Dosyaİbrahim Demirci Dosyası

Muhsin Bostan – İbrahim Demirci: Marşını Yürürken Besteleyen Şair

Muhsin Bostan – İbrahim Demirci: Marşını Yürürken Besteleyen Şair

Yıl 1972. Balıkesir İmam-Hatip Okulunun beşinci sınıfındayız. Okulun yatılı talebeleri olarak geceleyin sınıfları doldurmuşuz. Diğer yatılı okullarda etüt denilen, ancak bizim mütâla’a diye adlandırdığımız ders çalışma saatindeyiz. Bugün önündeki palmiye ağaçlarından başka hiçbir iz, işaret kalmayan ve şimdi yerinde yeller esen eski okul binasının ikinci katında bir sınıftayız. Arkadaşlardan bazıları ders çalışıyor, bazıları ise bir kitap arasına gizlediği tommiksleri, teksasları okuyor. Ben ise kapının bulunduğu duvar dibine dizilmiş sıralardan ikincisinde sıra arkadaşımla bir şeylerle meşgul oluyor, mütâla’a saatinin bitmesini bekliyorum. Nasılsa bir kaleme ihtiyaç duyduğum ve diğer arkadaşlardan temin etmek için yekinmek üzere olduğum bir sırada arkamdaki sıradan omzumun üstünden önüme doğru bir dolma kalem uzatılıyor. Önce görüş alanıma giren kaleme, sonra geriye doğru dönüp kalemi uzatana bakıyorum. Uzattığı kalemi aldığım ve işimi görüp iade ettiğim arkadaşı o gün ilk defa görüyorum. İlk arkadaşlık ilişkimizi başlatan bu hamleyi yapanın İzmir İmam-Hatip Okulundan okulumuza yeni nakil gelen İbrahim Demirci olduğunu daha sonra öğreniyorum.

Sempatik tavırlarıyla kısa zamanda devre arkadaşlarımız arasında kendine yer edinen İbrahim Demirci, daha o yıllarda sürekli sanat-edebiyat ve düşünce kitapları okumasıyla, kompozisyon derslerinde başta edebiyat öğretmenleri olmak üzere bütün okul kamuoyunda hayranlık uyandıran kompozisyonlar yazmasıyla temayüz etmiş, deyim yerindeyse okulun A takımı arasında yerini almıştı. Kısa zamanda, okulda yapılan bütün kültür-sanat etkinliklerinde ilk akla gelen isim olmuştu.

İbrahim Demirci ile Balıkesir’deki birlikteliğimiz uzun sürmedi. O, sanırım iki yıl sonra yukarda sözünü ettiğim okulumuzun A takımı ile birlikte, o zamanki mevzuatın kendilerine tanıdığı bir hakkı kullanıp bir yılda iki sınıfı birden geçerek bizden bir yıl evvel okulu bitirmiş ve Balıkesir’den ayrılmıştı. Yollarımızın tekrar kesişmesi için bir yılın geçmesi gerekti. 1974’te üniversite öğrenimi için Erzurum’a gittiğimizde, bizden bir yıl evvel Erzurum’a giden İbrahim Demirci ile tekrar buluştuk. Önce işletmeye kayıt yaptırıp bir yıl okuduktan sonra tekrar sınava girerek Edebiyat Fakültesine geçmiş olan İbrahim ile Edebiyat Fakültesinde aynı sınıfta öğrenim görmeye başladık.

Ama bizim Erzurum’daki birlikteliğimizi anlamlı kılan Balıkesir’den tanışıyor olmamız ve aynı sınıfta öğrenim görmemiz değildi. Biz Balıkesir’den Erzurum’a gelen bir grup arkadaş, kendimizi, İbrahim Sarı’dan, Ali Göçer’den, Mustafa Sarıçiçek’ten, İzzet Türkmen’den ve benzeri isimlerden oluşan deyim yerindeyse bir sanat-edebiyat ortamının içinde bulduk. Bu ortamı, Ankara’da Nuri Pakdil önderliğindeki Edebiyat dergisi hareketinin Erzurum ayağı olarak düşünmek yanlış olmaz. Doğrusu içinde, yanında, yakınında yer almış olmakla iftihar ettiğimiz, kişiliğimizin oluşumunda derin izler bırakan bu sanat-edebiyat hareketiyle bizi temasa geçiren, İbrahim Demirci olmuştu.

Bir yıl işletme okuduktan sonra, onu bırakarak dil ve edebiyat tahsiline başlaması, İbrahim Demirci’nin kişiliğini anlamaya kapı aralayabilir kanısındayım. Sanat-edebiyat ilgisi ve okumak, onda dindirilemez bir tutkudur adeta. Onun için okumanın zamanı ve mekanı olmadığı gibi, herhangi bir sınırı da yoktur. İnsan kişiliğinin yasaklamalar ve sınırlamalardan uzak özgürce oluşması gerektiği düşüncesini benimseyenlerdendir o. Onun: “İçtenliğine çocukların / Sınır değil yol çizeriz.” mısralarını bu yaklaşımının bir ifadesi saymak mümkündür. Ona göre İbrahimî bir arayış sonucunda ulaşılan yerin, kazanılan bakış açısının ve edinilen kimliğin bir kıymet-i harbiyesi vardır ancak. Aynı şiirindeki: “Marş yürürken bestelenir.” mısraında ise onun, marşı değil yürüyüşü önceleyen bir hayat telakkisiyle, önceden bestelenmiş hazır marşlara ayak uydurmak yerine, kendi yürüyüşünün ritminden doğan özgün marşıyla yürümeyi yeğlediği görülür.

Erzurum’da çoğu zaman aynı evlerde kaldık. Onun delaletiyle hem nitelik, hem nicelik olarak hatırı sayılır bir kütüphaneye sahip olduk. Sokakların öğrenci olaylarıyla oldukça hareketli olduğu bir dönemde evimiz, ülkenin hemen hemen bütün kültür, sanat ve düşünce dergilerinin izlendiği ve toplumun entelektüel nabzının tutulduğu müstesna bir mekandı. Bir yandan gece gündüz sağ-sol demeden okunuyor, bir yandan da ev arkadaşlarımız tarafından üretilen yazı ve şiirler Edebiyat dergisine gönderiliyordu. Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat dergi ve yayınları Erzurum’da ilk bizim elimize geçiyor, şehirdeki diğer kitapçılara bizim elimizle dağıtılıyordu. Bütün bu faaliyetlerin merkezinde daima İbrahim Demirci vardı.

Ankara’dan yeni gelen henüz mürekkebi kurumamış bir kitabı İbrahim’in Erzurum sokaklarında yürürken okuyup bitirdiğini, bizim de bir yandan ona kaldırımda kılavuzluk edip bir yandan okuduklarını sonuna kadar dinlediğimizi unutmak mümkün mü? Erzurum tren istasyonunun bekleme salonunda okuyup bitirdiğimiz yeni yayınlanmış kitabın adı neydi acaba?

İbrahim Demirci’nin en bariz vasfı tevazuudur. Onda tevazu göstermelik bir tavır olmaktan çıkıp gerçek hüviyetine kavuşur. Şairin: “Neşv ü nemâ bulamaz düşmeyicek hâke nebat / Mütevazi olanı rahmet-i Rahman büyütür” beytinde ifade ettiği gibi, tevazuuna karşılık Rahman’ın rahmetinin büyüttüğü bir kişiliğe sahip olduğuna inandığım İbrahim Demirci’nin, bir mülakatında: “Artık yazar olmuştum dediğiniz zamana kadar olan çabalarınız..?” sorusuna verdiği cevap son derece anlamlıdır: ”Artık yazar oldum demedim hiç, bunu demek istemiyorum ben.” O, kendini öne çıkaranlardan olmamıştır hiçbir zaman. Bilakis kendine ve verdiği eserlere haksızlık etme derecesinde değer vermeyecek kadar gönlünü alçak tutmuştur.

İbrahim Demirci’nin yayınladığı yazıların dökümünü yapmaya çalışanlar, farklı zamanlarda, muhtelif yayın organlarında tesadüf ettikleri, yayınlanmış ve yayınlandıkları yerlerde öylece kalmış yazılar karşısında şaşkınlığa düşmekten kendilerini alamamışlardır. Bir beytinde “Geçti miftâh-ı der-i genc-i meânî elime / Aleme bezl-i güher eylesem itlâf değil” diyen Nef’î’nin kendine mahsus üslubuyla ifade ettiği gibi, Demirci’nin küpünün de harcamakla bitmeyecek denli dolu olduğunda kuşku yoktur. Ancak Nef’î’nin diğer şairlere meydan okuyan tavrı, onun mütevazi kişiliği ile bağdaşmaz. Şöhret olmak için önlerine çıkan her fırsatı değerlendiren, kulağı alkış seslerine ayarlı onca kifayetsiz muhterisin sanat-edebiyat dünyasını doldurduğu bir zamanda o, hiçbir kitabının yayınlanması teklifiyle yayıncıya gitmeyecek kadar tevazu sahibidir.

Üniversitedeki öğrencilik yıllarında Edebiyat dergisinde şiir ve deneme yayınlamaya başlayan İbrahim Demirci, daha o yıllarda kitaplık bir şiir toplamına ulaşmıştı. Kırıkhan’da başladığı edebiyat öğretmenliğine Ilgın, Amasya ve Konya’da devam etmiş; görev yaptığı her yerde yerel gazete ve dergilerin yayımına katılarak yörenin kültür, sanat ve edebiyat faaliyetlerine ivme kazandırmıştır. Kendisinden yazı isteyen yerel, ulusal yayın organlarının bu taleplerini geri çevirmeyerek pek çok değişik yayın organında yazı yayımlamıştır. Bu yazılarının pek çoğu yazıldıkları mevkûtelerde kalmış, kitaplaşma imkanı bulamamıştır.

Onun bir başka hususiyetine değinmeden geçmemek gerekir. Ortaya koyduğu sanat ürünlerini ön plana çıkararak onların kendisine sağladığı prestijle varolmayı seçen pek çok sanatçı, sanatsal faaliyetlerini toplum içinde kendilerine üstün bir yer edinmenin aracı olarak kullanılır. Bu sanat erbabının sanatçı kimlikleri, insanî kimliklerini gölgede bırakır; onların sanatçılıkları adeta insanlıklarından önce gelir. Oysa İbrahim Demirci, şairliğini ve yazarlığını hiçbir zaman öne çıkarmamış, toplumda üstün bir yer edinmeye tevessül etmemiştir. Bir mülakatında: “Çünkü bana hayat ve hakikat yazıdan her zaman daha önemli ve üstün görünmüştür.” diyen Demirci, daima hayatı ve hakikati merkeze alarak yazmış ve yaşamış, yazdıklarının hayat ve hakikatle ilişkisini hiçbir zaman zayıflatmamıştır. Ona göre yazılanlar da diğer amellerimiz gibi hayata dahildir ve onu güzelleştirdikleri oranda bir değer ifade eder.

Etiketler
Devamı

Muhsin Bostan

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı