulağına çalınan o yanık ses… Çok tanıdıktı.

Güne kimyasal silahlarla öldürülmüş çocuk cesetleriyle başlayan haber bültenleri… Beni ırgalamaz diyemeden yüreğin burkulmadan bakabiliyor musun ekrana? Bana bir deyiver Aygül.

Akşamın kahrını bir şarkı eşliğinde penceresinden dökenler, hiç mi düşünmezler gamlı gönüllerin incindiğini?

Bir yerlerde masum yürekler, muktedirlerce istenmiyor diye atmıyor artık. Dünyayı coşkuyla tanımaya hazırlanan o ışıl ışıl, minik gözlere toprak doldu. Farkında mısın? Ölü gibisin. Tekdüzeliği bir yaşam biçimi olarak benimseyeli hiç soru sormuyorsun. Başkalarını düşünmek mi? Bu pek mümkün değil. Sen…

Bunları diyebilse…

“Hep olumlu düşün…” derken bile bulutlar geçti yüzünden. Yağacak gibi duran, ama yağmayan kandırıkçı/bunaltıcı bulutlardan kaçarcasına.

Perondan çıkışta taksi çevirdi. Vakit kaybetmeksizin akşamın son ışıkları efsane/yeni şehrinin semalarını henüz süslememişken… Gıcır gıcır sıfırdan bir hayata başlar gibi. İçi içine sığmazken…

Durmadı, dinlenmedi. Yarım saatten fazla tempolu yürüdü.

Yatsı ezanı bütün şehri sararken, en yakın camiiye vaktinde yetişme derdiyle/umuduyla bavulunu ardı sıra sürüdü. Cam kenarında, yolculuk boyunca güneşi yemişti. Ama eskisi kadar meşakkatli değildi yol. Otobüsler oldukça konforluydu.

Teravihi kıldığı Yeni Camii’nin girişindeydi. Aynı safta namaz kıldığını fark etmemişti bile. Tam ayakkabılarını giymiş, bağcıklarını bağlamak üzereyken; “Tamer!” diye seslendi biri. Başını kaldırdı ve eski dostuyla göz göze geldiler:

“Vay…Bak sen şu işe! Nereden çıktın sen?”

“Çıktım işte, gördüğüne sevinmedin mi yoksa?”

“Yaa, Tamer! Kardeşim nerelerdesin bunca zamandır? Özlettin kendini!”

Sarmaş dolaş oldular. Vahit:

“Kaç yıl oldu kimbilir, dur sana şöyle bir bakayım… Hımm… İyi görünüyorsun.”

Kolunu omzuna attı eski dostunun. “Öyle mi? Sende fena değilsin kardeşim.” diye mırıldandı Tamer.

Birlikte yürüdüler. Ramis’in çay ocağına daldılar. Hoş beş derken, dükkânın hemen önündeki iskemlelerde sahura kadar koyu bir sohbetin dibini buldular. Çaylar içildi. Sahur yemeği Ramis’tendi. Şehir ahalisi ramazanda gece uyumuyordu zaten. Her yan, ışıl ışıldı.

Orucunu otobüste açtığından, muavinlerin hal bilir olanına denk düştüğünden, uzun yolun meşakkatinden söz etti. Yıllar vardı telefongörüşmeleri hariç, yüz yüze görüşmeyeli. Haliyle mevzu boldu.

Vahit’in babadan kalma camcı dükkânı kör topal işliyordu. Senet sepet derken, hesabı zor denkliyor ödeme günlerini aksatmamaya çalışıyordu. Köyünden helal süt emmiş bir kızla evlenmişti. İki oğulları vardı. Vahit okumayı severdi. Onunla lise yıllarında kitap okumak için yarışırlardı. Coğrafya öğretmenliği ikinci sınıftan terkti. Babası kalp krizinden ölünce, üniversiteye devam edemedi. Dükkanın işleri onu bekliyordu. Zaman dediğin su misali akıp geçmekteydi.

Aygül’den bahsetmedi, ayrıldıklarından. Kuaför dükkanından, işi nasıl batırdığından. Bu şehre niye geldiğinden…Vahit onun ketumiyetine vakıftı. Bazı şeyleri sormamayı zaman içinde öğrenmişti, huyunu bilirdi Tamer’in. Bunca yıl sonra tayinini buraya aldırmışsa, apar topar dönüşünün elbet önemli bir nedeni olmalıydı.

