Deneme

Murat Ak – Fuzuli Fermâyed: Hüsnün Oldukça Füzûn

Murat Ak – Fuzuli Fermâyed: Hüsnün Oldukça Füzûn

Hüsnün oldukça füzûn aşk ehli artık zâr olur
Hüsn ne mikdâr olursa aşk ol mikdâr olur

[Ey sevgili] güzelliğin arttıkça aşk ehli ağlamaya inlemeye başlar
[Zîrâ] güzelliğin ölçüsü ve şiddeti ne denli artarsa aşkın da şiddeti o denli artar

Fuzûli hazretlerine ait bu beyit “hüsn” ve “aşk” kavramlarının etrafında dönmektedir. Şairimiz Hüsn ne mikdâr olursa aşk ol mikdâr olur diyerek, “hüsn” ve “aşk” kavramları arasında pozitif bir korelasyon kurmuş, aşktaki şiddetin miktarını sevgilideki güzelliğin ölçüsüne bağlamıştır. Bu beyitte Fuzûlî, güzelliğin aşkın şiddetini artırdığı gibi bir yargıda bulunur.

I
Beyitteki ilk dizenin muhatabı olan sevgili, gizli bir muhataptır. Fuzûlî bu beyitte sevgiliyi değil, sevgilideki güzelliği öne çıkarmıştır. İşaret edilebilecek belli bir sevgili tanımı yoktur, güzellik vardır. Zira güzel olan sevgili, güzelliğin taşıyıcısı olması itibariyle âşığın gönlünü çalar. Buradan yola çıkarak “aşk”ın muhatabının da sevgili değil “güzellik”in kendisi olduğunu söyleyebiliriz. Âşık hakikatte güzele değil güzelliğe meyletmiştir.

Bu beyit bize aşk için gerekli olan şartın güzellik olduğunu söylemektedir. Bu güzellik her nerede tecellî ediyorsa sevgili oradadır ve sevgili odur. Bütün güzeller nihâî güzelin sûretleridir. Bu güzellik bazen bir kişi üzerinde tecellî edebildiği gibi bazen bir nesne üzerinde de tecellî edebilir. Mutlak güzelliğin yansıması nerede ise aşkın meyli orayadır.

II
Merhum Ali Nihat Tarlan bu beytin şerhinde2∗ tek bir noktayı dile getirmiştir. O da beyitte dile getirilen sevgilinin “bir”, “aşk ehli”ninse çok olmasıdır. Tarlan bu şekilde aşkın nihâî öznesinin birliğine işaret etmiştir. Aslında bu düşünceye göre nihâî noktada aşkın ne öznesi ne de nesnesi vardır. Bu noktada sadece “bir” vardır ve sadece bu bir olan aşktan / hakikatten bahsedilebilir.

III
Beyitte şair tarafından “aşk” ile “hüsn” arasında pozitif bir korelasyonun kurulduğundan bahsetmiştik. Güzellik ne denli ise aşk da o kadar çoktu ve sevgilinin güzelliği arttıkça da âşığın inlemesi ve ağlaması artıyordu. Burada, aşk ile hüsn arasındaki ilişki biçimine dikkat çekmek isterim. Aşkın taşıyıcısı olan âşık ile hüsnün taşıyıcısı olan sevgili arasındaki ilişki biçiminde aşkın ve aşığın pasif / gayr-ı irâdî bir konumu vardır. Zirâ bu ilişki biçiminde hüsn varsa aşk vardır. Mutlak güzellikten pay almış sevgili varsa âşık vardır. Aşk varlığını güzelliğin varlığına borçludur. Ve güzelliğin şiddeti artarsa aşkın da şiddeti artar.

Fuzûlî’nin bu beytinden, aşkın iradî bir hal olmadığı hükmünü kolayca çıkarabiliriz. Aşk güzelliğe bağlıdır ve güzellikle birlikte ortaya çıkmıştır. Şâyet aşk irâdî bir durum değilse biz hakikatte âşık olunamayacağını söyleyebilir, ancak ve ancak aşka düşülebileceğinden bahsedebiliriz. Âşık olmak eylemi fâil olmayı gerektirir. Öyleyse insan için âşık olmaktan değil aşka düşmekten bahsedilebilir. Zirâ insan aşkın fâili değil ancak tecellîsi olabilme istidâdına sahiptir. Kuşatıcı olan aşktır. Bizler bu anlamda âşık olmuyor, kâinatta var olan aşktan ancak nasibimiz olanı yaşayabiliyoruz.

IV
Üzerinde duracağımız diğer bir husus ise aşka düşen âşığın ağlaması ve inlemesidir. Bu beyit bize güzelliğin aşkın sebebi olduğunu ve aşkın sonucunun da aşka düşenin ağlaması ve inlemesi olduğunu söylemektedir. Güzelliğin şiddeti ne denli olursa aşkın şiddeti o denli artacak ve aşk ehli ağlayıp inleyecektir.

