Muammer Ulutürk – Hapsinas’ın Renkleri

Muammer Ulutürk – Hapsinas’ın Renkleri

Turabdin’de bahar başlangıcı, Süryaniler için Sibo­ro, Müslümanlar için Nevruz demek. İkisi de geçip gitti. Midyat’ın Hapsinas köyüne ait yüz yıl öncesinin hikayele­rinden bana kalacak olanlarını ancak yakıcı bir yaz günü dinleyebildim.

Nisan sonunda da Kuzey Irak’a giderken, Dicle kı­yılarının olağanüstü renklerini, Hasankeyf’in Artuklu ve Eyyubi bakiyeleri ile fotoğraf karelerinde bütünleştirece­ğime dair kendime söz vermiştim. Sözümü tuttum da. Kale içinden Büyük Saray’a oradan Mardinike’ye kadar adım adım dolaştım. Keleklere binip Dicle’nin karşı kıyı­larına geçtim. Binlerce yıl evvel buraları mesken edinmiş insanların öykülerini tahayyül ettim. Gözümün önünden bir sonrakine tevarüs etmiş medeniyetlerin hiç bitmeye­cek çabaları akıp gittiler.

Buralara geldiğimden beri Güneydoğu’nun kendi­ne has renklerini, mevsimlerini, yaşamlarını, insanlarını yakından tanımak için fırsatlar kolluyorum. Defterimdeki notlara, Beşiri’den Habur’a, Mardin’den Cizre’ye, gittiğim yol güzergahlarına bakıp çektiğim fotoğraflara dalıyorum.

Binlerce yıllık ortak mirasın harmanı olmuş Turab­din coğrafyasının belki de en özel yerindeyim. Öğle sıca­ğında Gercüş-Midyat yolundan sağa sapıp dar, tozlu yol­dan Hapsinas’a ulaşıyorum. Uzaktan köyün camisi ile Mor Şemun Zeyte kilisesi görünüyor. Ortalıkta birkaç ço­cuk hariç kimseler yok. Birçoğu terk edilmiş evler virane­ye dönmek üzere.

Ahbabım Hemmed, beni köyde gezdiriyor önce. Yüksek taş duvarlı evlerin arasından geçiyoruz. Bir abba­ranın altına ulaşınca dur diyorum, iki dakika soluklanaca­ğım. Kavurucu Haziran sıcağına inat, abbaradan gelen se­rinliğe bırakıyorum kendimi. Kimi evlerin dış duvarların­da kadim Şemsî ve Kamerîlik inançlarının izlerine rastlı­yorum. Duvar ustaları kökenini belki de hiç bilmedikle­ri taş tezyinatın ince örneklerini nakşetmişler kapı üstle­rine.

Mıhallemi ve Süryanilerin güzel komşuluk yaptığı günleri iç çekerek anlatıyor evlerine konuk olduğum yaş­lı Süryani Abdullah ile karısı Nisane. Hemmed Ali bir Mı­hallemi. Süryani ve Mıhallemi geçmişinin izleri silinmesin diye tek başına da olsa bıkıp usanma­dan uğraş veriyor. Dört lisanın konu­şulduğu, iki dine sahip bu yegane coğ­rafyada olmak heyecan verici. Ezan ve çandan çok ötesi var burada. Ev sa­hiplerinin Süryanicesine Hemmed’in Arapçası benim de Türkçem karışı­yor. Ortak lisanımız Türkçe.

Serin Süryani evinin pence­resinden kadim Estel’e bakan tepe­ler görünüyor. Yaşlı ev sahipleri he­men bir sofra kuruyorlar önümü­ze. Duvarlarda hiçbiri burada olma­yan çocukların, torunların fotoğraf­ları asılı. Şeyh Fethullah Hamidi ile Süryani Metropoliti Matrahan İlyas Çetinkaya’nın çerçeveye girmiş fotoğ­rafları yan yana. Çokkültürlülük ör­neğinin, farklı din ve kültürlerin bir arada yaşama tecrübesinin adı olmuş adeta Hapsinas. Söz kesenler baş ke­sen oldukça, hayatlarına gölge ettik­çe insanların, dönmemek üzere gidi­şin hikayeleri çıkmış ortaya.

Hemmed, beni tanıştırırken adımı ve ne iş yaptığımı söylemekle yetiniyor. Buralarda kim olduğunu­zu sormazlar bile. Bir eve konuk ol­manızdır önemli olan. Sorularıma iç­tenlikle cevaplar veriyor Nisane. Düz­gün olmayan Türkçesiyle ben diyor, “bir Nisan günü doğmuşum. Babam da bu adı vermiş bana”. Hiç durma­dan mutfakla oturma odası arasında mekik dokuyor.

Süryaniler için köyün hika­yesi otuz yıl önce sona ermiş. Çoğu İsveç’e, Belçika’ya göç etmiş ailele­rin. Abdullah’a niçin gitmediğini so­ruyorum. “Burası benim memleke­tim, daha iyidir, Avrupa’ya gittim ama oralarda kalamadım” diye cevap veri­yor. Çocukluğundan beri Mıhallemi ve Kürtlerle gül gibi geçinip gittiğini ekliyor sözlerine.

Köyün Süryanilerle birlikte ortak kutladığı bir bayram var. Adı Bâsımbar. Klasik süryanice de adı Si­boro. 25 Mart’ta kutlanıyor. Köylüler kırmızı-beyaz ipleri bileklerine, yahut ellerine sarıp bunları ağaca asar, ekin­lerin içine atarlarmış. 25 mart İsa’nın Meryem’e müjdelendiği zaman. Do­kuz ay sonra 25 aralık gününe teka­bül ediyor. Doğumunun müjdelen­mesi yani.

Bunu Müslüman Mıhallemiler de Süryaniler de beraberce kutluyor­muş eskiden Hapsinas’ta. “Meryemin Cuması” da ortak bayram. Meryem sevgisinin paydaş tezahürü. Paskal­ya bayramından önceki Cuma günü Müslümanlar ve Hıristiyanlar birlikte kutluyor, yemek dağıtıyor ve mevlitle devam eden bu güne çok saygı göste­riyorlarmış. Değişimin hızlı etkisi ge­leneklerden ne varsa alıp götürmüş.

Hemmed ve Abdullah’ın an­lattıklarını durmadan yazdım. Ev sa­hiplerinin kapı önünde fotoğrafları­nı çektim. Vedalaşıp Hapsinas’tan Estel’e doğru yol alırken, herkese ye­tecek memleket coğrafyasının ne ka­dar büyük, kadim tarihinin ne kadar derin ve ibret alınacak örneklerle dolu olduğunu mırıldandım. Anamın dedi­ği gibiydi: “Tanrısı bol memleket.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>