Dosyaİbrahim Demirci Dosyası

Necip Tosun – Sessiz ve Derin: İbrahim Demirci

Necip Tosun – Sessiz ve Derin: İbrahim Demirci

Gerçekten de sessiz ve derin. Ortaya koyduğu şiirlere, öykülere, denemelere, dil yazılarına, çevirilerine, tiyatrolarına rağmen kendisini bütün bu yaptıklarından dışlayıp edebiyat dünyasında hiçbir şey yapmamış gibi sessizce durmak, hele bir kitapla ortalığı tozu dumana katan günümüz genç yazarları düşünüldüğünde anlaşılır gibi değil. İbrahim Demirci bu kadar eserine rağmen sessiz ve gürültüsüz bir edebiyatçı kimliği sergiler. Ama bu böyledir. Edebiyat dünyasında kimi yazarlar/şairler bireysel yaşantılarıyla sanatlarının önüne geçer, onu geliştirip, parlatırlar. Kimileri ise yaptıkları işin üstünü örter, ondan uzak durur, hatta eylem ve yaşantılarıyla edebiyatçı yanlarını gizlerler. Bu tutum bazen mizaç bazen de bilinçli bir seçimdir. Kimi yazarlar hareketli, kontrolsüz nehirler gibidir; akışları mevsimlere, dönemlere ayarlıdır, yükselirler, alçalırlar, bazen sakin akarlar bazen coşarlar, taşıp yataklarını değiştirerek kendilerini sarp kayalara vururlar. Sanat serüvenleri boyunca ararlar, hep ararlar, risk alırlar. Bu yüzden hep gündemde kalırlar, konuşulurlar, iz bırakırlar. Bunun için, gündemde kalmak için âdeta çırpınırlar. Kimi yazarlar ise durgun, dingin nehir gibidir; hiçbir mevsim onları coşturamaz, yataklarını değiştiremez. Dönemler, anlayışlardeğişse de, kendi iç dünyalarında yarattıkları zihinsel, kalbî izleklerin peşinden giderler. Hayatın ritmine, edebiyatın ritmine aldırmazlar. Edebiyat gündeminde yer almak umurlarında bile değildir. Onlar sessizce kozalarını örmeyi sürdürürler.

İbrahim Demirci böyle bir edebiyatçı görünümü sergiledi. Sessiz, tezahüratsız, derinden akan bir nehir. Ne kendi sanatı hakkında konuştu ne de genel sanat ortamında boy gösterdi. Önemsenmek için özel gayretleri, çıkışları olmadı. Belki de günümüz yazarlık imgesini beğenmedi, önemsemedi. Yazarlık serüveni boyunca, konuşulan ve gündemde olan bir yazar olmayı düşünmedi, edebiyat ortamlarında boy göstermedi, tartışmaların içinde yer almadı. Sanatını, yaptıklarını parlatacak farklı eylemlerde bulunmadı, kitabını yazdı geri çekildi. Aslında bu da edebiyat ortamının dünden razı olduğu bir şeydi; görmezden gelme, unutma ve yok sayma. Ama İbrahim Demirci bunu da önemsemedi.

Oysa İbrahim Demirci edebiyatımıza büyük hizmetleri olmuş, soy bir damarı temsil eder. O, derinden, sessiz, gösterişsiz akan ama kaynağı çok sağlam, mümbit bir nehir gibidir. Demirci’nin, Yanıklar (1981), Ay Burcu (1998) adlı şiir kitapları; Yaralı Yazılar (2000), Hay Hay Hayat (2007), Dillerin Dili (2012), Bizim Şarkımız / Necip Fazıl Nefesi (2013) adlı deneme kitapları; Bu Camı Kim Kırdı (1996) adlı oyunu yanında; Ahmed Refik, Adonis, Nizar Kabbani, Celal Nuri, Roger Garaudy, Abdurrahman Münif, Fatıma Şerafeddin’den toplam 13 çeviri kitabı bulunmakta. Bu birikimden dolayı onun edebiyat serüveni, sanat yolculuğu her açıdan incelenmeyi, değerlendirilmeyi hak ediyor.

İbrahim Demirci’nin sanat yolculuğunu, yukarıda anılan kitapları üzerinden ortaya koymak mümkün. Ancak onun edebî serüvenini, tüm edebiyat hayatının şekillendiği Edebiyat dergisinden okumak, irdelemek çok daha anlamlı ve ilginç. Çünkü Demirci edebiyata bu dergide adım atmış, büyük bir bağlılık ve ısrarla Edebiyat dergisi çevresinde yer almış ve burada şiirler, Selim Yavuz adıyla öyküler, denemeler ve çeviriler yayınlamıştır. Bu anlamda onun yazar kimliği bu dergi içinde şekillenmiş, bu derginin atmosferinde var olmuş, bu dergi duyarlığında nefes almış ve derginin ortak duyarlığını şiirlerine yansıtmıştır. Dolayısıyla kitapları dışında onun Edebiyat dergisi içindeki serüvenini izlemek bir anlamda edebî serüvenin önemli bir bölümüne da tanıklık etmek demektir. Çünkü Mart 1975 sayısından Şubat 1984’e kadar sürecek olan ve uzun denilebilecek Edebiyat dergisi serüveni yazarın bir bakıma varoluş serüvenidir de. Bütün bunlardan dolayı derginin sayfaları arasında dolaşırken, İbrahim Demirci’nin gelişen, değişen edebî anlayışına, ruh grafiğine tanıklık etmek mümkün. Artık derginin sayfalarında dolaşarak, kısa dokunuşlarla onun edebî serüvenine bakabiliriz.

Onu önce Edebiyat dergisinin Mart 1975 sayısında, 7. Sayfada, sağ üst köşede “Tanık” adlı küçücük bir şiiriyle tanırız: “Bacalardan yükselen / emeğin buğusuydu.” Hiç şüphesiz bu dizeler, emek ve kutsalı bir arada savunan Edebiyat dergisinin duyarlığını yansıtmaktaydı. Bu şiirle İbrahim Demirci’nin Edebiyat dergisi serüveni başlar.

Bu ilk şiirinin ardından Eylül 1975’de “Kandil” adlı şiiri gelir: “Yellere karışmış saçları / Elleri bulutlara / Bıçaklar dindirmez kanını.” Bu şiir, “tabiat”ın onun şiirlerinde özne olacağının işareti gibidir. Bu sayıda Demirci’den başka, Arif Ay’ın, Mehmet Atillâ Maraş’ın, Ebubekir Sonumut’un şiirleri vardır. Demirci, Ocak 1976’da “Işınyel” ile pastoral ezgilerini sürdürür: “Toprağı incitmeden koşan atların / Güvercin hafifliğiyle / Kon sırtlarına.” Şubat 1976’da, beş şiiriyle gözükür. Şiirler sevginin, umudun, acının dili olur. Haziran 1976’da “Sayrı” ve “Evlere Şiir”le gelir. Güneş, ekmek çocuk imgelerinde ilerler. Şiirlerinde yalnızlık, çocuk ve doğa imgeleri belirginleşmektedir. Ağustos 1976’da “Cangözü”nde, can çekişen menekşelere bakar. Artık iyiden iyiye şiirinin alacağı yol belirlenmiştir. Aralık 1976’da “Gurbet”te, yalnızlık ve sıkıntıları gündeme getirir. Modern hayatın karmaşasında dinginlik, kendine ait bir yer arayan bireyin huzur arayışları baskındır. Mart 1977’de üç şiiri yayınlanır: “Evcil Ağıt”, “Hep Yeni”, “Bayram”. Şiirlerde özellikle ölüm öne çıkar ve insana fanilik gerçeği hatırlatılırken ölümün kaçınılmazlığı vurgulanır. Nisan 1977’de iki şiirle yer alır dergide. “Hüzün Gezgini” şiirine “Ay büyür hüzün büyür” dizesiyle girer. Haziran 1977’de ise Selim Yavuz müstearıyla “Seçimin Sonuçları” başlıklı bir denemeyle çıkar. okur karşısına. Selim Yavuz, intihar olgusunu araştırdığı yazısında “Yaşam karşısında olsun, onun ayrılmaz parçası ölüm karşısında olsun sağlıklı bir konum alabilmek için, Tanrı’ya inanmaktan, öte dünyayı yaşarken algılamaktan başka çıkar yol var mı?” diyecek ve yazısını “Kuşkusuz insanlık, insan yaşamını, insanın canını, Tanrı’nın emaneti olarak algılamadıkça cinayetlerin önüne geçilemeyecektir.” diye bitirecektir. Böylece şiir yanında düzyazıda da yetenekli olduğunu gösterir. Aynı sayıda “Hoş geldin” şiiriyle pastoral dünyasına döner: “Birlikte bakmak ne güzeldi göklere / Islak çayırlarda yumşak ayaklarla / Sevecen ellerimizle mor sümbüllerle.”

Temmuz 1977’de, acıyla koyulaşan içine bakar: “Çay Çağrısı”. Ekim 1977’de “Yaşlı Köylü” şiiri yayımlanır: “Her gece gökler dolusu yıldız / Tanıktır acılarıma ben burada yalnız / Yalnız ölüme dostça bakan gözlerimle.” Acı, yalnızlık kıyıya vurmuşluk şiirleri kuşatır. Kasım 1977’de Selim Yavuz yeniden “Özsaygı” başlıklı denemeyle döner: “İnsanın içinde, kendisine, dolayısıyla tüm insanlara karşı gerçek bir saygı, Tanrı’ya inanmakla, kulluk bilincini canlı tutmakla oluşabilir.” Yazıda Tanrı’ya inanmanın gerekliliği ve Tanrı’dan kopuşun trajedisi ve bireysel açmazlarını konu eder. Aynı sayıda (Kasım 1977) dört şiirle gözükür: “İlk eylem için / Yürünür bilinçle / ilk toplantıya”. Bu dizeler dönemin toplumsal atmosferini yansıtır. Eylem, direnç kelimeleri dönemin Edebiyat dergisi yazarlarının en çok başvurduğu kelimelerdir.

Aralık 1977’de nefis bir şiirle gözükür: “Bir gün başaracağız / Sesleri söz yapmayı / Söze anlam katmayı / Bir gün başaracağız / Susuşu anlatmayı.” Şiirde hem devrimci bir söylem hem de umut vardır. Ocak 1978’de ironik bir şiirle yer alır. Şubat 1978’de Selim Yavuz’un “Döngünün İçinden” öyküsü yayınlanır. Artık İbrahim Demirci öykü de yazmaktadır. Öyküde bir insanın özünden kopunca nasıl kendine yabancılaştığı, ailesini bile tanımadığı anlatılır. Edebiyat dergisi duyarlığı, klişeleri baskındır: “Gün geçtikçe artıyordu kurbanlar. Nasıl da kurulup döndürülüyordu kurban-cellat çarkları, yurdumun her yanında.” Aynı sayıda “Yarına Öykü” ve “Kapısında” şiirleri yayınlanır. Nisan 1978’de doğaya övgüyle gelir: “Ay dolunurken bu yaz dağda / Sevdaydı hışırdayan ağaçlarda / Köyün altında aşağılarda / O deniz miydi çırpınan / Ben deniz miydim yoksa.” Aynı sayıda Selim Yavuz’un “Kavurga” adlı öyküsü yayınlanır. Öykü, dönemin siyasi karmaşası içerisinde ideolojik tutumun toplumda yarattığı korku üzerine ironik bir yaklaşımdır: “Demek ki, bir şeyin ‘ideolojik’ olması o şeyden çekinilmesi için yetiyor.” Haziran 1978’de iki şiir yayınlar: “Bir ırmak gördüm de açıldı gönlüm / Kanım yanınca akmasa açılmazdı / Göklerinde yıldız dağlarında papatya / Bir özlemi çağıldayıp vurduk kayalara.” Ağustos 1978’de “Dinleti” yayınlanır: “Ama ben susmalıyım şimdi / Kalbin vuruşunu duyalım bir / Atılsın artıklar baştan / Marş yürürken bestelenir.” Özellikle “Marş yürürken bestelenir” dizesi çok beğenilir. Eylül 1978’de “Yarışırdı Yürekleri” yayınlanır: “İğdeler açardı çocuklara / Çiçekleri sevgi saçardı / Nasıl da uyumlu taşardı sevinç / Serçelere karışır kırlangıçlarla / Yarışırdı yürekleri nasıl da arı.” Özellikle yoğun siyasal eylemlerin yaşandığı bir ortamda şiirdeki doğa vurgusu dikkat çekicidir. Aynı sayıda bir de Selim Yavuz öyküsü yayınlanır: “Dayanak”. Öykü yine Edebiyat dergisi jargonuyla, neredeyse kendine ait dille konuşur. Eylem, direnç, bilinç, çağ, zulüm kelime ve kodlarıyla öykü ilerler: “Bilinçli kalmanın en sağlıklı yöntemini araştırıyorum. Eylem. Aslında eylem, inancın, bilincin doğal işlevi gibi görünür. Bu yüzden bilinci, onu donatmak için de bilgiyi, öne almak gerektiğini savunanlara rastlamışındır.” Öykü daha çok deneme sularında dolaşır. Gerçi tüm Edebiyat dergisi yazarlarında durum böyledir. Kasım 1978’de iki şiiri yayınlanır: “Bir akşam boğazınızda / Büyüyecek bir yumruk / Ölüm acısı değil / Zulum acısı değil / Şişkinleşen suçunuz / Bir akşam boğazınızda.” Devrimci, militan tutum devrin atmosferini yansıtır. Ocak 1979’da “Özlem” şiiri yayınlanır: “Bu soğuk kış geceleri bu müzikler / Büyüyen bir boşluk oluyor kocaman / Sıkışıp kalıyorum odalarda yollarda / Boşluğa bir türlü sığmıyor insan.” Bir sıkışmışlık, yalnızlık, bunaltı öne çıkar. Şubat 1979’da Selim Yavuz’un “Mektup” öyküsü yayınlanır. Yine bilinçli bir anlatıcı arkadaşına mektup yazarak bu bilinçlilik durumunu anlatır: “İnsanın kendine ayıracak vakitleri olmalı bence. Sorumluluğunun anlamını, boyutlarını, gereklerini ölçüp biçmek, düşünmek, inandığı ilkeler önünde davranışlarını denetlemek, tasarılarını gözden geçirmek için gerekli bu.” Aynı sayıda iki de şiiri yayınlanır: “Yaşamak” ve “Küpe.” Mart 1979’da “Usta” şiiri yayınlanır: “Selam uçurumlar uzmanı sana / Selam insan ustasına.” Mayıs 1979’da “Büyükkent Yağmurları”, “İnançla” ve “Anadolu’dan” şiirleri yayımlanır: “Gök mavi güneş parlak mevsim bahar / Saklı yüreklerde hesabı görülmemiş acılar / Niçin böyle heybetli dağlar / Bir diyecekleri var besbelli.” Mart 1980’de “Güller” yayınlanır: “Görünmez gözyaşlarıyla gelir güller / Açılır gönüller uzak yaşantılarımıza.” Nisan 1980’de “Kardeşlere Şiir” ve “Hey Can”, Mayıs 1980’de “Kuyu” yayınlanır: “Bağış kapısını çal / Utanca batma sakın / Tutsak kuşları sal / Kuşkuların kalmasın.” Haziran 1980’de İbrahim Demirci’nin “Hey Dost” başlıklı şiiri yayımlanır. Şiirdeki “Doğrusu biz müthiş kucaklaşırız” dizesi çok beğenilir, dillerden düşmez. Temmuz 1980’da “Dilek”, Ağustos 1980’de, “Eyler” ve “Oruç Gazeli” yayınlanır: “Gün bizimle başlar bizimle uyanır gece / Ekmekle aklanır daim insan doğası.”

Ekim 1980’de “Sevdaları” adlı nefis şiirle gelir: “Başlarına garip sevdalar düşer / Ya taşar testileri ya dolmaz / Kırılanın haddi hesabı olmaz / Başlarına garip sevdalar düşer / Issızlaşan kaldırımlar boyunca / Kunduraları dünya topuklu yürüyüşler (…) Zehirli anıların ateşini Mehmet / Dondurur buz kalıpları içinde / Yıllar yılları geçse de / Ne ateş söner ne buz erir /Sevdaları böyledir.”

Artık 12 Eylül olmuş, ülkedeki siyasi atmosfer değişmiştir. Bu, Demirci’nin şiirine de yansır. Şubat 1981’de, “Paspas”ı yazar: “Eskiden bağrında öfkeler kabarırdı / Şimdi her yanı pas / Paspas.” Nisan 1981’de “Bugünden Bir Güne Şiir”de şöyle der: “Petrolden üretilmiş renkler / Aslının gizleniyor anısı bile / Yanmış kül olmuş Kerem.” Ocak 1982’de “Seher”i, Mart 1982’de, “Hu” adlı şiiri yayınlanır: “Denizin güneşli yüzüne / Eğilince birdenbire / Anlatılmaz bir mavide / Sözcükler erimişti.” Güneş, gökyüzü, yağmur: “Yağmurların bestelediği / Başka ezgiler sonra.” Kasım 1982’de “Ödev Konusu” yayınlanır: “Kuyudaki Yusuf’tan / Zindandaki Yusuf’a / Ulaşmaya kaç engel var / Patika amaç yar / Uçurumlar?” Şubat 1984’te “Aşk” şiiri yayınlanır: “Külistan olacak derken / Gülistan oluyor birden.”

Şubat 1969’da çıkan ilk sayısı ile yayın hayatına giren Edebiyat dergisi, Mayıs/Haziran/Kasım/ Aralık 1984 sayılarını bir arada yayımlayarak yayın hayatını durdurur. Dolayısıyla bu sayıyla birlikte İbrahim Demirci’nin Edebiyat dergisi serüveni de sona erer.

Dergilerde yayınlanan şiirlere bakıldığında, saf, duru, derin bir şiiri var Demirci’nin. Alabildiğine sade ve yalın. Derin göstermek için suyunu bulandırmıyor, alabildiğine durulaştırıyor, sadeleştiriyor. Modernizme, kaotizme karşı doğayı, küçük ve dürüst insanı öne çıkarıyor. Doğadan kopuşun muhtemel yaralarını irdeliyor. Ancak sadece doğa işareti değil yaptığı. Çağdaş insanın temel problemini Tanrı’dan uzaklaşma olarak görür ve insanların kurtuluşunu İslam inancında görür. Dolayısıyla onun doğa teklifi yüzeysel bir çevrecilik değildir. Şiirin işlevini Eylül 1983’te Edebiyat dergisinde kendisiyle yapılan söyleşide şöyle açıklayacaktır: “İnsanın olumlu, onurlu, kapsamlı bir bilinç, bir idrak düzeyine ulaşmasında şiirin etkin bir işlevi, değerli bir katkısı olabilir. Çünkü insanın duygu, düşünce, imgelem, düşgücü, çağrışım yeteneği gibi çeşitli olanaklarının tümüne birden canlılık ve işlerlik kazandırabiliyor şiir.” Aynı söyleşide temel problemin Batı olduğunu vurgular: “Ekonomik, siyasal ve kültürel alanlardaki etkinliğini, teknolojik üstünlüğüyle baskıya ve sömürüye dönüştüren Batı, bireyleri, ülkeleri, kıtaları, hatta uzayı kendi denetim altında tutmak istiyor.”

İbrahim Demirci’nin, Selim Yavuz müstearıyla yazdığı öyküleri ise Edebiyat dergisi duyarlığını yansıtır ve deneme diline daha yakındır. Ama bu metinler anlatma ve düzyazı temelinde İbrahim Demirci’nin yeteneklerini içerir.

Kuşkusuz Edebiyat dergisinin kapanmasıyla birlikte İbrahim Demirci’nin edebiyat serüveni noktalanmaz. Çeşitli dergilerde, gazetelerde şiir, deneme, çeviri ve incelemeleriyle sessiz ve derinden akışını sürdürerek saygın bir edebiyatçı kimliği oluşturmayı başarır.

Etiketler
Devamı

Necip Tosun

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker