Murat Ak – Nâbî Fermâyed: Usûl İle Yürür Hânendeler

Murat Ak – Nâbî Fermâyed: Usûl İle Yürür Hânendeler

Nâbiyâ inceldi râh-ı mûsıkî ol denlü kim
Düşmeyüm diyü usûl ile yürür hânendeler

(Ey Nâbî! Musıkîdeki icrâ tarzı öylesine inceldi ki
Hânendeler düşmemek için (neredeyse) bir usûl üzere yürürler)

Bahar bitti yaz geldi. Yaz bitti güz geldi. Güz bitecek kış gelecek, sonra bahar bir daha.

Bahar bitecek yaz gelecek. Yaz bitecek güz gelecek. Güz bitecek, kış bir daha… Hayat böylesi uyumlu bir deverân içinde akıp gitmektedir.

Uyum1, sözlüklerde, bütünün parçaları arasında ve bütünle parçalar arasındaki uygunluk, tenâsüp, ahenk olarak tanımlanır. Bulunulan hâle, yere veya şartlara uyma konusunda gösterilen çaba yahut bu yönde meydana gelen ruhî ve fizikî değişiklik, yani intibaktır.

Nâbî naklettiğimiz beytiyle döneminde mûsıkî icrâ ediliş tarzındaki inceliğin ulaştığı seviyeye işaret eder. Bu incelik öyle bir noktaya varmıştır ki, müziğin icrâcısı olan hanende icrâ1, ettiği müzikle uyumlu bir varoluş hali yaşar ve adımlarını icrâ ettiği mûsıkîdeki usüllere göre atar. Aksi takdirde bir uyumsuzluk ortaya çıkacak, hanende ya sekteleyecek ya da düşecektir.

Hânendenin yürüyüşüne kadar sirâyet eden bu uyum, varlığın doğasında içkindir. İnsan olarak yolda yürürken, koşarken, nefes alırken verirken farkında olmasak da bir meylimiz vardır uyuma doğru. İki dudağımız arasından çıkan lafızlarda bile kendiliğinden oluşan bir seyir vardır; ne çok yüksek ne çok alçak, ne çok hızlı ne çok yavaş… Konuşurken gayr-ı ihtiyari hâsıl olan bir sekte, bir öksürük mesela, bizdeki uyumu bozan bir fasıladır. Küçük bir kaos hali, yani bir uyumsuzluk halidir ki, düzeltiveririz hemen, hem de farkında olmadan.

Varlığı oluşturan en küçük parçadan en büyüğüne kadar her şeyin bir anlık için değil de bir süreklilik içerisinde deveran edişidir uyum. Mevcudatın varlığında kaim olan bir cezbe hali. Ayet-i kerimede “O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Semâvâtta ve arzda olanlar O’nu tesbih ederler.”2 Buyrulmuş ve varlık alemindeki uyuma işaret edilmiştir.

Varlık kategorisi içinde olan insanın doğasında da olan bu uyum onun ritme, ahenge kayıtsız kalamamasının sebebidir. İnsanın müziğe yani uyumlu bir tınıya olan meyli de bundandır. Müziğin Doğulu ya da Batı’lı, Kuzey’li ya da Güney’li olması fark etmez. Müziğin aslî fonksiyonu dinleyicisine bu uyumu hissettirebilmesidir. Aslında müzik, eğer müziğe uyuma işaret etme işlevini de yüklersek, varlığın içinde zaten var olan bir halin dışa vurumudur. İcrâcısının ve dinleyicisinin ahlâkına ve tavrına, adımlarına kadar sirayet eder.

Bu dışa vurum, insanı uyumu anlamlandırabildiği ölçüde “aşkın” çağrışımlara götürür. Müzik bunu yapamadığı ölçüde de beyhûdedir. İyi müzik uyumun belirginleşmiş halidir. Nâbî’nin dediği gibi iyi müzik insanın adımlarıyla bile bütünleşir, iyi müzik insanı bir usûl üzere tutar ve düşmekten alıkoyar. Hatta insanı bir cezbe haline taşır ki, ona deveran edişin içinde olduğunu, yani fâni olduğunu ve böylece de iyi müzik ya da kötü müzik, uyum ya da uyumsuzluk tercihiyle sorumlu olduğunu hatırlatır. Yüzyıllar boyunca ahlakî eğitim veren dergâh ve benzeri mahfillerde müziğin icrâsına önem verilişi ve müziğin şifa olarak tedavide kullanılışı bundandır.

Müzikteki uyumun, deveranın ve döngüselliğin menşei ilahidir. Müziğin hakikat içinde bir yeri varsa ve onun hakikat içindeki yeri de varlık âlemindeki deveranı, döngüselliği ifade etmekse eğer, onun menşei de ilahidir. Ama insan, nisyan ile malul olmaklığından ötürü zaman zaman içinden gelen bu ilahi coşkuyu hakikatten uzaklaştırma meylindedir. Kötü müziğin ortaya çıkışı bu sebeple olsa gerektir.

Nâbî, “Musıkîdeki icrâ tarzı öyle inceldi ki, hânendeler düşmemek için bir usûl üzere yürürler.” diyerek dönemi olan 17. ve 18. yüzyıllarda müziğin icrasındaki kaliteden bahsetmiştir. Bugün televizyonlar geç saatlerde gece kulüplerinden çıkan müzisyenlerin düşme ve tökezleme sahnelerini göstermekte. Acaba, kötü müzik yaptıkları için mi bu tökezleme? Yoksa çakırkeyif oldukları için mi? Belki de her ikisi. Belki de yaşarken yaptığımız iyi müzik ya da kötü müzik tercihinden başka bir şey değildir. Bu da zaten tökezlemek ile usûl üzere yürümek arasındaki tercih değil midir?

Kaynakça: 
1. D. Mehmet Doğan, TDK, Büyük Türkçe Sözlük
2. (Haşr, 24)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>