Öykü

Pakize Erbay – Rüyasız Romanlar

Pakize Erbay – Rüyasız Romanlar

Çocukluğumu tek satır bir romanda unuttum. Bir yağmurda sonbahardan kovuldum. Sonsuz romanlar yitir­dim mevsimler götürüp getiren bir trende. Kırk kilitli bir sırda kayboldum.

Kayboluşlarımın kaybedişlerim olduğunu öğrendi­ğim an, en kilitli kapılarım açıldı. Kapılar açılınca: ıhla­murda ayrılık… Gözlerinde mızıka çalan çocuk… Bir yağ­mur sakladığım yitik sonbahar… Kaybedişlerimizin karşı­sındaki ezeli dargınlığımızın ıslığıdır çocukluk! Kilitler ka­dar hakikattim!..

Çocuktuk… Yağmurlara düşse de gözlerimiz, son­suz romanlar büyütürdük masumiyetimizin saksılarında. Öykülerimiz nedense ağır yaralı, gizliden gizliye kan kay­betse de çocukluğumuzun her anı bir romanı yaşardık…

Bir şiirin uçurumunda unutulduk…

Çocuktuk… Büyümek bilinmezlikte ıslık çalar, her sene bir yağmur üstümüze yıkılırdı. Bir ömrün gözyaşları­nı sayarken ellerimiz, bir çocuğun hüzzam şarkısıydı göz­lerimiz; bilemezdik…

Bir masalın bilinmezliğinde kaybolduk…

“Masallarını yakma!..” “Ömer, artık onlara inanmı­yorum, bu satırların hepsi yalan! Duydun mu Ömer, inan­mıyorum! ”Yusuf’un yanına gittim. Ateş kıvılcımları da ağ­larmış meğer o zaman öğrendim. “Yusuf bak ilk masalı­mız.” dedim. “Şimdi bir satırına bile inanmıyorsun oysa hecelerini bile ezberlemiş, çocukluğumuz kadar çok inan­mıştık ona. Çocukluğumuzu yaktığın bu masallarda büyüt­müştük harf harf hatırlasana…” Yu­suf susuyordu… “Bizim artık çocuk­luğumuz kadar çok olan masallarımız yok. Aydınlığımız yok Ömer!” dedi. Biliyordum. Ama ne masalları yakma­ya cesaretim, ne de öykülere sığınacak bir yüreğim vardı…

Defterimi kapadım. Kalemim hâlâ elimde… Bir masal da ben yaz­mak istedim artık yanık masallar ka­dar uzak kalmış çocukluğuma. Haya­tımı yazmamı bekliyorlarken benden, tek satır bir romanda unuttuğum ço­cukluğumu yağmurlara düşürdüm! Damlalarda yaktım satırlarımı. Bir damla suda hapsoldum. Çünkü unu­tuldum. Her şey unutulurdu. İnsan nisyandı. Ama bir çocukluk unutu­lursa bütün masallar yakılırdı. Çünkü ömür dediğimiz şey aslında bir masal­dı. Ama bin muhteşem güneşin doğ­duğu bir masala bilinmezlik düşerse kırk kilitli bir sırda kaybolurdu aydın­lığımız. Tebessümlerimizi geri ver­mezdi şekerci amcamız. Gökyüzü ağ­larken damlalar rüyalar düşürmezdi göklerden. Unutulan aslında biz de­ğil çocukluğumuzdu ve düşmüştü işte bir sır, bir bağ, bir düğüm artık her sene bir yağmur rüyalarımızı silerdi. Rüyasızdı damlalar, yitirmişti tebes­sümlerini masallar; tek satır çocuklu­ğumuza nokta koymuştu romanlar… ”Yusuf’un masalları yaktığı gün ıslık çalmayı bıraktı bilinmezlik. Çünkü… Çünkü biz yanık masalların içinden noktası konulmuş, rüyasız romanlara çıkmıştık. Çocukluğumuz kadar çok büyümüştük! O gün Yusuf bana “an­nemle babam bizi terk ederken yalnız gitmediler; giderken masallarımızı da götürdüler, rüyalarımızı, yağmurla­rımıza da onlar bizim çocukluğumu­zu götürdüler!” dedi. Haklıydı Yusuf, onlar bizi rüyasız romanlara terk et­tiler.

Yıllar geçmişti aradan… Ben kayıp sırların kilitli yalnızlığında ce­saretle büyüdüm. Hiç çalmadığımdan mı açılmadı kapılar bilmem. Bilmem çalsam da açılır mıydı en girift soru­ların yüzyıllık yalnızlığına düşen ki­lidi, neden? Artık hayatım romanlar­dan ibaret ben çocukluğumdan… Bi­linmezlik kol gezerken kırk kilitli bir sırda, hayat rüyasız romanlar bıraktı avuçlarımda!

Eflatun bir karanlık çektiler üs­tüme, kilitlediler. Romanlarım karan­lıkta yazıldılar, ya ben? Hayatımı yaz­mamı bekliyorlarken benden mev­simsiz romanlarda aradım hiç yazıl­mamış kaderimi, neden?

Ne annemi tanıdım ne babamı. Belki tanımak sözcüğü kadar ayrı düş­memiştik birbirimize, belki de lügat­lere sığmayacak kadar yabandık! Kim ateşte yanmadan durabilirdi? Kim bi­linmezlik devşirirdi kaderine inat ka­derinden? Bilmedik hiçbir şey… Bi­linmezdik devşirdik mevsimler eskir­ken sonbahardan! Ateşte yanmadan durabildik sardunyalar suya hasret kalırken; zamandan!…

Kardeşim gözlerinde ıslık çalan bir çocuktu; bir öykünün kahramanı olarak yaşadı. Ben… Rüyasız roman­lara yazıldım. Zaten başka bir satır hiç yaşamadım.Yazılsa da sonsuz ro­manlar ömrüme, bir ölüm kadar ya­ban düştük kaderimle!…

En uzak yalnızlığıma bir roman uzandı. Bu bir bakıma kaybolmuşlu­ğumdu, bir bakıma boydan boya ya­kılmış masallar; gözlerinde ıslık çalan çocuk susmuş, ufacık bir hüzün ıslığı duyuluyor kırık bir çocukluğun arka­sından! Geriye kalan: Her unutuluşun ardındaki malların ezeli ıslığı. Bir za­manlar kırk kilitli bir sırda kalan rü­yasız çocukluğun hatırası!…

Etiketler
Devamı

Pakize Erbay

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı