Necip Tosun – Muhtemel Menkıbeler: Mehmet Harmancı

Necip Tosun – Muhtemel Menkıbeler: Mehmet Harmancı

Son dönemde minimal anlayış öyküde epey yaygınlaştı. Şimdi pek çok yazar minimal öykü yazmakta, yaklaşımın dosyaları yapılmakta. Ancak Mehmet Harmancı bu furyadan, yaygın denemelerden çok önce minimal öykünün örneklerini vermişti. Ancak kitabı epey gecikti. Sonunda Mehmet Harmancı uzun süredir dergilerde yayınladığı kısa metinlerini 2010’da Muhtemel Menkıbeler adıyla kitaplaştırdı. Bir sayfalık, on cümlelik, beş cümlelik, tek cümlelik giderek tek bir noktadan oluşur öyküler. Minimalist öykü, kısa kısa öyküler ya da kendi tanımlamasıyla “kıpkısa Öyküler” adı verilen bu yazınsal tutum günümüzde git gide yaygınlaşmakta. Resimde, müzikte, mimaride, sinemada anlam alanı bulan minimal yaklaşım, henüz kavramlaştırma ve kuramsal temelleri oluşturulma aşamasında. Bu nedenle, minimal anlayışın nasıl bir yol ve serüven izleyeceğini şimdiden kestirmek zor, ancak ortaya konan nitelikli örnekleriyle edebiyat dünyasında varlığını kabul ettirdiği de bir gerçek.

Her ne kadar 1990’larda yaygınlaşsa da, Franz Kafka, Jorge Luis Borges, Julio Cortázar, William Faulkner, Dino Buzatti gibi yazarlar kısa kısa öyküler (minimal öykü) yazdılar. Bizde ise Ferit Edgü, Vüs’at O. Bener, Refik Algan, Hulki Aktunç, Sema Kaygusuz, Tezer Özlü, Sevgi Soysal, Murat Yalçın, Haydar Ergülen, Tarık Günersel, Cemal Şakar vb. yazarlar bu yaklaşımın örneklerini verdiler.

Örneklerinden yola çıkarak kısa kısa öykünün kimi özellikleri nin belirginleştiğini söyleyebiliriz. Öncelikle kısa kısa öyküde anlam, bir bütünü temsil eden en küçük parçaya sıkıştırılmıştır. Bu yüzden yazar, sürekli ayıklama, atma, eksiltme yapar. Şiirde imgenin ortaya çıkışı gibi, yazar, anlamı simgeleyecek bir “anekdotu” bulma peşindedir. “Engelleyici seçicilik” ve “arıtma” başat anlayıştır.

Öykünün gücü anlatılan şeye değil, anlatılmayan, gizlenen şeye yüklenmiştir. Çünkü tahkiye olabildiğince silikleşmiştir. Bu nedenle anlam, çoğunlukla anlatılan cümlelerde dışlaşmaz, üstü örtülmüştür. Şüphesiz öznenin etrafındaki şeyleri atmakla öznenin mutlaka daha da belirginleşeceği söylenemez. Seçme bazen de anlaşılır olanı gölgeler, anlama imkânlarını büsbütün kapatır. Bu durumda sadece açıkta kalan şey, okurun anlama tutunma dayanaklarıdır. Kısa kısa öyküde anlatılmayan şeyler çoğunlukla daha fazla anlam yüklüdür.

Mehmet Harmancı’nın Muhtemel Menkıbeler’i yukarıda sıraladığımız kısa kısa öykünün neredeyse tüm özelliklerini gösterir. Harmancı bu öykülerde ayrıca büyülü gerçekçilik, gerçeküstücülük, hikmet ve imalarla örülü bir öykü anlayışından beslenir. Tümüyle mesaj odaklı, okuru sarsmaya yönelik bir kurguyu benimser. Gelenekle kurduğu köprü nedeniyle bazen ancak belli bir kültür ve birikimle bu metinlerin kapıları açılabilir. Metinler upuzun bir filmden seçilmiş, küçük bir enstantane gibidir. Ama bu enstantane bilinçle seçilmiştir ve tüm filmi özetleyen en can alıcı sahnedir. Onun kısa kısa öyküde gerçekleştirdiği önemli orijinallik, anlatılmak istenen duygunun, düşüncenin, mesajın, öykü sonunda tamamlanmış olmasıdır. Okura bir yarımlık hissi vermemesidir. Ona “eee, sonra…” dedirtmemesidir. Öykülerde aydınlanma ânı hep sonlarda gerçekleşir ve öykü çarpıcı finalle biter. “Baba” öyküsünde, bir mafya örgütünün namaz için bir mescitte geldikleri sırada, bir başka örgüt elemanları tarafından infaz edilişi anlatıldıktan sonra olay son cümleyle bağlanır: “Hesaplaşma noktalanmamış, asıl şimdi başlamıştı.”

Bu anlamda kısa kısa öykü, sona yönelik bir metindir. Tüm anlatım finale odaklanmıştır. Sonlarda ise genel beklentileri boşa çıkaran sürpriz bir yan vardır: Çarpıcılık. Anlatı, bu çarpıcı son cümleye göre kurgulanmıştır. Dilin imkânlarının etkin bir şekilde kullanılmasına ihtiyaç duyulan bir anlayıştır/anlatımdır/yöntemi gerektirir. Meselenin en az sözcükle anlatılması amaçlandığından sözcük seçimi, rafine dil büsbütün önem kazanır. Sözcük yan anlamlarından çok asli, hedeflenen anlama hizmet eder.

Harmancı’nın denediği minimal öykü anlayışı, ülkemizde üzerinde henüz kuramsal anlamda yeterince konuşulmamış bir tarz. Bu tür metinlerde karakter tahlili, betimleme, mekân etkisi en aza indirgenmiştir. Hikâyenin anlatma özelliğinden çok “ileti” özelliği öne çıkarılmış, altı çizilmiştir. Çoğunlukla felsefi/dinî/yaşamsal bir iletisi vardır ve “düşünce” odaklı bir metindir. Tefekküre ve düş gücüne seslenir. Bu nedenle kısa kısa öykü, edebiyat dışındaki disiplinlere (tarih, felsefe vd.) başvurur. Belki didaktik değildir ama varoluşsal bir tecrübe aktarır. Bu hâliyle de sanata, öğretisel bir araç olarak bakar.

Kitaptaki öyküler bazen sadece başlığı tanımlayan bir cümleden ibarettir. “Hızır Bulundu” öyküsü iki cümledir: “Bastığın yer yeşeriyor. Hızır Sensin.” Bir başka öykü “Neden Saçların Beyaz” ise tek cümledir: “Her teline bir çilemi takmış(t)ım.” Kitabın sonu etkileyicidir. Harmancı, minimal anlayışın en parlak, en uç, en deneysel yerine vardırır kitabı. Kitaptaki son öykü sadece bir noktadır. Hz. Ali’nin bir sözüne gönderme yapılır. “İlim Bir Nokta” öyküsü sadece bir noktadan oluşur. Oldukça başarılı bir buluştur. Kitap da bu noktayla (öyküyle) biter.

Ağırlıklı olarak ölüm, aşk, hikmet, ahret, yalnızlık temaları etrafında kurgulanan öyküler dramatik durumları aktarma yanında içlerinde güçlü bir ironiyi de barındırır. Mesela “Böyle Buyurdu Nietzsche” öyküsünde Nietzsche’yi cami kürsüsünde görürüz. Zerdüşt, Buda, Sokrates, Kant, Tolstoy ise ön saftadır. “Biz de Ali’yi Severiz Hem de Nasıl” öyküsünde ise kahramanımız “bir gün Hz. Ali ararsa” diye evine telefon bağlatır.

Öyküler klasik dini metinlerimizle sıkı sıkıya bağlıdır. Özellikle İslami birikim olmadan öykülerin anlaşılması zordur. Öğreti yanı ağır basmakla birlikte zamanın dilini kullanır. Bu dil sinema dilidir: “Günahlarının bağışlandığına, tövbesinin makbul tövbeler arasında yer bulduğuna inanıyordu; günah işlediği mekânların yıkıldığını, günah işlediği yerlerin harap olduğunu gördükçe…”

Kimi öykülerde göstererek anlatmayı hedefler, peş peşe fotoğraflar, hareketli görüntüler, tasvirler sıralar. Tıpkı bir slayt gösterisi gibi, bir film gibi, görüntüler akar, akar… Kamera, objektif, kahramanın, çevrenin, mekânın üzerinde gider gelir. Çok fazla iç konuşma, diyalog yoktur. Bol bol resimler çizilir, fotoğraflar aktarılır. Daha çok yapılan eylem, onun arkasındaki mekân resmedilir. Böylece anlatım daha etkili ve vurucu bir hâle gelir. Sinemasal anlatıma en iyi örnek kitabın ilk öyküsü “Baba”dır. Öyküde, mafyavari bir topluluk, aptes alıp namaza durur. Bu arada bir başka arabadan açılan ateşle tümü öldürülür. Ama anlatım tümüyle görüntüye yaslanır: “Oturdular kurnaların başına, şakur şukur abdest almaya başladılar. Kuşlar şakıyor. Rüzgâr tatlı tatlı esiyor. Ağaçlar zikir kıvamında şakıyorlardı. Gün yükseliyor, ışık tarihin üstüne vuruyordu. Ani bir manevra sesi; araba lastiklerinin asfaltla samimiyetinden doğan cayırtı duyuldu.”

Sonuç olarak Mehmet Harmancı, kısa kısa öykünün, ilginç, parlak örneklerini verir. Ama az öykü yazan, başka alanlarda yoğunlaşan bir öykücü.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>