Muammer Ulutürk – Dedi ki Annem

Muammer Ulutürk – Dedi ki Annem

Diyeceklerim cefakâr annemin çocukluğundan. Bazen sohbet koyulaşınca eski zamanlara gider. O anla­tır, ben yazarım. Arada sorar: “Şunu da yazdın mı?”

  1. Tutulmuş Ayakkabı

Annemin çocukluk yılları. Tutulmuş ayakkabı onun zamanında ikinci el ayakkabının diğer adı. Yokluk yıllarında pek rağbet olurmuş bu ayakkabılara. Verem cinsinden yaygın hastalıklarla ülkenin başının dertte ol­duğu yıllarda kayınpederi, kadıncağız sevinir diyerek bir elinde “tutulmuş”la eve gelince, kayınvalidesi küplere binmiş, hasta mı edeceksin beni diye. Annem dedi ki: “Yokluk ne çoktu o zamanlarda.”

  1. Çıplak Ayakla Geçen Bir Yaz

Annemin lastik ayakkabılarını hoca mektebinde çalmışlar. Tahminen 1949 yılı. (On yaşında olmalı de­diğine göre). Şimdilerde Çerkes’in Abdullah’ın evinin olduğu yerde Hasan Efendi’nin mektebi varmış. Hoca mektebi burası yani. Rahmetli nenem ağır bir ceza ver­miş çaldırdı diye. Annem dedi ki: “Ben o yaz boyunca çıplak ayakla gezdim sokaklarda.”

III. Kıl Şalvar

Kaynanası dokumuş, annesi dikmiş kıl şalvarı. Siyah koyun yününden olacak muhakkak bu dokuma. Hem ev hem de iş kıyafeti olan kıl şalvarı her gün giyer­miş annem. Annem dedi ki: “Ben onu hatıra olsun diye hâlâ saklarım.”

  1. Geysi Yuma

Meramderesi 40’lı yıllarda tertemiz akardı. Ben bile 70’li yılların çocukluğuma denk gelen günlerinde ga­zel suyu içtiğimi hatırlarım. Kadınlar topluca Hiyetler’in kapısının önüne, dere kenarına gider, hep birlikte çama­şır yıkarlardı. Adı, “geysi yuma”ydı bunun. Yani çamaşır yıkama. Tokuçlar çamaşır döverken orta yaşı geçmiş ka­dınların boğazından hıyyyt hıyyyt sesler çıkardı durma­dan. Çaldağı Yaylası’nda ise, Arkıtçayı’na inilir, su ke­narına ocak çatılır ve çamaşırlar sıcak suyla kaynatılır­dı. Yaylada su olmadığından hem içme hem de kullan­ma suyu Arkıtçayı’ndan Çaldağı’na taşınır testilerle. Ben aradaki mesafeyi bilirim; çok uzaktır… Annemi evlen­meden çok önce, 12 yaşındayken yaylaya bırakmışlar tek başına. Akşam sonraları evde yalnız, gündüzleri de kom­şularla birlikte oturmuş yazlar boyu. Dalevereciler’in Atiye Nene ile Karaali’nin Hatice çağırırmış sabahları inek sağmaya. Çaldağı’nda annem, 18 yaşına kadar yaz­ları böyle yalnız kalmış. Her bahar nisan sonuna kadar burada 50-55 gün kalırlarmış. Sonra, temmuz başında Erikli’ye. Eylül gelince yeniden Çaldağı’na. Annem dedi ki: “Şimdiki hanımlar çok şanslı.”

  1. Yunak

Kuzu-koyun ayrılmadan iki üç gün önce “yunak” olur. Çobanlarla mal sahipleri Manastır Yaylası’nda, suyu Dedemdağı Yaylası’ndan gelen derede koyunları, kuzuları yıkayıp temizlerler. Bunun adı “yunak”tır. An­nem dedi ki: “Çok özlüyorum çocukluğumu.”

  1. Tülü belinme

Erikli Yaylası’nda “tülü belinir”. Yani kuzu ko­yundan ayrılır. Keçiler sağılmaya başlanır. Tülü belinme, yunak’tan sonra yapılır. Annem dedi ki: “Şu yaylaya gö­türsen beni güz gelmeden…”

VII. Hoooo!

Çoban Mehmet Ali (şu bizim rahmetli ramazan davulcusu Meh­met Ali Dede), Meram Dere sokak­larında “Hoooo!” diye bağırır olan­ca kuvvetiyle. Onu duyan büyükbaş mal sahipleri mallarını ahırlardan çıkarır, çobanın önüne katarlardı. Ekimden evvel, mayıstan sonra olur­du bu. Mallar her gün dağı aşar, Bey­şehir yoluna yakın İkisivri’ye gider­di. Çoban Mehmet Ali’ye, o günün ücreti neyse o ödenirdi mal sahipleri tarafından. Annem dedi ki: “Çoban öleli ne çok olmuş öyle!”

VIII. Odun Yemeği

Düğün vakti geldiğinde da­madın akadaşları toplanıp dağlara odun kesmeye giderlerdi. Yanları­na yiyecek-içecekleri konurdu. Ge­ceyi dağda geçirirdi bu gençler. Er­tesi gün döndüklerinde eşeklerin yü­künün tepesine çaprazlama odun di­ker, arasına bayrak, gıldırak, çan, ke­rek vs. takar ve oğlan evine gelirler­di. Ortalığı kaplayan şangırtı sesini duyan herkes “odun yemeği” geliyor diye yollara dökülürlerdi. Eşek yü­künden biri kız evine giderdi. Odun­lar, düğün yemeği için kazanların al­tında yakılırdı. O zamanların düğün yemeği usulü şimdiki gibiydi. Dü­ğün pilavı… O vakitler “ümmeci” (imece) usulü ile iki gün boyunca düğün sahibine yardım ederdi kom­şular, akrabalar. Neredeyse her evde bulunan eşekler de düğün sahibinin emrine amade idiler. Annem dedi ki: “Nerede o eski yardımlaşmalar?”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>