Kitaplık

Necip Tosun – Kurmacanın Büyülü Sureti

Necip Tosun – Kurmacanın Büyülü Sureti

Abdullah Harmancı 1998 ile 2013 yılları arasında öyküye ilişkin yazdığı yazıları Kurmacanın Büyülü Sureti kitabında bir araya getirdi. İnceleme değini, deneme arasında gidip gelen tümüyle öyküyü odak alan bu yazıların, öykü türüne ilişkin kuramsal, inceleme yazılarının azlığı da dikkate alındığında önemi büyük. Hele bu öykü yazılarını bir öykücünün kaleme alması bu yazıların önemini bir kat daha artırmakta.

Kitap, on beş senelik bir süre içinde yazılmış yazıların bir araya gelmesinden oluşuyor Kitap, yazarının deyimiyle “yirmi dört yaşındaki genç öykücü Abdullah’tan, otuz dokuz yaşındaki akademisyen Abdullah’a uzanan çizgide”ki tanıklıklarını, izlenimlerini yansıtıyor. Kitaba genel olarak baktığımızda öykünün nabzını tutmaya çalışan bir öykücünün günlükleri görünümündedir. Öyküyü anlamaya, onun yolunu açmaya ve okuduğundan edindiği izlenimleri okurla paylaşmaya çalışan bir öykü emekçisini görürüz. Kitap ne poetika ne inceleme olmaya çalışmayan ama öyküye nüfuz edip kişisel tanıklıklarla geniş bir çerçevede öyküye kuramsal bir tanım getiren bir yapıyı bünyesinde barındırıyor.

Bir öykücü niçin kuramsal/eleştiri yazıları yazar? Bu soruya verilen “öykü yazmayı beceremediği için” klişe cevabı günümüzde çoktan edebiyat çöplüğüne atılmış durumda. Çünkü artık biliniyor ki, her öykücünün bir öykü davası olmalı. Öykü davasından kastımız poetik bilinçtir. Elbette iyi öykü yazmak için,iyi bir kuramsal altyapıya sahip olmak işin olmazsa olmazı değildir. Ama iyi öykü yazmanın yolunun da yaptığı işe kafa yormaktan geçtiği herkesin malumu. Kuşkusuz öykücünün temel görevi öykü yazmak, öykünün iyi örneklerini vermektir. Ancak öykü davasının nitelikli eleştiri ve kuram yazılarıyla desteklenmesi gerekir. Öykücülüğümüzde görülen en büyük eksiklik öykücülerin yaptığı işe ilişkin bilgi ve birikim eksikliğidir. Oysa verili olan, birikim bilinmeden nasıl kişilikli bir öykü ortaya konacaktır? Bu yüzden her öykücünün poetik bir kaygısı olmalıdır. Günümüz yazarı, öykücüsü için edebiyatın atan nabzından habersiz, çağın sesini üretmesi zor gözüküyor. Bir öykücünün en az bir eleştirmen çabası kadar yaptığı işe kafa yorması gerekir. Böylece zenginleşecek, farklı bakış açıları edinecektir.

Öykücü bu yazılarda, kendi öykü pratiği içerisindeki okuma, yazma deneyimlerini yansıtır. Bir öykü düşüncesi, bir öykü davası,poetikası yaratır. Kuramsal bir kavrayışlaher öykücü kendi öyküsünün temellerini konuşacak, birikimle, yaşayan güncel öyküyle kendini test edecektir. Yani bir estetik savaşın tam ortasında yer alacaktır. Bugüne değin bunu öykücülerimizin yapmamış olması kaçırılmış bir olanaktır.

Bir yazar eserinin doğumu, oluşumu ve yazdığı türün edebiyattaki yerini elbette düşünecek,bir yere oturtmaya çalışacaktır. Bu nedenle sanatçıların eserlerine ilişkin açıklamaları,onların yazın tecrübelerini aktarmaları önemlidir. Zaten edebiyat dünyasında, onların sadece yazdıkları eserler değil, yazınsal türlere, edebiyata değin düşünceleri de hep önemsenmiş, eleştirmenler, incelemeciler, kuramcılar için ufuk açıcı belgeler olarak değerlendirilmiştir. Bu anlamda bir sanatçının edebiyatçının eserleriyle ilgili yaklaşımları her zaman edebiyat tarihinin vazgeçilmez kaynakları olmuştur.

Bu anlamda hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eleştirmen olan pek çok yazar anmak mümkündür. Örneğin çığır açıcı romancılığı,öykücülüğü yanında Virginia Woolf, döneminin en büyük eleştirmenlerinden biri olarak kabul edilir. Eleştirmenlerin ortak görüşü Woolf eğer hiç roman-öykü yazmamış olsaydı bile sadece bu eleştiri yazılarıyla edebiyat dünyasında var olacaktı. T.S. Eliot, Octavio Paz için de aynı şey söylenebilir. Öyle ki Eliot, şair ve düzyazı ilişkisi konusunda, “düzyazıyla test edilmeyen yazarlara” şiir yazdırmamak gerekir diyordu.Biz de ise hem ürün hem de eleştiri yazılarının en iyi örneklerini veren yazarlar olarak Ahmet Hamdi Tanpınar, Selim İleri, Ahmet Oktay, Rasim Özdenören, İsmet Özel ve Tomris Uyar anılabilir. Öyle ki bu yazarlardan kimilerinin eleştiri, kuramsal yazıları örnek metinler olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır.

 

Bu anlamda özellikle öykücülerin kendi türleri üzerine konuşmaları çok önemli. Buradan sadece öyküye ilişkin düşüncelerini değil aynı zamanda öykü poetikalarını öğrenir, öykülerinin ipuçlarını buluruz.

Abdullah Harmancı edebiyat uğraşısını tümüyle öyküye odaklamış hem öykü hem de öykü üzerine yazan bir edebiyatçı. Bu yoğunlaşma da kaçınılmaz olarak ona türün inceliklerini kavrama, bir düşünce biçimi geliştirme ve öykü poetikası oluşturma zemini yaratıyor. Bu olumlu yansımayı hem öykülerinde hem de öykü yazılarında görmek mümkün.

Kitap kuşkusuz çok geniş bir zaman dilimine yayıldığı için ilgileri, dili, yaklaşımları oldukça farklı atmosferleri yansıtır. Bazen küçük bir değinidir bazen bir kitap tanıtma yazısı. Bazen de kuramsal bir iddia taşıyan niteliktedir.Ama Harmancı kuram yazılarındaki kuruluğa düşmeden bu değinileri, denemeleri yazan kişinin aynı zamanda bir öykücü olduğunu hiç unutturmaz. Bu anlamda oldukça sahici,içten bir eleştiri biçimi sergiler. Burada öznel yargılar öne çıkar metin bir iç dökmeye,hesaplaşmaya evrilir. Yazıların önemi tam da burada ortaya çıkar. Çünkü buralarda Harmancı işin mutfağında olduğu için herhangi bir eleştirmenin dikkat çekmeyeceği durumlara değinir. Bir öykücü olarak söz alır, öyküye ilişkin düşüncelerini açıklar. Öykücü-eleştirmen kimliğinin yansıması bu yazıları değerli hâle getirir. Kurmacanın Büyülü Sureti’ni değerli hâle getiren onun öykü üzerine yazılmış bir eser olması yanında bir öykücünün elinden çıkmış bir kitap olmasıdır.

Yazılar onun öykücülüğünün bir laboratuvarı,giderek okuma tecrübelerinin sesli görünümleridir. Bir öykücünün arayışları, vardığı yer, önemli duraklar metinlere yansır.Tümüyle kendinden yola çıkarak metinlere,durumlara, meselelere yaklaşır: “Evimin balkonuna oturmuş, şehir stadyumunun içimi yakan insansızlığını, başka bir deyişle stadyumun insansız boşluğunun içimi neden acıtıyor oluşunu düşünürken, bununla hiç de ilgisi olamayan bir şey daha düşünüyorum:Kimi öykülerim var ki dergileri açıp da onları okumaya başladığım zaman rahatlıyorum.”Diyerek kendi öykü serüveni, öykü kitabı oluşturma sıkıntısına geçer: “Öykücü için,yazdıklarını bir düzene koyarak öykü dosyasını oluşturabilmesi de belli başlı hayat işkencelerinden biridir. Temaları birbirine  yakın olduğu için kimi metinleri bir bölümde toplamayı kurarsınız ama öte yandan aynı hikâyeler üsluplarıyla birbirinden ayrı dururlar;tematik açıdan bir benzerlik taşımayan hikâyeler de biçimsel olarak yakınlık arz ederler. Öyküleri yazılış yıllarına göre sınıflayıp dosyalaştırmayı planladığınız vakit büsbütün bir dağınıklığa yol açtığınızı görürsünüz.”

Okuma deneyimlerinden bir yazınsal soruna, bir öykü meselesine evrilir. Örneğin Denize Açılan Kapı’yla karşılaştığında Rasim Özdenören’in öykülerinin içine girememe durumunu irdeler.Bunun hem metin yönünden hem de okur yönünden ne anlama geldiğini sorgular.Ardından okuma süreçlerinde unutamadığı öykülere geçer ve kendinde iz bırakmış öyküleri analiz etmeye, bu izin nedenlerini araştırmaya başlar. Tam burada izlenimleriyle edebiyatın meselelerini iç içe aktarmayı sürdürür.“Başaramadığı Öyküler” onun yine kişisel serüveninden yola çıkarak mesele hâline getirip tartıştığı ilginç bir konudur: “İşte bir hikâyenin, yazmayı umduğunuz bir hikâyenin başarısız olma sebebi, sizi tatmin etmemesinin sebebi, başlangıçta bulmuş olduğunuzu zannettiğiniz‘bahane’nin, ‘marifet’in, yazdıkça hiç de‘kurtarıcı’ bir ‘marifet’ olmadığını fark etmeye başlamış olmanızdır.”

Kurmacanın Büyülü Sureti hem bir öykücünün öykü yazma serüvenini aktarıyor hem de öyküye ilişkin kuramsal düşünceleri içeriyor. Buda kitabın öykü birikimi için önemli bir kaynak olma özelliği taşımasını sağlıyor.

Etiketler
Devamı

Necip Tosun

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker