Muhammet Manap – Kalbimde Yara

Muhammet Manap – Kalbimde Yara

Buralar bana, ben de buralara yabancı değildim aslında. Bunu daha sokağa girer girmez anladım. Eski bir dostu kucaklar gibi karşıladı beni sokak. Lakin buralar bıraktığım gibi değildi. Tıpkı benim gibi, eski sokağım da kendini yenilemiş; çağa ayak uydurmuştu: Yüksek apartmanlar, rengârenk kaldırım taşları, yol kenarında sıra sıra ağaçlar… Hemen ilerdeki caminin avlusunda oturan birkaç ihtiyar dışında, bomboştu sokak. Yüreğimde mazinin hüznünü taşıyarak yürümeye başladım kaldırımda. Artık şen şakrak kahkahaların yükselmediği bu eski sokakta, çocukluğuma ait sesler çalındı kulağıma. Bunları, viran olmuş eski bakkalın önünde duydum ilk önce. Sonra köşeyi döndüğümde, her aklıma gelişinde yüreğimi sızlatan o ses bir kez daha çınladı kulağımda: “Seni sevmiyorum anne!” Bu sesin sahibi şimdi “anne” olmuş mudur bilmem, bilemem… Yıllar öncesiydi. Fırında çalışıyordum o zamanlar. Bizim usta siparişler için beni yollardı evlere. O eski, yırtık pırtık elbiselerimle sıcacık ekmekler götürürdüm insanlara. Yine böyle bir günde tanımıştım onu. Ramazan ayındaydık; iftara da az kalmıştı. Sanırım annesine hediye veriyordu ve neşeyle bağırıyordu: “Seni sevmiyorum anne!” Bense, elimde sipariş poşetleriyle, uzaktan ona bakıyordum hayran hayran… Unutmak, unutabilmek insana en büyük lütuftur Allah’tan. Ama öyle kolay değildir her şeyi unutabilmek. Unuttum desen bile, mutlaka bir iz, bir yara kalır yüreğinde… Yürüdükçe hatırlıyorum her şeyi. İşte burası da ilkokul öğretmenimin evi. Biz mezun olduktan hemen sonra emekli olmuştu. “Rahat edeceğim emekliye ayrıldıktan sonra.” derdi hep. Ne var ki, emekli olduktan yedi ay sonra dört kolluyla taşıdılar onu. Orada rahat etmiş midir bilemem… Şurası da bizim münzevi dükkânımız. Ailelerimiz bizi burada aramayı düşünmeyeceği için, burada içerdik sigaralarımızı rahat rahat. İçerisi soğuktu her daim. Ama sımsıcak fotoğraflar asılırdı duvarlara, camlara. Ziver Dayı’nın fotoğraf stüdyosuydu burası. Taze taze vesikalıklar… Bu sokakta sadece fotoğraflar eskimiyor sanki. Ziver Dayı’yı hâlâ çok genç görüyorum. Ve çok mutlu görünüyor camlara asılmış fotoğraftakiler. Hele şu yeni evli çift. Bu çifti seyrederken birkaç sokak öteye gidiyorum; Yeşilevler’e. Yıllar önce benimki yaşardı orada. Benimki… İyi bir insandı Hatice. Aslen İzmirliydi. Açıktı, alımlıydı. Bizim de vardı fotoğraflarımız yan yana. Kahvenin yüz metre kadar ilerisinde buluşurduk, mahalleli görüp de söz etmesin diye. Fırından ekmek alırdım, anamdan da peynir… Yeterse harçlığım, alırdım bir şeyler daha. Kahvenin ilerisinde kuytu bir yer vardı. Orada bir ağaca yaslanıp yerdik, gazeteye sardıklarımı. Utanırdık! Kimse görmemeliydi bizi, hiç kimse… Âhh! Ben buralara yabancı değilim aslında. Ne aşklar, ne ayrılıklar yaşadım ben bu sokakta. Şimdi ise tek başıma yürüyorum kaldırımlarda, gelecekte beni nelerin beklediğini bilmeden. Yalnızlığımı demlediğim bu sokakta geçmişimi arıyorum. Gören var mı? Ben “yabancısı” değilim buraların…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>