Deneme

Ertuğrul Rast – Ortadakarışık – 4

Ertuğrul Rast – Ortadakarışık – 4

Sosyoloji Divanı Sayı:1

Editörlüğünü Köksal Alver’in yaptığı “Sosyoloji Divanı” düşünce hayatımızdaki yerini aldı. “Cogito”, “Doğu Batı”, “İdeal Kent”, “Özne” vb. dergilerde olduğu gibi “Sosyoloji Divanı” da her sayısında bir konuyu işleyeceğe benziyor. Divan’ın ilk sayısında “Taşra Fragmanları” dosyasını görüyoruz. Köksal Alver “Taşra Halleri” başlıklı yazısında taşraya “merkez” tarafından yapıştırılan etiketlerden bahsediyor ve ekliyor “çünkü taşra hepsini kabullenir bir dünyadır.”

Taşranın kenarda arandığını ve Türkiye ölçeğinde İstanbul dışının taşra olarak anıldığını belirten Alver, Richard Sennett’in “kenarın aktif bir kesit olduğunu” belirten sözüyle bir iç tartışmanın her iki tarafına da bakmış oluyor. Edebiyat dünyası bağlamında da taşraya yönelen olumsuz etiketlerden bahsetmek istiyoruz yeri gelmişken. “İstanbul’daki dergiler merkezdir, yüksektir, taşradakiler taşradır, aşağıdadır.” gibi bir algı var. Elbette biz buna karşı çıkıyoruz, merkezdeki durağanlığı izledikçe, taşradaki hareketin ne kadar önemli olduğunun farkına varıyoruz. Bunu artık birçok şairin ve yazarın “Varlık” dergisinde görünmek gibi bir derdinin olmamasından anlıyoruz. Merkez, merkezi koruma içgüdüsüyle kendi alanını daraltmıştır, hareket kabiliyetini kendi eliyle sınırlamıştır. Taşrada ise böyle bir dert yoktur, çok daha özgürdür taşradaki edebiyatçı, çünkü hareket kabiliyeti sınırlanmamıştır. Okur olarak taşradan çıkan dergileri okumanın merkez dergilerini okumaktan daha keyifli, renkli, öğretici bir deneyim olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu düşüncelerimizi açıklarken bir taşra güzellemesi yaptığımız anlaşılmasın, sadece taşranın edebiyattaki hareket kabiliyetini açıklama derdindeyiz. Bu arada ironik bir de duyuru: “Varlık” dergisinin Ağustos 2013 sayısı “Taşra ve Edebiyat” dosyasıyla okunmayı bekliyor. (Ek not: Varlık’ın bu sayısında Güntekin Emre “ikinci yeni şairleri” içinde Sezai Karakoç’un adını anmadan geçmiş, umuyoruz ki basit bir dizgi hatasıdır bu, ideolojik bir yaklaşım değildir.) Alver’in yazısına devam edelim… “Taşrada insana uzun uzun bakılır, taşra uzun uzun bakar.” cümleleri aklımıza elbetteki köylerdeki, kasabalardaki kıraathaneleri getirir. O kıraathanelerin önünden geçerken “taşralının iflah olmaz bir gözetleyici olduğunu” hissederiz. Ertan Özensel’in “Taşranın Yetim Çocuğu: Kır” başlıklı yazısı sosyal bilimler araştırmalarının neden kent üzerinde yoğunlaştığını açıklamaya çalışıyor. Şöyle bir tespiti var: “Kısaca köy, şimdilerde yüksek ekonomik ve kültürel sermayeye sahip toplumsal sınıflarda ve zayıflama rejimi (diyet) yapanların gündelik hayatında beslenme üzerinden prim yapıyor.” Taze süt, tereyağı, peynir, organik gıda da gelmese tümden hayatımızdan çıkacağını görüyoruz köyün.

Mahmut H. Akın’ın yazısında çok ilginç bir kelime geçiyor: “modernleştirici”. Bu toplumda yaşayan herkes, modernleşme karşıtı, destekçisi, olsun, olmasın fark etmez, bu kelimeyi bizzat üzerinde, etrafında, geçmişinde, yarınında görebilir. Evet, biz modernleştirildik, istesek de istemesek de, modernleşmedik. Bu elbette kişilerin hayatına müdahale ile oldu, ne acı.Ferhat Tekin’in “sınır”lar yani sınır kapıları, sınır köyleri ile ilgili yazısı çok güzel bir konuyu ele almış. Özetle diyor ki : “sınırlar hem taşradır, hem merkezdir, taşradır çünkü merkeze uzaktır, merkezdir çünkü bürokrasi oradadır.” Sınırda yaşayan insanların psikolojisini de inceleyen bu yazıyı nacizane tavsiye ediyoruz, elbette meraklısına.

Zehni Özmen’in “Bir Altkültür Örneği Olarak Apaçiler” makalesi ile “Apaçilik” kavramının kökenini de öğreniyoruz: “Literatürde “apaçi” kelimesi ilk kez 1902 yılında Arthur Dupin ve Victor Morris isimli gazeteciler tarafından, Paris’in bir gettosu olan Belleville mahallesindeki işsiz, şiddete meyilli başıboş grupları tanımlamak üzere kullanılmıştır.”“Sosyoloji Divanı” güzel bir dergi, kalitesi daha da artacaktır önümüzdeki sayılarda. Tespit ettiğimiz iki eksiklikten bahsetmek istiyoruz son olarak dergide.Birincisi, dergide çok fazla yazım yanlışı var, iyi bir tashihten geçmesi gerekiyor, böyle hakemli bir dergiye daha temiz bir Türkçe yakışır diye düşünüyoruz. İkinci olarak da dergide yapılan söyleşinin kim tarafından yapıldığı belirtilmemiş.

“Sosyoloji Divanı”na uzun ömürler diliyoruz.

 

KitapŞiir

KitapŞiir bölümünde dizelerini alıntıladığımız şairler: İdris Ekinci ve Rahmetli Ergin Günçe… İdris Ekinci’nin ilk kitabı “Uyku Kuşu” Mayıs 2010’da çıkmış. Ekinci’nin ikinci kitabı da biz bu köşeyi hazırlarken çıktı, kendisine başarılar diliyoruz. Ergin Günçe’yi de rahmetle, saygıyla anıyoruz.

 

İdris Ekinci – Uyku Kuşu – Ebabil Yayınları

“az kaldı sıyrıklarımdan bir mahalle kurmaya üst tarafta kaybolmaya”

“bir bahçeye nasıl akraba olunur öğretti bileklerin”

“dünyaya bir kahkaha olmayı denerdim ben”

“çünkü İsa’nın saçları uzun / çünkü onlarla dünyayı tutacak”

“Ben kurmadım şehirlerin ortasına bu çarşıları / Neden hep ceketimin markasını soruyorlar bilmem / Nakışını merak eden yok mu ruhumun / Gelin bu yaz yağmuruna satalım bu adamları”

“Koltukların dibine bıraktığım yorgunluk kaç gündür aynı yerde duruyordu”

“Uyumak içe doğru bir çözülme memnunum”

 

Ergin Günçe – Türkiye Kadar Bir Çiçek – Bütün Şiirleri – Can Yayınları

“Ben yeni bir çocuk oldum elmalar asılı her yerimde / Uzun yaz dallarda kendine bir şey

ekler”

“O, omzunda kül gibi saçları / Tahtadan bir fare, bir de balık / Bütün yaz uğraştı ve başardı / Tahtadan bir kedi, bir de deniz.”

“O kadar çocuktu ki ölürken / Okuldaki bir şarkıya başladı.”

“Şapkamda yağmur içli bir şarkı söylüyor / Oturmuş şapkamda şarkıyı dinliyorum.”

“Gök. Büyük bir soru işareti”

“Bir kral mı önemli bir kedi mi derindir / Her gece uykumuza bir güvercin oldu bu”

“Tanrı vardır ve ben haylaz büyüdüm”

“Tanrıyı ekmeğe göre yeniden tanımlayalım”

“En güzeli İsa’dır Geometrilerin / Bir Yaz Ölümünü tanımlayan yüzüyle / Ayakları elleri

kolları ve saçıyla / En güzeli O’dur / ve Çaprazdır her zaman”

 

ZihinEsmesi

1-full hd televizyonlardaki çiçeğin görüntüsü, gerçek bir çiçeğin yerini aldı. baudrillard buna “simülasyon” diyor.

2-tedavi amaçlı kullandığım ilaçlardan birinin yan etkiler kısmında şöyle yazıyor: “çok nadiren de olsa ölüm.”

3-ilginç bir ev burası, evde hiç sinek yok, sadece kelebekler var. iyi bir şey mi bu?

4-(yaşanmış bir olaydan alıntıdır) minibüsteki 3-4 yaşlarındaki çocuk babasına sordu: “bizim dünyamızda neden ilkbahar yok?”

5-şiir, öykü yazıyoruz, aklıma şu geliyor: “ben sadece insanım, sven” (tırnak içindeki kısım “ikinci kattan şarkılar” filminden bir repliktir.)

 

Etiketler
Devamı

Ertuğrul Rast

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı