Sinema

Nurettin Özel – Türk Dünyası ve Sinema

Nurettin Özel – Türk Dünyası ve Sinema

Bundan bir hafta kadar önce Kazakistan’da idim, bir film çekimi için ön araştırma yapmaya gitmiştik. On altı gün kaldım, gerçi Almaata dı­şına çıkmak nasip olmadı, ama sadece Almaata’yı görmek bile Kazakistan’ın geneli hakkında bir fikir edinmeye yetiyor sanırım.

Almaata çok güzel bir şehir; ya­yalar öncelikli çok düzenli bir trafiği var, araba trafiğinde tek bir yaya gö­remezsiniz. Çünkü yayalar için yolun her iki tarafı da araba trafiğine ayrı­landan daha fazla genişlikte yol ayır­mışlar. Gerçi bizim Konya’mız gibi yol refüjlerine milyonlarca lale süm­bül dikmemişler ama olsun, onlar da yaya yolunun iki tarafına ağaçlar dik­mişler… Yayalar kilometrelerce göl­gede yürüyorlar, güneş sağında so­lunda önünde arkanda olsun fark et­mez. Hep gölgede yürüyorsun, anla­şılan görsellikten daha çok insan sağ­lığına ve refahına önem vermişler…

Bahçesinde cuma nazmımı­zı kıldığımız Turgut Özal zamanın­da yapılmış büyük bir camileri var. Türkiye’den geldiğimizi duyunca ca­minin Turgut Özal tarafından yaptı­rıldığını ve Turgut Özal’ı çok sevdik­lerini söylediler, rahmetle andıklarını söylediler…

Bu olay Hadimi hazretlerinin çok güzel bir sözünü hatırlattı bana. Hadimi hazretleri der ki: “İnsan odur ki bıraka bir eser, eser bırakmayanın yerinde yeller eser…” Özal, eserini bırakmıştı ve yerinde yeller esmiyor­du…

Almaata, Konya büyüklüğünde bir şehir. Söylediklerine göre 17 tiyat­ro ve 25 sineması var… daha önce duy­muştum, Rusların kendi fikirlerini hal­ka benimsetmek için, katır sırtında, bir tarafta film kopyaları, diğer tarafta gös­terim makineleri köy köy dolaşıp film gösterimi yaptıklarını, demek ki büyük şehirlerde de katırları bırakıp yerleşik sinema düzenine geçmişler….

Bunu Eski Roma devlet gele­neğinde de görüyoruz. Akdeniz sahil­lerinde kalıntılara baktığınız zaman en önemli yapıları arenaları ve açık hava tiyatroları olduğunu görürsü­nüz. Halkı bu yolla eğitmişler, eğlen­dirmişler ya da uyutmuşlar her ney­se… Ama şurası bir gerçek bu: Top­lu iletişim ve etkileşim sanatı olan ti­yatroyu çok iyi kullanmışlar ve yıllar­ca insanları yarı aç, yarı tok savaşlara sürmüşler, ya da gürültü patırtı olma­dan idare etmişler.

Bu bir yönde çocukların yara­mazlık yapmasın da, ben misafirle­rimle rahat rahat oturayım dercesine tüm oyuncaklarının önlerine dökül­mesi gibi bir şey olsa gerek…

Tabii o zamanlar Amerika’nın şiddet filmleri yok. Şimdiki gibi canı sıkıldığı zaman karşısındakinin kafa­sına bir kurşun sıkan ve sonra da hiç sorgu sual görmeden elini kolunu sal­layarak dolaşan oyuncuların rol aldığı Türk dizileri de yok…

Ama şurası bir gerçek, sanat insanlar üzerinde çok etkili bunu ta Roma döneminde farkına varmışlar ve kullanmışlar, Rusya kullanmış, Amerika hala kullanmaya devam edi­yor ama biz henüz bu gücün farkın­da değiliz… Farkında olsak da, ya bu işi eskiden sol dediğimiz kesime ya da benim gibi Donkişotvari savaşarak film çekmeye çalışan birkaç kişiye bı­rakmışız…

Bizimkilere zaman zaman söy­lediğim bir şey var: Sanatta iktidar ol­madan devlette iktidar olamazsınız. İktidar olsanız da muktedir olamazsı­nız diye… Ama bu söz hiçbir zaman itibar görmedi…

Hatta bir zaman Halil Ürün Bey’e dedim; milletvekilleri, beledi­ye başkanının yanlarında bir de sa­nat danışmanı olsun, halkın nabzı­nı tutsun, fısıltı gazetesini iyi okusun ve edindiği tüm bilgileri size iletsin, siz de söylemlerinize ve icraatlarınıza daha isabetli yön verin diye… Hatta eline on beş sayfayı aşkın bir de öneri dosyası tutuşturdum, ama bu da iti­bar görmedi… Bu söylediklerimi bi­rileri çok iyi yapıyor. Hani batı film­lerinde nikah törenlerinde duyduğu­muz bir konuşma vardır: “İyi günde ve kötü günde” diye başlayan… İyi günde onlar onları destekliyor, kötü günde de onlar onlar için kazan kal­dırıp vaveylayı koparıyorlar. Sonra da ayıkla pirincin taşını ayıklayabilir­sen…

Tiyatro ve sinema çok etkili bir silah. Hele kitapların, gazetelerin, dergilerin okunmadığı bir dönemde çok etkili bir silah, hem de çok uzun menzilli bir silah, yüz sene sonrasın­daki hatta yeni teknolojilere göre beş yüz sene uzaklıktaki hedefi on ikiden vuracak bir silah, ama biz bunun hala farkında değiliz.. Farkında olduğu­muz tek şey masa ve kasaya bir ma­kam peşinde koşuyoruz ya da kasa­mızı doldurmaya bakıyoruz…

İki yaşında bir torunum var, Cailloulu bardaktan başka bardakta su içiremiyoruz. Sebebi Caillou çizgi filmini izlemesi, bu durum sinema­nın gücünü size çok daha iyi anlatır sanıyorum..

Amerika boşuna Amerika ol­madı, düşünsenize dünyada dış borcu en çok olan ülke dünyanın en güçlü ülkesi… Çünkü Amerika daha sonra askerleri gönderdiği ülkelere ilk önce filmlerini gönderdi ve insanları güçlü olduğuna ikna etti…

Henüz geç değil, ama bu günden başlamazsak yarın çok geç olacak, geç olduğunu ise on, on beş sene sonra anlayacağız… Çünkü bu günün çocukları büyüyecekler ve Yavuz Bülent Bakiler’in bir şiirinde “Baş­ka çeşmelerden doldurmuşsun testini, insanlar selamı­nı, Allah rahmetini kesmeden çek git aramızdan…” dedi­ği gibi, başka çeşmelerden testisini dolduran gençler ola­cak aramızda…

Yo yo karamsar da değilim, ümitsiz de değilim… Çünkü Cenabı Allah’ın dilediğinden öte hiçbir şey olmaz ve olmayacak da… Ama üzülüyorum bazı zengin iş ada­mı dostlarımız için, çünkü öldükleri zaman her şeyleri­ni burada bırakıp gidecekler. Hâlbuki düşünseler, bütün servetlerini öbür dünyaya taşıyabilirler… Bu ama insan­ları hayra davet eden sinema filmleri ile olur ya da Özal gibi Kazakistan’a cami yaptırmakla olur, çünkü oradaki­lerin buna çok ihtiyacı var. Ama şurası bir gerçek ki, in­sanlar servetlerinin nasibi kadarını yerler, nasibi kadarını içerler ve de nasipleri kadarı ile de hayır işlerler… Çünkü cennet bedava değil, cehennem de lüzumsuz değil… Se­lam ve dua ile… Hoşça kalın.

Etiketler
Devamı

Nurettin Özel

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker