Numan Altuğ Öksüz – Kitap

Numan Altuğ Öksüz – Kitap 

İsmini vermeyeyim, bir yayınevinde editörüm ben. Kitaplarla, yazarlarla iç içeyim. Daha çok edebi eserler basıyoruz… Laf aramızda; tüm işlemleri halledip kitapları elime aldığımda benden mutlu bir insan daha olamaz şu dünyada.

Yakında kitabı çıkacak olan bir yazar dostumla eserinin örnek baskısını inceliyorduk ki bugünün cuma olduğunu anladık, gökyüzündeki bulutlara çarparak yayılan salânın sesiyle. İşler nedeniyle ikidir ihmal ettiğim cuma namazına gitmeyi teklif ettim yazar dostuma. Sevindi: “Ben de sana söyleyecektim şimdi.” “Ne duruyoruz o zaman?” dedik ve kalkıp ceketlerimizi giydik. Sohbetle ve esnaf dostlara selam vere vere meydanı meydan yapan caminin geniş avlusuna girdik. Abdestlerimizi aldık; ardından avizeler sarkan tavanın altında dizlerimizin üzerine çöktük.

Namaza 20 küsur dakika vardı, şehrimizin müftüsü mikrofondaydı. Her cuma namazdan önce vaaz veren müftümüz bu hafta “kitap” tan bahsediyordu. Musaf-ı Şerif ’ten değil, mizan günü bize teslim edilecek kitaptan. Sağından alanların yüzlerinin güleceği, solundan alanların kederle boyunlarını eğeceği kitaptan…

Ezan vakti yaklaştıkça içerisi kalabalıklaşıyordu. Kapıyı gören gözlerim gelenlere takılıyordu. Bir amca geldi kucağını beyaz sakalı dolduran, elleri ve ayakları titreyen, yürümekte zorlanan. Kollarına giren delikanlıların yardımıyla ayakta duruyordu. Müezzin İsmail Amca hemen bir sandalye yetiştirdi. Beyaz sakallı, beyaz kucaklı amca sandalyeye oturdu ve açık yeşil ceketinin iç cebinden güçlükçe çıkardığı mendiliyle alnındaki ter damlalarını sildi.

Namazın başlayacağını haber eden ezan duyulunca saflar sıklaştı, bağdaş kuranlar toparlandı. Müftü vaazı bir ayetin mealiyle tamamladı:

“O gün ki aleyhlerinde dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına şehadet edecektir.”

İlk sünneti, farzı, son sünneti kıldıktan sonra avluya çıktım. Şadırvanın kıyısına çöküp yazar dostumu beklemeye başladım. Bu esnada senelerin beyazlattığı sakalıyla, vücudunda kalan az gücüyle cemaate karışarak görevini yerine getiren amcayı gördüm. Kollarından sıkıca tutan iki delikanlının yardımıyla merdivenlerden iniyordu. Tam önümden geçerken içimde bir ses yankılandı:

“O titreyen eller şahitlik edecek…

O tutmayan dizler şahitlik edecek…

Bir kitap verilecek; dünyada yaptığımız her şeyin eksiksiz yer aldığı, kimine sağından kimine solundan…”

“Bir kitap verilecek, hepimize bir kitap verilecek… Bugün yeni çıkan bir kitaba dokunduğumda ne kadar mutlu oluyorum anlatamam. Peki ya o zaman? Verilecek kitabın mutluluk getirmesi elimdeyken niye boş duruyorum ki ben?” dedim yazar dostuma, avluyu geçip meydana çıkarken. Gülümseyerek bana baktı ve bu hikâyeyi romanlarındaki gibi noktaladı:

“Peki, söyler misin; neden yalnızca yaşlı bir bünye gördüğünde gelir insanın aklına ölüm?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>