Pansiyonda kalmak onun için daha iyiydi. Kimseye rahatsızlık vermek istemezdi ramazan gününde. Vahit’in ısrarlarına rağmen bu kararından caymadı Tamer.

Aman Allahım, ne çok ortak dertleri varmış meğer… Konuştukça şaşırıyor Vahit, bu kadar zaman geçti. Pörsümeyen bir ilgiyle birbirlerini dinlediler. Yeni çıkan kitaplar, dergiler, yadedilecek anılar sıraya girmişken vakit doluverdi. Tekrar görüşmek üzere ayrıldılar.

Yüzünde memnun bir gülümseme…

Neydi o?

Yeni bir gürültü daha.

Yok, belki de uykusu hafifti. Yerleştiği pansiyonun sessizliğine diyeceği bir şey yoktu. Yine de bütün gece gözünü kırpmadı. Pencereden güneşin doğuşunu izledi. Kalbi serin bir rüzgârın etkisiyle dopdoluydu.

Faytonlar geçerken atların çıkardığı nal sesleri, minik zillerin şıngırtısı ona kendisini yalnız hissettirmeyen binlerce yıldız ve gece…

Kıpırtısızdı.

“Şükrolsun, şükrolsun O’ na…” Seslice defalarca tekrarladı, gözlerini yummuştu.

Uyku… Belki en iyisi bu. Başını yastığa koyunca unutulan hesap kitap borç alacak…Bir nebze uzaklaşmak herşeyden. Burası serin…

Geceye uzanmak… Vefalı bir karanlık vefasız bir dost sözünden daha iyi nasılsa. Doğruydu. Yatağının üzerindeki pikeyi tek hareketle açtı. Hemen uzandı. Uykuya dalıverdi.

Gökten elma toplar gibi şiir toplayan çarşının en güzeli, o kadını gördü rüyasında. Dümdüz çimenlerle kaplı bir meydanda, elinde bir şiir kitabıyla Tamer sağa sola koşuyordu. Hala bu şehirde yaşıyor olabilir mi? Nasıl yazıldı bu şiirler acaba? Onu düşündü, bilemedi. Yok, o da bu kitabın içindeki şiirler kadar güzeldi hani. Şiir mi kadın mı? Hangisi daha az zararsızdı bünyeye? Ne çok soru vardı. Ne çok cevap…

Aynı şehirde olmak bir lütuf olurdu. Kimbilir… Kelimeler hepsi birer kurşuna dönüşüyor icabında.

Sorularını geçiştire geçiştire… Beş yıl önce… Yazdı. Vahit’in dükkânına giderken karşılaştıklarında ona dondurma sözünü hatırlatmıştı. Bir iddiaya tutuşmuşlardı. O kazanmıştı. Kısacık giydiği eteği çekiştirip duran yeni yetme gibiydi onun karşısında:

“Ben dondurmayı severim, mevsiminde olacak bir de, karışık soslu fındıklı. Bir an serinledik zannıyla, avunur insan. Güzeldir heyhat. Biten her güzel anın, anısını özenle saklamak isterim mümkünse eğer.” demişti. Ne de bilgece konuştu. Vay be!…

Ne zaman uyandı, ne zaman giyindi mühim değil. Nefes nefese otobüs durağının olduğu yere doğru yöneldi. Elleri ceplerinde. Uzun mesele…

Neyse azizem; sen bunları boş kalırsan bir bir düşünürsün belki de. Bel – ki -de düşünüyorsundur ha? Ben hepten yanılıyorumdur heeeyyy!

Heeeyyy! Beni almadan nereye gidiyorsun, otobüs şoförü durakta durmayı unuttu. Hep mi dalgın, yoksa dikkatsiz midir nedir?

Niye trafikte o zaman böyle şoförler?

Sorular cevaplarını bulmuyor. Otobüs göz açıp kapayana kadar caddeyi geçip sola kıvrıldı bile. Tüh be!…

Keşke bir fayton geçseydi… Şimdi… Şu an…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>