Muammer Ulutürk – Rasim’siz Bayram Sabahı

Muammer Ulutürk – Rasim’siz Bayram Sabahı

Bayram sabahlarını Camiikebir’in küçük meydanında karşılamak için erkenden girerdim yatağıma. Bayramın en güzel vakti orada başlardı. Gün doğar doğmaz, kapı önlerinde kadınlar ellerinde çalı süpürgeleriyle sokağı tertemiz ederlerdi. Annem de öyle. Sokağı tertemiz etmek sevaptı çünkü. Çöpçü diye biri yoktu mahallede. Kapılardan kapılara, “Bayramın mübarek olsun komşu!” seslerini duyardım yoldan yanı evin pencere önünde. Yoldan yanı ev bizim evin en güzel odası. Misafir odası. Buraya neden oda yahut salon değil de ev dendiğini hala bilmem.

En güzel elbisemi giydirirdi annem. İki katlı ahşap evimizin merdivenlerinden aşağıya hızla iner, üstümü başımı kontrol eder, arifeden birkaç gün önce Çıkrıkçılar içinden alınmış pabuçlarımı giyer bayram yerine koşardım. Büyük kabristanın karşısındaki sokaktan yürüyüp Hacıbeylerin evinin önüne gelince mantar tabancaların, kız kaçıranların, ateşlenince havalara uçup giden üçayaklı füzelerin, gürültüyle patlayan torpillerin seslerini duyardım. Anlardım ki yine benden önce gelmiştir çocuklar. Mevsim ne olursa olsun en az elli çocuk orada olurduk. Kız çocukları en güzel cicileriyle gelirlerdi. Çok küçük olanlarını büyükleri ellerinden tutar getirirlerdi.

Yaymacı Rasim herkesten önce gelir, arabasına türlü türlü oyuncak arabaları, renkli balonları, bebekleri dizer çocuklara şakalar yapardı. Yaymacı, oyuncakçı demek. Seyyar arabaya yayılmış oyuncaklar onun mesleğinin adını yaymacı yapmış belli ki. Hayatımda gördüğüm ilk oyuncak satıcısıdır Rasim. Küçük meydanın lüks satıcısı. Yaymacı Rasim, yetişkinler bayram namazından çıkana dek oradan ayrılmaz. Seslere gürültülere aldırmaz. Elimizle yaptığımız tel arabaları keyifle süren, çelik çomak oynayan, aşık, gazoz kapağı yahut kayısı çekirdeklerinden ütmeli oyunlarla akşamı bulup sokaktan eve girmek bilmeyen bizler için onun oyuncakları ulaşılmaz şeylerdi. Her bayram aynı yerde çocukları bekleyen bu kalender adam çocuk yüreğimin sıcak yerindedir.

Yaymacı Rasim ve çocuklar yoktu Camiikebir’in önündeki küçük meydanda. İki sene önce bayram namazına giderken birkaç çocuk görmüştüm. Ne Rasim ne de çocuklar, bugün hiçbiri yoktular. Göremediklerim içimi başka türlü acıttı. Mahallenin bütün çocukları uyuyor olmalıydılar. Zamanın anne babalarının geleneği aşındırıp gelen derin uykusu bu aslında. Bütün mahallelinin derin uykusu. Değilse kuşlar gibi cıvıldaşacaktı çocuklar küçük meydanda. Oraya buraya koşturup duracaklardı ellerinde balonlarıyla. Haylaz oğlanlar kızların üzerine fısfıs atıp onları kaçıracaklardı. Uzun sürecekti çocuk şöleni Camiikebir’in önündeki küçük meydanda.Sonra babalar çocuklarının ellerinden tutup evlerine gideceklerdi.

Mahalleli camiden çıkıp büyük kabristanın önündeki çeşme başında evlerin duvar diplerine dizildi. Hafız delikanlı oturdu, ellerini dizlerinin üzerine koydu ve Tebareke okudu.

Çocukluğumun bayram sabahlarını ve Yaymacı Rasim’i düşünüp çeşmenin yanında, duvara gömülü mermerde ömrü özetleyen yazıyı bilmem kaç yüzüncü kez yeniden okudum:

“Çeşm-i ibret ile bak, dünya misafirhânedir,
Bir mukim âdem bulunmaz, ne aceb kâşânedir,
Bir kefendir sermayesi, akibet şah u gedâ,
Pes buna mağrur olan mecnun değil, ya nedir?”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>