Sait Mermer – Şems’in Kerbelâ’sı Konya

Sait Mermer – Şems’in Kerbelâ’sı Konya

Mesnevî, Şems’in destanıdır. “Dinle!” diye başlar. Dinleyiniz ey İnsanlar! Bu destan, ayrılık şiiridir; ayrılığın tüm vechelerini ifşa eder; bu tecellilerin toprağa serptiği tohumları, bu tohumların acı meyvelerinin kokularını yayar yeryüzüne.

Feleki Şems; eflâkın kutbu! Bütün felekler senin etrafında semâ eder dururlar da, benim Şems’im nerede? Ruh’um nerede? Kendi mekânına mı çektin O’nu? İdris mi sandın O’nu? Neredesin ey rûh? Ey cân. Neredesin? Beni bıraktın gittin bu cesed

çölünde. Kim aldı asâmı elimden? Dayanağımı. Kim aldı? Yutacaktı asâm nefsin bütün yılanlarını. Yaracaktım onunla mânâ denizini, boğacaktım ben’liği bu deryanın içinde. Kapanacaktı Hakk’ın ben’liği önünde tüm ben’liğimiz secdeye. Varacaktım Tûr’a o asâ’yla; dönecektim Kudüs’e, Elvâh ile. Varamadım, dönemedim. Ruhumu ayırdınız benden ey Samîri tiynetliler! Vehminizi mücevher zannedip fânîliğe secde edenler! Dayanağımı elimden aldıktan sonra, size Musa ne yapsın, Harun ne desin? Dolaşın durun yıllarca, fânilik çöllerinde şaşkın, şaşkın.

Ey gönlümün güneşi! Gelmeyeydin buralara, kalaydın oralarda. Ben bulurdum seni. Ey ben’im! Ben oradaydım zaten, sen buradaydın. Duymadın mı, meleklerin Hakk’a niyazını? Kan dökecek bir varlık mı yaratacaksın, diye söylenmelerini? Duymadın mı Şeytan’ın isyanını? Kan. Nedir ki kan? “İnsan, bir damla kan, bin endişe.” Sâdî’nin söylediği gibi değil mi, insan? Kan mı der

dimiz bizim? Bir damla kan. Ayrılık ondan. Kan ayırdı bizi, şikâyetimiz bundan. Yoksa, bize ne; kandan, gözyaşından, cesedden, tenden. Kerbelâ ettin bu toprakları bize. Bu Ova, ayrılık yeri miydi bize, yoksa tevhid yeri mi?

Kerbelâ; ıztırab ve belâ. Vücud hikmetimiz; Kerbelâ. Kan dolu değil mi bütün kürelerimiz? Her tarafımız Kerbelâ, bütün dünyamız; Kûfe’miz. Muhammed’in nefesi; Kûfe. Ey Ümmü’l Kurâ’nın doğurduğu! Ümmü’l Kurâ; babasız ve anasız şehir. Âdem gibi. Bütün şehirler O’na secdede. Arzımızın Meryem’i; Kûfe. Şehir mi O? Bir oluş, bir varoluş. Vahiydir Mekke; Kûfe bir yorumlanış, bir te’vil. Bir rahmet kabı. Bir tabiat. Nebevî ruhun mekânı. Âlî ruhun çocuk saflığında kendini atmak için çırpındığı rahmet kucağı.

Ey Kavmi Kûfe! Siz çağırmadınız Hüseyn’i. O vardı oraya. Ana kucağına. Toprağına. Meryem’ine. Aldandınız. Ey hevâsını ilah edinenler! Hiç ruh, hevânın çağrısına kulak verir mi?

Gitme ey Hüseyn, gitme! Gelme ey Şems, gelme! Gelme ey Hüseyn, gelme! Gitme ey Şems, gitme! Yalvaran benim, yakaran benim, ben.

Hakk için söyleyin ey dinleyenler! Hüseyn’e denmedi mi gitme diye? Hüseyn neden sükût etti? Sükûtu neyin lisanıydı? Sükût, hangi lisanda mânâ doludur? Sükût hiç bir lisanın sûretine girebilir mi? Kelimenin giremediği lisan, hangi lisan? Önüne geçmeler, arkasından koşmalar, eteğine yapışmalar ne işe yarar?

Güneş doğacağı zaman, haber verir mi hiç; doğar. Ey güneşimiz! Habersiz çıkageldin. Ey Konya! İşte toprağınız. İşte yaratılış cevheriniz. İşte senin toprağının mayası, özü, cilası. O gelmeden mat bir kuruluktan başka bir şey değildin. O geldi, sana renk geldi. O gelmeden düz bir sonluluktan başka bir şey değildin. O geldi; sonsuz bir tevhid ovası oldun. Bastığı yerden toprak alıp puta katmak oldu mu şimdi? Putun sesine kulak verdiniz. Neydi o ses? Sihirbazların yılanlarının sesi mi hoş geldi size? Celaleddin ne yapsın; kıvrandı durdu, döndü durdu. Hâl’den anlamayana söz gerek. Konya’mız; Kerbelâ’mız, Kudüs’ümüz. Yürüyüşümüzün müntehası. Gece yürüyüşümüzün. Şems’imiz yeniden doğsun, dünyamız aydınlansın diye, çıkışımız olsun diye söyledik; söz’ümüz oldu; Mesnevî’miz, mehtabımız.

Ayna olduk, örttük de söyledik. Çekin o zaman parmaklarınızı kulaklarınızdan. Atın, sahte örtülerinizi üzerlerinizden. Binin Hakk’ın gemisine.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>