Aşk sözlüklerde sevgideki yoğunlukla ve şiddetli sevgi ile açıklandığı gibi, onun sarmaşıkla da ortak anlam sahasına sahip olduğu söylenmiştir. Zira sarmaşık nasıl sarıldığı nesneyi çürütüyorsa aşk da kuşattığı âdemoğlunun beden mülkünü çürüterek yıkmaktadır.

Aşkın nesnesi mâşuktur. Mâşuk sevgilidir. Edebiyatımızda sevgili vefasızdır ve hep ağlatır. Bunun tersi hiç düşünülmez. Güzellik hep yakıcı, yıkıcı ve acıtıcıdır. Bunun tersi hiç düşünülmez. Güzelliğin taşıyıcısı sevgili tahammül mülkünü yıkacak kadar acımasız, Hülâgû’ya benzetilecek kadar zalimdir.3 Hiç güldüren bir sevgili ile karşılaşmayız. Sevgili ulaşılabilen bir varlık olmadığından insan için aşkta gülebilme imkânı da yoktur. Aşk hep dertle birlikte anılır ve hep bir aşk derdinden bahsedilir.

Sonuçları bu kadar ağlatıcı ve incitici olduğu halde aşk niçin bu denli arzu edilen bir şeydir. Fuzûlî;

Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni

diyerek neden aşka hem belâ demiş hem de Allah’tan aşktan bir an bile ayrı kalmamayı dilemiştir.

İnsan bile isteye ateşe atar mı kendini? İnsan hem ateşe düşmeyi arzular hem de bundan yakınır mı? Âşığın çıkmazı buradadır. O bir yandan aşkın peşinden koşar, diğer yandan da aşktan nasıl mustarip olduğundan dem vurur.

Âşığın ıstırabı, aşkın bir zevk haline dönüşmese aşk konusunda bu kadar ısrarcı olmasa gerektir. Bakınız şairimiz Fuzûlî bir başka beyitte hem aşk hastalığına karşı bütün tedavîleri nasıl reddetmiş, bununla da yetinmeyip asıl helakinin de aşkının tedavisiyle olacağını nasıl dile getirmiştir:

Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb
Kılma dermân kim helâkim zehr-i dermânındadır

Öyleyse aşk sahiden yıkıcı mıdır, yoksa diriltici midir? Bir şeyin hem dert hem de derman olması mümkün müdür? Bu da hakikatin insana çelişki gibi gözüken tecellisi olsa gerektir.

Sonuç olarak;
Fuzûlî bu beyitle hakikatte âşığın meylinin güzele değil güzelliğe olduğunu zımnen söylemiştir. Aşkın sebebi sevgili değil, güzelliğin kendisidir. Âşık irâde sahibi olan değildir. O aşka düşmeyi irâde etmez ve bu yönüyle âşık aşkın fâili değil, güzelliğin mübtelâsıdır. Mutlak güzelin tecellisi sevgili üzerinde arttıkça, âşığın hakikatin tecellisî altındaki ezikliği ve acziyeti o denli artacak ve ağlayıp inleyecektir. Aşkın nihâî öznesi olan sevgili hep “bir”, “aşk ehli” ise hep çoktur.

Bu bahisten sonra buyurun aynı beyti bir daha okuyarak başladığımız yere geri dönelim:

Hüsnün oldukça füzûn aşk ehli artık zâr olur
Hüsn ne mikdâr olursa aşk ol mikdâr olur

Gazel
Hüsnün oldukça füzûn aşk ehli artık zâr olur
Hüsn ne mikdâr olursa aşk ol mikdâr olur

Cennet için men‘ eden âşıkları dîdârdan
Bilmemiş kim cenneti âşıkların dîdâr olur

Aşk derdinden olur aşk mizâcı müstakîm
Âşıkın derdine dermân etseler bîmâr olur

Zâhid-i bî-hod ne bilsin zevkini aşk ehlinin
Bir aceb meydir muhabbet kim içen hüş-yâr olur

Aşk sevdâsına sarf eyler Fuzûlî ömrünü
Bilmezem bu hâb-ı gafletten kaçan bîdâr olur

Dipnotlar
1 ∗ Fuzûlî Divanı, Akçağ Yayınları, Haz: Prof. Dr. Kenan Akyüz, Süheyl Beken, Doç. Dr. Sedit Yüksel, Dr. Müjgan Cunbur, Ankara 1990.
2 ∗ Ali Nihad Tarlan, Fuzûlî Divanı Şerhi, Akçağ Yay., Ankara 2005, 720 s.
3 ∗ Nedim’e ait şu beyit sevgilinin bu zulmünü ve yakıcılığını ne de güzel dile getirir:
Tahammül mülkünü yıktın Hülagû Han mısın kâfir
Aman dünyayı yaktın âteş-i sûzân mısın kâfir

Etiketler
Devamı

Murat Ak

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı