Dosyaİbrahim Demirci Dosyası

Nurullah Koltaş – Şiir Hâli

Nurullah Kotlaş – Şiir Hâli

Yıllardır genelde çeviri, özelde ise şiir çevirisiyle alakalı çok şey söylenmiş ve söylenmeye devam etmektedir. Çevirinin hummalı bir uğraşı olduğu herkesçe malumdur. Ancak imkânına ilişkin görüşler, kimileyin -tabiri caizse- haddi aşacak boyutlara ulaşır. Müntesip olmayanların Ehl-i Tasavvufun hâlini yorumlaması ne denli tuhaf ise, dille olan münasebetleri gündelik ihtiyacın ötesine geçmeyen kimselerin yeri geldiğinde ‘öykü çevirisi tamam; ancak şiir çevirisi lezzetten yoksundur’ kabilinden tenkitleri böylesi bir durumun örneği. Kastımız şiir çevirisinin yabancı bir dille olan en ufak bir deneyimin hemen sonrasında soyunulası bir uğraş olduğu değil elbet. Şair hissiyatı ve dil kabiliyeti buluştuğunda ise şiir lezzeti ve zevki taşıyan çeviriler ortaya çıkabilir. Bir başka deyişle, eğer şiiri yazan şairin ilhamı çevirmenin de kalbine sökün etmişse, şairle çevirmen hemhâl olmuş demektir. O vakit çeviriden maksad hâsıl olur.

Böylesi bir giriş, şiir çevirileri ile gerçekten seçkin örnekler sunan İbrahim Demirci Ağabey’in çeviri anlayışına biraz olsun kapı aralamak için gereklidir diye düşündük. Zira hem şair hem de çevirmen olan Demirci, şiirin hayalden ve hayattan neş’et etmesi gerektiğine inanır. Şiir, ancak bu yolla okuyanın kalbine erişir. Çeperdekiler çevirenin kendinden katmadığını tartışadursun, İbrahim Demirci şairle hemhâl olur ve aktarır. Daha doğrusu aktarmaz, ne ise onu sunar.

Büyük Doğu ve Diriliş’le başlayan serüvenini “varlığımın da, varlığımızın da anlam kazanması” olarak tanımlayan İbrahim Demirci, genç yaşta Nuri Pakdil’le tanışır. Dile olan hassaslığı belli ki bu serüvenin bir süreği. Nuri Pakdil ve Edebiyat Dergisi çevresi, İbrahim Demirci’nin Arapça ve Fransızcaya yönelmesinde etkili olmuştur. Okulda aldığı dil eğitiminin yanı sıra radyodan dinlediği Arapça ve Fransızca yayınların onun dil zevkine katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz: “Işıklar sönünce kitap okuyamadığım odalarda radyo dinlerdim; Fransızca ve Arapça yayın yapan istasyonlar…”

Kimi şairler, şiirin maya tutmasının ancak üzerine görülecek rüya ile sabit olacağını ifade ederlerken, kimilerine göre -İbrahim Demirci’yle Abdullah Harmancı’nın gerçekleştirdiği bir söyleşide öğrendiğimiz üzere- “şiir hâli” vuku bulunca yazılır şiir. Sözü edilen şiir hâli, adından anlaşılacağı gibi hâl’dir; dolayısıyla kâ’l’i kuvvesi olan hâlden sadır olan bir üründür. İbrahim Demirciye göre, aslolan “şiirin özü ve şairin sözüdür.” Ondaki bu şair titizliği ve daha küçük yaşlardan itibaren büyüyen dil kabiliyeti, şiir çevirilerinde mücessem hale gelmiştir. Onunkisi inşa edilen bir şiir tasavvuru değildir. Demirci’nin çevirileri okunduğunda -genel olarak çevirilerde görülen ağdalılık ve yavanlıktan söz etmek şöyle dursun- okunan eserin çeviri olduğu handiyse anlaşılamaz denebilir:

YORUM

Kahvede oturup yazan bir şair var,
Yaşlı adam, annesine mektup yazdığını sandı,
Ergen kız sandı ki sevgilisine yazıyor,
Onun resim yaptığını sandı çocuk,
Tüccar iş anlaşması kotardığını sandı,
Kartpostal yazdığını düşündü turist,
Memur, borçlarını hesapladığını sandı,
Gizli polise gelince, o
Şaire doğru… ağır ağır… yürüdü!

(Mürid el-Bargusi)

İbrahim Demirci’nin şiirlerini çevirdiği şairlere bakıldığında, çoğunluğunun yakın coğrafyada yaşayan şairler oldukları müşahede edilecektir (Adonis, Nizar Kabbani vd.). Bu durum, imgelerin yerli yerinde ve kıvamında oluşunda büyük bir etmendir. İbrahim Demirci kelime be kelime çeviriden ziyade şairin ‘şiir hâli’nde ortaya koyduğu şeyi sunmayı tercih eder. Onun çevirileri, şiir çevirisinin ancak şairlere yakıştığı aşikâr kılar.

Çeviri bir lüzumdan mı yapılıyor yoksa dil kabiliyetini ispatlama gayreti mi? Bir şiir çevrildiğinde suret ve mahiyetin öncelikleri nasıl tayin edilmelidir? Bir dilbilimci dikkatiyle yaklaşan Demirci’ye göre canlı birer organizma olan diller, çeviri yoluyla birbirleriyle yakınlık kurmaktadır. Abdullah Harmancı ve Ümit Savaş Taşkesen’le yapmış olduğu söyleşide, çevirmenler için ulvî diyebileceğimiz bir amacı da ortaya koymaktadır İbrahim Demirci: “Çeviri sayesinde diller birbiriyle tanışır, yüzleşir. Bunu, Kur’an-ı Kerim’de kavimlerin varlık sebebini açıklamak için buyurulan ‘li-te’ârafû’ (tanışıp bilişmeniz için) hikmetine bağlamalı.”

Gençlik yıllarımda müşerref olduğum İbrahim Ağabey, Kabbani ve Adonis gibi şairleri tanımama vesile olmuş ve çevirilerimde şiirle alakalı yeni ufuklar açmıştı. Umarız feyz verici çalışmaları ufkumuzu açmaya devam eder. Sözlerimize yine İbrahim Demirci’nin nefis bir çevirisiyle virgül koyalım,

Geldiler,
ufkun başını kızıl bir sahanda taşıyarak.
Serap böyle çağırıldı işte,
uzak olmayan bir çöle çadır kurmuştu.

(Adonis, Kör Kâhin; Siccîl)

Etiketler
Devamı

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker