DosyaHarf Dosyası

Mustafa Kara – Ulu Camiinin Harfleri Bize Ne Söylüyor?

Mustafa Kara – Ulu Camiinin Harfleri Bize Ne Söylüyor?

Islam medeniyeti havzasında gelişip mü­kemmelleşen güzel sanatlardan biri­nin mimarî, bunun da en muhteşem ör­neklerinin camiler olduğu bilinmektedir. Cami mimarisinin özelliklerinden biri ise pek çok güzel sanat dalının numunelerini –is­miyle müsemma olarak- bir araya toplamış ol­masıdır. Ahşap, taş ve çini işçiliğinin en değerli eserleri mabedlerimizde olduğu gibi hat ve tez­hib sanatımızın en nadide örnekleri de bu mü­barek çatıların altındadır.

Yukarıda zikredilen değerlerimizi asırlardan beri bir anne şefkatiyle koruyan ve kollayan Bursa Ulu Camii 1399 yılından beri nöbet tutmaktadır. Özellikle koynunda sakladığı hatlarla uluslarara­sı haklı bir şöhrete ulaşan Ulu Cami, 1855 dep­remiyle sarsıldıysa da yıkılmadı. Bu celâlî tecelli cemâlî bir tecellinin kapılarını açtı: Yapıldığı gün­den beri hüsn-i hatlara sahip olan bu ulu mabed, depremden sonra Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz’in himmeti, sanatkârların gayreti ve diğer yöneticilerin hizmetleriyle adeta bir “hat müzesi”ne dönüştü.

Allah’ın güzel isimlerini sergileyen bu ulu mabe­de doğru bir yolculuğa çıkıyoruz:

Ulu Cami’ye büyük kapıdan yani mihrabın tam karşısında bulunan tac kapıdan giriyoruz. Önce suyu sonra suyu yaratanın ismini görüyoruz. “Se­lamlama namazı” tahiyyatü’l-mescid kılındıktan sonra hatlara selam veriyoruz. Sağ sütunda bes­meleyle birlikte kelime-i tevhid, sol sütunda da aynen tekrar ediliyor.

Giriş kapısının üstünde yer alan ayet-i kerimeye geçmeden bir hatta daha göz atalım: ”Kim bes­meleyi güzel yazarsa cennete girer”

Şimdi tavaf şeklindeki yürüyüşümüze başlaya­biliriz: “Fetebârekellahu ahsenu’l-hâlikîn” …Her şeyi en güzel şekilde yaratan Allah’ın şanı yüce­dir. (Mü’minun 23/14)

Evet, her şey yaratış, yaratılış ile başlar. Kâinatın yaratılışı, Âdem’in yaratılışı, “Küntü kenz”in esra­rı… Hayat yaratılışla başlar.

Soldaki yazı Allah’ın güzel isimlerinden olan ve hayat kökünden “Hay”. Yaratılışla hayatın kardeş­liğini, birlikteliğini vurguluyor. Bu ism-i şerif ca­minin içinde pek çok defa farklı yazı çeşitleriyle tekrar edilecek, ayete’l-kürsî ile cami adeta ha­yat bulacaktır: “Allahu lâilahe illa huve’l- Hayyu’l- Kayyum…” (Bakara, 2/255) Muhyî de O’nun gü­zel isimlerindendir. (Rum, 30/50, Fussilet, 41/39)

Tasavvufî düşünceye göre su, Hayy isminin maz­harıdır. Havuz, kelime-i tevhidler eşliğinde Hayy ismine bakıyor…

Yaratılış gerçeğini kavradıktan sonra öğrenilme­si gereken ilk şey kelime-i tevhiddir. “Lâilahe il­lallah Muhammedun Resulullah.” Nakşî dervişi neyzen, bestekâr Kastamonulu Kazasker Musta­fa İzzet Efendi’nin 1862 tarihli şaheseri bize gü­lümsüyor. “Fa’lem ennehû lâilahe illallah…” (Mu­hammed, 47/19) Bu mübarek cümle de bu ulu mabed içinde defalarca tekrar edilerek adeta tevhide muhalif olan her şeyi silip süpürmekte­dir.

Yaratılışın esrarını hissetmek ve onu kelime-i tev­hid ile taclandırmak kalbe inen bir “nur” sayesin­de olmaktadır. İşte gökten nur yağmaktadır: “Nu­run alâ nur” “…Nur üstüne nur… Allah isteyeni nurunun peşine takarak doğru yola iletmeyi di­ler…” (Nur, 24/35) (Hat, Şefik Efendi)

Nurun ne olduğunu anlamak ve onun aydınlı­ğını tam olarak hissedebilmek için “Nur Dağı”na doğru yolculuk yapmak, Nur-i Muhammedî’nin şifrelerini çözmek gerekir. Nur Dağı’nın yakının­da yer alan Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebî’de secde etmek, dua etmek nur yüzlü insanlarla aynı zamanı ve aynı zemini paylaşmak gerekir.

Hac ile ilgili kelimeleri bir araya getiren “Nete­haccecü” ifadesiyle başlayan bu istif bir ayet ve hadis değildir. Ancak hattat bazı harfleri öyle bir düzen ve ahenk içinde kaynaştırmıştır ki hayran olmamak mümkün değildir. (Hat, Mustafa Şefik)

Tevhidin nuru içimizi aydınlatmıyor, Nur Dağı’nı gördüğümüz halde kalp gözümüz hala açılmı­yorsa arada perdeler var demektir. Bizimle nur arasında, bizimle hakikat arasında kalın siyah perdeler var demektir. Bunları indirmek hat­ta Hz. Mevlana’nın ifadesiyle yırtmak gerekir: “İtteku’l-vâvât” vavlardan sakınınız İfadesi bu perdelerin bir kısmının “v” harfiyle başladığını işaret ediyor. Bunu herkes kendi hayat çizgisiy­le izah edebilir, kendi mesleğinin “ayartıcı” özel­likleriyle şerh edebilir, kalp hastalıklarının duru­muna göre isimlendirebilir.

Valilik, vekillik mi?
Vahşet, vesvese mi?
Vaizlik, vezirlik mi?
Vefasızlık, verimsizlik mi?
Vicdansızlık, vukufsuzluk mu?
Vandalizm, verbalizm mi?
Vakahat, vakra mı?
Hepsi mi?

Bu çıkmazların içinden nasıl çıkılır? Arayan için her zaman açık bir kapı vardır. Sakınılması ge­reken işlerden sakın(a)mayanlar Allah’ın rah­met ve merhamet kapısına ellerini ve gönülle­rini açarak başvurabilirler. O kapı hiç kapanmaz: “Yâ erhamer’r-râhimîn irhamnâ” Ey merhametli­lerin en merhametlisi bize merhamet eyle! (A’raf, 7/101, Mü’minun, 23/118)

Yukarıda zelzeleden bahsedildi. Zelzele sonrası bu caminin hatları için Osmanlı padişahı tarafın­dan görevlendirilen şahısları merak ediyor mu­sunuz?

İlgili beyit şöyle:

Bu hutûtun emr olub tezhib u tashihi hemanEyledi icra Muhammed’le Şefik-ı nâtüvan

Esas mesele gönlümüzdeki perdeler, kalbimiz­deki hastalıklar, kirlenmeler, paslanmalar, taş­laşmalar… Bunların yok edilmesi için mücahede ve mücadele etmek gerekir. Bu yolun en önemli yardımcılarından biri de müşaveredir. Bilene sor­mak, büyüklerle müşavere etmek, tecrübelilere danışmak… “Ve şâvirhum fi’l-emr” iş için onlara danış. (Âli İmran, 3/159)

Ulu Cami’yi ve gönlümüzü süsleyen bu hatların bir kısmının farklı maceraları vardır. Bu tablo da onlardan biridir. Yeri gelince temas edeceğiz.

İstişare ayeti Hz. Peygamber’e hitap etmekte, ashabıyla danışarak “iş”leri birlikte yürütmele­ri emredilmektedir. Fikri sorulan şahsiyetler ise konuşmasına edebin gereği olarak son peygam­bere saygıyı ifade eden şu cümleyle başlamakta­dırlar: “Fedâke ebî ve ümmî ya Resulallah” anam babam sana feda olsun ey Allah’ın elçisi. (Buharî, Fedailu ashabi’n-Nebi, 13)

Gelelim batı kapısının üstündeki yazıya. Buruc suresinin son üç ayetinin birincisi batı kapısı­nın üzerinde: “Vallahu min veraihim muhît” ka­lan iki ayet doğu kapısının üstünde: “Bel huve Kur’anun mecid fi levhin mahfûz.” 1861 tarihli yazıların hattatı Abdülfettah Efendi’dir. Yine örtü yine perde… Aynı ayetler Ömer Lütfi Efendi ta­rafından 1904’te birlikte yazılacak ve batı kapı­sından girişte soldaki ilk direkte yer alacaktır: “Al­lah onları hiç hesaba katmadıkları yerden çepe­çevre kuşatmıştır. Hepsinden öte bu Kur’an şan­lı şerefli bir hitaptır. Tarifsiz bir hafızada koruma altına alınmıştır.”

İstişare eden kazanır, danışan hedefe ulaşır. He­defe ulaşan ise başarıyı lütfeden Allah’ı hatırlar, Onu bütün varlığıyla tesbih eder: Eksiklikleri ona yakıştırmaz, yücelikleri ondan ayırmaz. Sübha­nallah… Sübhanallah… Sübhanallah…

Tesbihten sonra Allah’a sığınır yaramaz insanlar­dan ve cinlerden…

“De ki insanların Rabbine sığınırım. Sahibine… İlâhına (Nâs, 114, 1-6)

Şimdi Hz. İbrahim’in meleklerle olan sohbe­tine kulak verebiliriz. Bu şaheserle gözümüz gönlümüz açılsın: “Tahassantü bizi’l-mülki ve’l-meleküti” ifadeleriyle başlayan hat “Vallahi rabbî lâ şerike leh” diye sona ermektedir. (Hat, Şefik Efendi, 1859) Hz. İbrahim bir güneş gibi kâinatı aydınlattı. Sonra torunu Hz. Muhammed doğdu:

On dört asır evvel yine böyle geceydi
Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi

Güneş (şems) suresini okuma vaktidir: “Güneş ve onun göz alıcı ışığı şahit olsun, güneşi izleyen ay şahit olsun…” (Şems, 91/1-15)

Allah’ın nurunu nebiler, peygamberler, peygam­berlerin ışığını âlimler ve arifler devam ettirir. Peygamberlerin vârisleri onlardır. Bizim aklımı­zı ve ruhumuzu yüzyıllardan beri aydınlatan gü­neşlerden biri de İmam A’zam’dır. Ona selam ver­me vakti gelmiştir: Yâ Hazreti İmam A’zam Nu­man b. Sabit” (Hat, Mehmet Rüşdi, 1895)

İmam A’zam’ın virdini, tesbihini okumak ister mi­siniz?

Sübhane’l-ebediyyi’l-ebed.
Sübhanel vâhidi’l-ahad
Sübhane’l-ferdi’s-Samed

Tesbihat-ı Münciye olarak da bilinen bu dualar karşı sütunda havuzun yanındadır. Zikir devam ediyor.

YA MÜTE’ÂL

Ebû Davud, İbn Mâce, İbn Hanbel ve Tirmizî’de yer alan ve tuğra şeklinde yazılan hadis-i şe­rif ise şefaatle ilgili: “Şefaatî li ehli’l-kebâiri min ümmetî” Ümmetimden büyük günah işleyenlere şefaatim olacak. Bunu “ümmetimin kibar”larına diye tercüme edenler de vardır.

YA MUHTARTekrar besmeleyi okuyalım ve seyrimize de­vam edelim: Rahman ve Rahim olan merhamet­li Allah’ın adıyla. (Hat, Abdülfettah Efendi, 1859)

YA FA’AL

Son peygamberi, kâinatın efendisini bir dostuy­la hatırlayalım: Ebubekir. Onu, mağara dostuy­la birlikte anarken (Tevbe, 9/40) Hicreti, Sevr’i, Kâbe’yi, Beytullah’ı hatırlayalım. Kıbleye döne­lim, O’na dönelim. Huzura duralım.

ALLAH

Tekrar vav harfi. Vav’ın renkleri, çiçekleri, tomur­cukları neyi anlatıyor. Kime ne söylüyor? Zat, sı­fat ve fiil konusuna mı ışık tutuyor. Şeriat, tari­kat, hakikat merhalelerini mi gösteriyor? Yoksa bunun esrarı Kâbe örtüsüyle örtüldü mü? Bu sır konusuna, gayb konularına fazla dalmamak ge­rekir. Bu “terazi”ler bunca ağırlığı kaldıramaya­bilir. İbn Ataullah İskenderî’nin buyurduğu gibi, bilemediğimiz gayb sırlarıyla uğraşmak yerine çok iyi bildiğimiz kendi kusurlarımıza bakmamız daha uygundur.

Bizim için önemli olan kulluktur. Sürekli kulluk ve ubudiyet. “Va’bud rabbeke hatta ye’tiyeke’l-yakîn” Ölüm/yakîn gelinceye kadar Rabbine kul­luk et ibadet et! (Hicr, 15/99) (Hat, Kazasker’in, 1859)

Hz. Allah için nasıl kulluk yapacağımızı bize Hz. Muhammed öğretti. Onun sözlerini ise bize onun yakınında olanlar aktardı. Onları nasıl unu­turuz: Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hü­seyin… Onu dostlarıyla birlikte tekrar hürmet­le yâd edelim, salat u selâm okuyalım. İzzet diye imza atan büyük hattatı da unutmayalım. Ve son peygamberin dini esasları insanlara anlatmak için çıktığı Minber’e biraz daha yaklaşalım. Ulu Cami’nin en değerli unsuru olan bu mübarek ve muhteşem eser 1399 yılından beri burada. İlk hatibi Emir Sultan’ın tensibiyle Somuncu Baba olmuş. Açılış gününün hutbesi Açılış=Fâtiha su­resiyle olmuş. “Hamd âlemlerin sahibine aittir. Rahman ve Rahim…” O gün bugün bu Makam-ı Muhammed’den âlemlerin Rabbi Hz. Allah, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muham­med ve Hz. Kur’an anlatılmıştır, anlatılmaktadır, anlatılacaktır.

Minberin giriş kapısının üstündeki kitabede, yap­tıran Sultan Yıldırım b. Murad Han’ın, yan tarafta ise yapan sanatkâr Muhammed b. Abdülaziz’in adı var.

Minberin üst kısmında bir kelam-ı kibar var: “el-mü’minu fi’l-mescidi kes’s-semeki fi’l-ma’ el-munafiku fi’l-mescidi ke’t-tayri fi’l-kafes” Cami­de mümin sudaki balık gibi, münafık ise kafes­teki kuş gibidir.

Bursa’nın kalbi Ulu Cami. Ulu Cami’nin kal­bi mihrab… Minber gibi el emeği göz nuru ile hâlelenmiş. Caminin en süslü bölümüdür. Bu güzellik şaheserinin karşısına geçip bakıldığın­da en üstte Allah ve Resulünün ism-i şerifleri gö­rülmektedir. Allah’ın kitabında yer alan ve mi’rac gecesinin esrarı ile ilgili ipuçları veren ayetler­le birlikte. “Sümme denâ feledellâ” Sonra o yak­laştı ve sarktı. (Necm, 53/8-9) Sonra mescidlerin şahı Mescid-i Haram ile Mescid-i Aksa’yı bir araya getiren İsra suresinin birinci ayeti: “Sübhanellezî esra bi-‘abdihi leylen mine’l-mescidi’l-harami ile’l-mescidi’l-aksa” Bir gece kulu Muhammed’i Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya götüren Allah bütün eksikliklerden uzaktır.

Bütün eksikliklerden münezzeh olan Allah’ın ma­bedini en güzel bir şekilde süslemek ve İsra ge­cesinin armağanı olan namazı (Buharî, Bed’ü’l-halk, 6, Müslim, İman, 259) en güzel şekilde eda etmek için sanatkârlar ellerinden geleni yapmış­lardır. Sağ ve solda dinin temelini teşkil eden şa­hadet cümleleri yerleştirildikten sonra mülkün sahibinin Allah olduğu ifadesi defalarca tekrar edilmekte ve mihrabın üç tarafını zevkle dolaş­maktadır: “Ya Mâlike’l-mülk zü’l-celâli ve’l-ikram ya Mâlike’l-mülk zü’l-celâli ve’l-ikram…”

Allah’ın mescidlerinde öncelikle dikkat etmemiz gereken konu mihrabın alnında parlamaktadır: “Ve enne’l-mesacide lillahî felâ ted’û maallahî ehada” Mescidler Allah’ındır öyleyse Allah’tan başka hiçbir varlığa tapmayın. (Cin, 72/18) Ayete’l-kürsî’nin ihtişamlı geçidinden sonra Al­lah inancını özetleyen İhlas suresi yerini alıyor: “Kul huvallahu ehad” De ki O, tek Allah’tır, Allah öncesiz ve sonrasız, bütün var olmakta olanların sebepsiz sebebi, O doğmamıştır doğurulmamış­tır ve hiçbir şey onunla mukayese edilemez. (İh­las, 112/1-4)

Bu kadar güzellikle iç içe olan bir müminin içi dışı güzelleşir ve gönlünden şu duayı yapar: “Rabbe­na âtinâ…” “Ey Rabbimiz bize dünyada da ahiret­te de güzellik ver! Bizi ateş azabından koru.” (Ba­kara, 2/201)

Mihrabda duran bir insanın tam karşısında yer alan damla şeklindeki müsenna yazıda ise insan­la ilgili önemli bir gerçeğe ışık tutmaktadır:”Kul küllün ya’melu alâ şâkiletihi” De ki herkes kendi yapısına göre davranmaktadır. (İsra, 17/84) Her­kes hissiyat-ı mahsusasına göre iş yapar.

Mihrabdan ayrılırken yine Allah (c.c.) ve Mu­hammed (s.a.v.) diyoruz: “Elhamdulillahille­zi hedânâ li’l-İslam ve ce’alna min ümmeti Mu­hammedin aleyhi’s-selam” “Bizi İslam’la aydınla­tan, Muhammed’in ümmetinden yapan Allah’a hamdolsun.”

Ezan okunuyor.

İmamın bulunduğu mekân olan mihrabdan, müezzinin bulunduğu mekana bakalım ve na­mazla vakit arasındaki sıkı bağı anlatan aye­ti okuyalım:”İnne’s-salate kânet ale’l-müminine kitâben mevkuta” Namaz bütün müminler için günün belli zamanları ile kayıtlı kutsal bir yü­kümlülüktür. (Nisa, 4/103)

Müezzinlerin şahı Bilâl-i Habeşî ile birlikte bütün müezzinlere müjdeler olsun! Çünkü onlar bu di­nin temel ilkelerini günde beş defa aşkla şevk­le haykırmaktadırlar: Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah’tan başka ilah olmadığına şaha­det ederim…

Bu çağrı emri önce Hz. İbrahim’e verilmişti. İn­sanları Allah’ın evine tertemiz Beytullah’a davet etmek için. “Ve ezzin fi’n-nâsi bi’l-hacci ye’tüke ricalen” Bütün insanları Hacca çağır! Yaya ve bi­nek üstünde… (Hac, 22/27) Ve müezzinleri öven o hadîs: “el-müezzinune etvelu’n-nâsi a’naken yevme’l-kıyameti” “Kıyamet günü boyunları en uzun olacak olan müezzinlerdir.” (Muslim, Salat, 14) Müezzin mahfilinin altında Rahimî mahlaslı şairin düştüğü tarih ise 1549’dur:

Dedi itmamına Rahimî tarih
Oldu ol mahfel-i dilkeş ma’mur

Dilkeş=gönül alan kelimesi, arşa benzetilen mer­mer kürsüde de vardır:

Desem manide arş-âsâ sezâdır
Ne ra’na kürsi-i dilkeş edâdır. (tarih: 1815)

Bu camide vaizlik, imamlık ve müezzinlik yapan gönül adamlarından biri de Hz. Üftade’dir. Onun bu mabedle ilgili beyti ise dillere destandır:

Ya camia’l-kebir ve ya mecma’al kibar
Tûba li men yezûruke fi’l-leyli ve’n-nehar (Hat, Şefik Bey, 1861)

Batı kapısının yanındaki direkte yer alan Arap­ça beytin Türkçe manzum tercümesi şöyle yapı­labilir:

Mescidimiz uludur secdegâhımız kutlu
Seni gece ve gündüz görenlere ne mutlu!
Allahu ekberu kebira
Vel hamdu lillahi kesira

Şems

Hz. Peygamber’den sonra onun görevleri üm­meti arasında taksim edilmişti. Yönetimle ilgili vazifelerini üstlenenler halife, emir, sultan, imam gibi isimler aldılar. Bu şahsiyetler onun izini takip ederek insanların işlerini kolaylaştırmanın yolla­rını aradılar. Allah’ın kullarına Allah için hizmet edenlere saygı ve sevgi öyle bir noktaya ulaştı ki, “Sultan yeryüzünde Allah’ın gölgesi gibidir. Her mazlum ona sığınır” cümlesi/hadisi yaygınlaştı. (Keşfu’l-hata, I/456)

Burada bir istıtrat yapmak gerekiyor. 15.06.1927 de çıkan 1057 sayılı kanunla, tarihi binalarda ve kitabelerinde yer alan Sultan isimlerinin, tuğra ve methiyelerin silinmesi/örtülmesi emredilin­ce talihsiz uygulamalara zemin hazırlanmış oldu. Geçen asırda çekilen bir fotoğrafta, sultanın is­mini tuğra şeklinde yazan hattatın yazı ve çerçe­vesi giriş kapısının üstünde görülmektedir. Ulu Cami mihrabının sağında yer alan kelime-i tev­hidin altında Fatiha suresinin birinci, Tevbe sure­sinin 18. ayeti yazılmıştır: “İnnema ye’muru me­sacidallahi” Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a inananlar imar eder… Daha altta ise o cümle: es-Sultan zillullahi fi’l-arz ye’vî ileyhi küllü maz­lum.” Çok şükür birçok sultan kelimesine murç ve çekiçle saldıranlar burada insaflı davranmış­lar ve yukarıda geçen “istişare” ile ilgili ayeti ihti­va eden çerçeve bu yazının üzerine asılarak söz konusu “tehlikeli” kelime örtülmüştür. Ne zama­na kadar?

Bir adım sonra Ulu Cami’nin en ulu yazıla­rından biri hattatının kalemiyle birlikte sizi karşılayacaktır:”Allah Hû” Kalem var fakat yazı­da olması gereken bir unsur yok, hattatın ismi örtülmüş. Niçin? Çünkü bu cami için devletin imkânlarını seferber eden Sultan Abdülmecid’in adı geçiyor. Örtüyü kaldırırsanız bu camiye hiz­met etmek için çırpınan Osmanlı sultanının ismi çıkacaktır. Nitekim son onarımda örtü kaldırıldı. (Hat, Abdülfettah Efendi, 1859)

Toplumların hayatında böyle tecelliler vardır. Bazı belgeler yok edilir, bazı gerçekler karartı­lır, bazı isimler örtülür, bazı kapılar kapatılır. Faz­la üzülmeye gerek yoktur. “Her şeyin bir vakt-i merhûnu vardır.” O vakit gelince karanlıkta kalan gerçekler ortaya çıkar “örtüler” temizlenir ve ka­palı olan kapılar açılır. İşte onun müjdesi de bu­rada:

”Allah müfettihu’l-ebvâb
İftah lenâ hayre’l-bâb”
Mazum tercümesi şöyle yapılabilir:
Allah açıcısıdır kapıların
En iyisini bize aç kapıların

ALLAH

Sultanlarla ilgili söyleyeceklerimiz bitmedi. Hat­tatların imza bölümünde geçen sultan isimlerini sildiniz, örttünüz, yok ettiniz. Peki, hattat Sultan ise o zaman neyi, nasıl, ne kadar örteceksiniz? İşte hünkâr mahfiline yaklaştığımız bir sırada bizi muhteşem bir hat, bir ayet-i kerime karşılamak­tadır. Hem de sultanların, yöneticilerin ana ilke­sini ihtiva eden bir hat. Hattatı da Hünkâr Sultan II. Mahmud Han. “Ve izâ hakemtüm beynenna­si en tahkümû bi’l-adl” İnsanlar arasında hüküm verdiğinizde âdil olunuz. (Nisa, 4/58) Aynı yazı­nın bir nüshası da Diyanet İşleri Başkanı’nın ma­kam odasını aydınlatmaktadır.

Hünkar mahfilinde ise Hz. Peygamberin yüce ah­lakıyla ilgili Hz. Allah’ın ayeti var:”Ve inneke le’alâ hulukin azîm” Sen yüce bir ahlak sahibisin. (Ka­lem, 68/4) (Hat, Mustafa Şerif, 1869) Aynı aye­tin Mehmet Abdülaziz tarafından 1906’da yazı­lan şekli ise şadırvanın güney doğu köşesinde­ki direktedir. O da karşısında bulunan Musta­fa Şerif’in 1864 tarihli yazısını selamlamaktadır: “Asâ en yeb’aseke rabbuke makamen mahmu­da” (İsra, 17/79) Umulur ki: Rabbin seni övgüye değer bir makama yükseltir.

Esmaü’l-hüsna devam ediyor:

MÜ’MİN
MÜHEYMİN
AZİZ
CEBBAR
MÜTEKEBBİR

Hünkâr mahfilinin alt katı kütübhane. Yani yüz­yıllardır yetişen alimlerin, ariflerin, mütefekkirle­rin ve sanatkârların eserlerini ihtiva eden mekân. Şeyh Adullah Münzevî’nin kurduğu kütüphane. Bütün kitap yazarları sözlerini şöyle sonlandırır: “Vallahu veliyyu’t-tevkîk”. Yani bu yaptığım işte, yazdığım kitapta bir başarı varsa o benden de­ğil Allah’tandır, O’nun lütfu sayesindedir. Başarı O’ndandır. (Hat, Şefik, 1869) Bu mükemmel ya­zının üstünde mükemmel bir insanın ism-i şeri­fi var: “Hüseyn” Şah-ı şüheda-i kerbelâ” (Hat, Ab­dülfettah Efendi)

Yine “vav”lar karşılıyor bizi. Bu sefer konu farklı. Müminleri, zavallı, biçare gören münafık insanla­ra karşı Allah’ın müjdesini ihtiva eden “vav”lar:”… Şeref, Allah’a Rasülüne ve müminlere aittir ama ikiyüzlü münafıklar bunun farkında değillerdir.” (Münafikun, 63/8) “Ve lillahi’l-izzetu ve liresûlihi ve li’l-mu’minine velakinne’l-münafikîne la ya’lemûn.”

Ve namaz…

İnne’s-salâte tenhâ ‘ani’l-fahşa ve’l-münker ve le­zikrullahi ekber.

“…Namaz insanı çirkin fiillerden akla aykırı her şeyden alıkoyar. Allah’ı zikretmek en büyük er­dem ve iyiliktir. Allah bütün yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut, 29/35) Depremden önce 1851’de hat­tat Mustafa Şerif Efendi tarafından yazılmıştır.

Allah’ı zikretmekle ilgili bir başka ilahî tespit de karşı sütunda: “Ela bizikrillahi tetma’innu’l-kulûb.” “İyi bilin ki kalpler gerçekten ancak Allah’ı anarak huzura erişir.” (Ra’d, 13/28) (Hattat Seyyid Ali Sırrî, 1895)

Camiyi dolduran, içini cemaat ruhu ile doldu­ran müminlerin özellikleri ve kazanımları neler­dir? “Kesin olan şudur ki inananlar kurtuluşa eri­şeceklerdir. Onlar ki namazlarında alçak gönül­lü bir duyarlılık içindedirler. Onlar ki boş ve an­lamsız şeylerden yüz çevirirler. Arınmak için ya­pılması gerekeni yapar, zekât verirler.” (Mümi­nun, 23/1-4)

Bu hattı kim yazdı? Ve bunu camiye kim hedi­ye etti? Hattat Rifaî Aziz Efendi’dir. Hediye eden Aziz Efendi’nin mürşidi İstanbul Ümm-i Kenan dergâhı şeyhi Kenan Rifaî’dir.

Dinimizi üç kelime ile özetleyen tasniflerden biri de şöyledir: İman, ibadet, ahlak. Ulu Cami’de yer alan hatlar bir kategoriye tabi tutulursa aynı ger­çekle yüzleşiriz. İşte imanla ahlakı bir araya ge­tiren hadis-i şerif: “Ekmelü’l-mü’minine imanen ahsenuhum hulukan.” (Ebu Davud, 14) “Mümin­lerin en mükemmeli ahlak yönünden en güzel olanıdır.” (Hat, İbrahim Efendi, 1880)

Bunun peşinden hikmetle Allah korkusu arasın­daki bağı veciz bir şekilde ifade eden hikmetli söz: “Re’su’l-hikmeti mehâfetullah.” (Keşfu’l-hafa, I/421) “Hikmetin başı Allah korkusudur.” (Hat Şe­fik, 1862)

Bilindiği gibi cami ile cemaat aynı köktendir. Ce­maat birlik beraberlik demektir. Cami birliği tem­sil eder. Herkes camide eşit hale gelir, birlikte secde eder, dua eder. Onun için “el-cemaatü rah­metün ve’l-firkatü azabun” “cemaat rahmettir ay­rılık azaptır.” (İbn Hanbel, IV/278)

İslam medeniyetinde çok gelişen sanatlardan birinin hat olduğu bilinmektedir. Hattatlar adeta harflerle oynamış, onlara çok değişik şekiller ve­rerek hünerlerini göstermişlerdir. Harfleri cami, minber, minare şekline aktardıkları gibi kuş, as­lan gibi yaratıkların suretinde istifler de üretmiş­lerdir. İşte bir minber… Bu güzel buluşa gerçek­ten “bârekallah” demek gerekiyor.

Vakit geçiyor ömür bitiyor. Yapmamız gereken işler var. En başta namaz… “Vakti geçmeden na­mazı kılmak konusunda acele ediniz. Ölüm kapı­yı çalmadan tevbe için de acele ediniz.”

‘Accilû bi’s-salati kable’l-fevt

Ve ‘accilû bi’t-tevbeti kable’l-mevt

Yine harflerin farklı ahengini gösteren bir istif: “Min külli feccin amîk” “Her bir yoldan senin çağ­rına gelsinler.” (Hac, 22/27)

Ve Ulu Cami’nin en büyük hattı: “Vallahu gâlibun ‘ala emrihi” (Yusuf, 12/21) “Allah murad ettiği işi başarıyla sonuçlandırır.” (Hat, Mustafa İzzet, 1862)

Biz de sona doğru geliyoruz, Hayy ism-i şerifiyle başladık Kayyum ism-i şerifiyle bitiriyoruz. Virdi­miz ortaya çıkıyor:

YA HAYY U YA KAYYUM

 

No t : D o k s a n d o ku z ş i i r l e Al l a h’ı n d o k s a d o ku z i sm- i ş e r î f i n i a n l a t a n , Erd a l Ça k ı r ’ı n HÛ i s iml i e s e r i b u ya z ı y ı b i t i rd i ğ i m g ü n e l ime u l a şmı ş t ı .

Etiketler
Devamı

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker