Pakize Erbay – Sonsuzluk ve Bir Yol

Pakize Erbay – Sonsuzluk ve Bir Yol

Rüzgârın çanına ses veren giz­li denizlerde dalgalar kızmaya başla­mışsa bir kere, yolculuk başlamıştır. İnsanı kendisinde kaybolmaya çağı­ran yağmurlar yağar sessizce. Kendi içinizdeki kuyuya düşmenizi öğüt­ler şair, korkmamanızı. Bilirsiniz kâğıttan gemilerinizin sessiz sedasız yolculuğa çıkma zamanıdır.

Evimizin önünde, pembe çiçekli kiraz ağacının yanındaki küçük havuzda yolculuklara çıkardım her gün. Dalgalarla boğuşur; denizlerde, denizlerle büyürdüm. Her şeye rağmen dalgalarla sırdaş olur; geceleyin onlara, yalnızca onlara korkularımı anlatırdım. Çünkü ben bir kaptandım. Kaptanlar dalgalardan, karanlıklardan, yolculuklardan korkmazlardı. Öyle bütünüyle korkmazdım zaten. Her yolculuğuma gözlerimin mavisiyle suyun maviliğinin birleştiği anda yüzümde oluşan o tatlı gülümsemeyle çıkardım.

İki türlü “yolculuk” vardır. Biri diğerine uymayan. Hayat karşısında biz farklı iki kişi olduğumuz için değil ama. Aynı biz karşısında iki hayat olduğundan. Biri şiir kılar bizi. Biri hakikat. Biri nergis kokar, diğeri hayat!

Çok uzaklara gider, çok uzakların yağmurlarında ıslanırdım. Uzun seyahatler yapar, yolculuğun şiir tadındaki güzelliğine hayran kalırdım. O an, yollar alıp karşılığında sözcükler verebilirdim. Önce sayısız harfle susar, sonra sayılı harfle konuşabilirdim, Hepsini ama hepsini yeniden yaşayabilirdim. Yeniden kızgın dalgaların gözbebeklerinden geçebilirdi yolum. Savaşçının dürbününe düşebilirdim. Her defasında yeniden bir yolculuğa çıkar, kâğıttan gemilerimde dünyanın en mutlu yolcusu olurdum.

Bunların hepsi geride kalmıştı artık. Çok kere ıslanmıştım çok uzaklardaki yağmurlarda. Artık ben gerçek bir kaptandım. Gerçek gemilerin kaptanı. Gerçek denizlerle konuşur, gerçek dalgalarla boğuşurdum. Dalgalar… Onlar artık beni dinlemez olmuşlardı. Çünkü hayatın önüme koyduğu iki yolculuktan henüz birini seçememiştim. Oysa kâğıttan gemilerimi nasıl da kendimden emin yolculuklara çıkarırdım. Şimdi ben neyi seçmeliydim? Ateşe mi yürümeli, suya mı dönmeliydim? Bir karar vermeli, dalgalarla sadece boğuşmamalı, onlarla dertleşmeliydim de. Çünkü gerçek yolculuk buydu. Gerçek yolcu böyle olurdu. Ama karar vermeliydim. Defterimin kendinden tarihli sayfalarına ya yandığımı anlatmalı ya da boğulduğumu fısıldamalıydım. İkisinin de sonu yokluk gibi görünüyordu ama biri içinde yokluk ile var oluşu taşıyordu!

Hayat vardı bir yanda… Yüreği kabullenen, kabullenişi kadar büyüyen hayat vardı. Bir mumun üzerinde elini gezdiren zahidin duyacağı cehennemî acı gibi hayat vardı. Bir çiçeğinden kainatın özüne dair özeti çıkarabilecek kadar hayat vardı. Ölüm hayattı. Yitirmek bulmanın bedeli!.. Yol hayattı.

Adına hayat denen o yola adım attığımda; kendimi gölgelerin sebebi olan asılların arasında bulunca dönüp de geriye baktığımda beni elbette yağmurlar karşıladı. Su adım attı bana. Ateşin nefesini kesti bir anda. Anladım ki yol tekmiş… Yolcu da!

Nergis vardı bir diğer yanda. Şiir kadar varlığında yok olan gerçek. Soruların geceler ve gündüzler kadar bilinmezliğinin avuçlarında. Gece midir gündüzleri yutan, gündüz müdür gecelerden sıyrılan? Asıl olan gelmekler midir, yoksa gitmekler mi? Görüp de unuttuğum yolları değil, gördüğümü bile bilmediğim yolları merak ettim. Rüyalarda yolcu olduğumu fark ettim. Yolun rüyalar kadar kısa olduğunu da.

Çıkılan yolculuğun sonunda avuçlara dolan kor ateş. Üstelik avuçları daha başlangıçtan böyle köz doluyken, yolcu neyin yolcusudur? Yarı yolda yakalandığında ben’i ben diye başlayan soru; ıslanılmamış yağmurlar, köz dolu avuçlar; su! Anlamak yol mudur?

Nedendir bütün bu sorular? Neyi anlamak, neyi aramak uğruna? Çoktan başlamış yolculuğun lügatlerdeki anlamını aramak neden? Tüm bu çaba sonsuzu bilmek için mi yoksa bildiğini bulmak için mi bilmem!

Yol tektir. Bilinen de! Eğer bir yolculuk varsa o yalnızca kendi içimizdedir. Sorularımızın bile girmekten ürktüğü karanlığımıza mevsimlerce beklediğimiz cevaplarımızadır. Bir yolculuk varsa o ancak açılıp kapanmayan yaralarımıza, ruhumuzu döven hırçın dalgalarımızadır. Sonra. Dönüşü olmayan yollarımızadır, uzaklığımız kadar uzayan. Geceleri uyku tutturmayan ahlarımızadır. Soğuk kışlarımızadır, bir bakış olup gözümüzde dolan. Yakan ateşlerimizedir, öfkemiz olup çarpan!..

İlk nefesimizedir belki de son… İçtiğimiz ilk suya, dokunduğumuz ilk ateşe, baktığımız ilk yıldızadır yolculuğumuz. Ya kara bir fırtınada kaybolmuş kalbimize ya da küçük bir tebessümle yolculuklara çıkardığımız kâğıttan gemilerimizedir.

Yoksa yolcu olmak bir sır kâtibi olmak mıdır? Sır olmak mı? Bir başkasının yerine ölümü gün gibi ortadayken kendi adına varlığı ancak karanlık gecenin içindeki siyah nokta kadar var olmak mı? Hiç yaşamayan ama hep dinleyen ve gören olmak mıdır asıl yolculuk?

Yol bu kadar çokken, göz bu kadar perdeliyken; yolcu olmak ya ateşe ya da suya atlamak iken yolun da yolculuğun da tekliğinin bilgisiyle bu yolculuğun hükmü de hükümlüsü de olduğunu bilmek ve ne kadar bilse de hiçbir zaman her şeyi bilemeyeceğini bilmek midir, ateşi ya da suyu seçmek?

Mavi bir mürekkep lekesi nasıl büyürse susuz bir kâğıdın kuraklığında öyle büyüdü aldığım yol ve öğrendim ki yolculuk dönüş yolu demekmiş asıl. Öğrenmeler, gitmelere değil dönmelere mahsusmuş. Çünkü her dönüş bir başlangıç, her başlangıç bir bitişmiş.

Döndüm. Evimizin önünde pembe çiçekli kiraz ağacının yanındaki o küçük görünen aslında içinde okyanusları taşıyan havuza döndüm! Kâğıttan ama en uzun yolculuklara çıkan gemilerime döndüm. Şimdi yıllar sonra yine aynı ben yine pembe çiçekli kiraz ağacı yine içine okyanusları sığdıran havuzum… Yine kâğıttan gemilerim ve yine gözlerimin mavisiyle suyun maviliğinin birleştiği anda yüzümde oluşan o tatlı tebessümle ben sonsuz bir yolculuğa çıkıyorum!..

Anladım ki yolun götüreceği nihai noktanın ötesindedir yolcu. Kim bilir kâğıttan gemisinin yokluğundadır varlığı. Anladım ki okyanuslara sığdıramayız da gemilerimizi pembe çiçekli kiraz ağacının yanındaki küçük bir havuz imdadımıza yetişir. Gerçek dalgalarla konuşamaz oluruz da havuzumuzdaki dalgalarla dertleşiriz.

Çekip gider yolcu. Bildiğini zannettiği yolun bilinmedik yolcusudur! Yol sudur, yolcu sudur.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>