Dosyaİbrahim Demirci Dosyası

Seda Özbek – İbrahim Demirci…

Seda Özbek – İbrahim Demirci…

Bu iki kelimenin dimağımda işgal ettiği yeri, ruhumda bıraktığı izleri bir çırpıda, birkaç sayfada, bu istidatsız halimle nasıl anlatabilirim ki… Parmaklarım değil ama akmasına mani olamadığım gözyaşlarım anlatabilirdi belki. Kelimelerim, cümlelerim değil ama belki rüyalarım tercüman olabilirdi içimden geçenlere. Hafızam bir film şeridi gibi serilseydi gözler önüne birçok karesinde görülecek yüzü bir şey ifade ederdi belki.

Bir keresinde böyle olmuştu, bir seferinde de şöyle demişti gibi, Meram Fen Lisesi’ndeki bir edebiyat öğretmeniyle ilgili anekdotlar yazıp konuyu geçiştirecek kadar uzak değil ona ruhum. Daha derin, zamandan ve mekândan bağımsız bir gönül bağım var desem edepsizlik olur mu bilmiyorum. Meseleyi her ne kadar sınıf içerisinde yaşanan anekdotlarla sınırlamak istemesem de, şu anda, bu yaşta yani otuzumda belki yeni yeni idrak ettiğim birçok an canlanıyor gözümde İbrahim Demirci dendiği zaman. Onunla ilgili bir şeyler yazmak için bilgisayarın başına oturduğumda hatırıma gelen olaylar değil, yanlış anlaşılmasın. Kişiliğimi, bugünkü beni meydana getiren, hayatımın önemli bir döneminde, lise yıllarımda vuku bulan ve halen devam eden bir gözlemleme, değerlendirme, anlama ve öğrenme sürecinden bahsediyorum. Hakkaniyetin, dürüstlüğün, çalışkanlığın, tefekkür etmenin, dengenin, saygının, tevazunun ne demek olduğunu çok okumuşumdur, dinlemişimdir. Ama hiçbir okuduğum ya da duyduğum; hocamın, her şeye rağmen ders planına yazdığı konuları günü gününe işlemesi (öğrencileri ne demek istediğimi daha iyi anlarlar) ya da dönem sonunda seksen dörtleri seksen beş yapmayışı, dürüstlüğü ve hakkaniyeti daha iyi anlatamamıştır bana. Her saniyenin ne kadar kıymetli olduğunu, hayatın ilimle ne kadar doldurulabiliceğini, onu gözlemleyerek kavrayabilmişimdir ilk kez. Bir kelimenin evet sadece bir kelimenin, iki boyutlu bir koordinat sisteminde bir nokta değil, üç boyutlu koordinat sisteminde bir düzlem olduğunu ondan öğrendiklerimle idrak edebilmişimdir. Muhabbetin habbeyle münasebetini o hatırlatmıştır bana. Çocuk aklımla ürkütücü bulduğum örgüt kelimesinin, iki elin parmaklarını birbirine geçirerek örgülenmekten geldiğini gösterişi hâla gözlerimin önündedir. Buraya sığdıramayacağım daha birçok kelimeyle, aslında, merak etmeyi, kafa yormayı, düşünmeyi, bağlantı kurmayı, zihnimi sınırlandırmamayı öğretmiştir. Bir kelimenin, bir cümlenin, bir deyimin, bir atasözünün ve dahi hayattaki hiçbir şeyin tek bir anlamı olmadığına işaret etmiştir. Belki de ne kadar tefekkür edersem eşyanın o kadar anlamlanacağını hatırlatmıştır bana, bir lise talebesi iken. Karpuz kabuklarının çöpe atılmasıyla ilgili anlatığı bir hikâye, israf nedir, ne israftır soruma cevap olmuştur bugüne değin. Tevazu kelimesi onunla cisimleşmiştir zihnimde. Hâlihazırda İslam âleminin kanayan yarası olan İslamı hayata hayat kılmak ne demektir, bir hadis, bir ayet nasıl en ufak bir tasarrufumuza yön verir onda gözlemlemişimdir.

Bir öğleden sonra, derste, biraz mahzun halimi görünce tahtaya sarı tebeşirle yazdığı bir Şeyh Galip beyti hâlâ hüzünlendiğimde aklıma gelir ve beni teselli eder:

Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâre düştü,
Dayanır mı şîşedir bu rehi sengsâre düştü.

Ve bilirim, zevrakın kayık, derûnun gönül, şîşenin cam, rehin yol, sengsârın taşlık olduğunu sözlüğe bakmadan, çünkü dün gibi hatırımdadır o an. Hiç eskimez, tozlanmaz hafızamda onun da içinde olduğu anılar. Bir mektubunda, -ilk mektuplarından birinde- ‘’Biz zaten arkadaş değil miyiz? “ cümlesi beni ne kadar mutlu etmiş, ne kadar onore etmiştir tarif etmem mümkün değil. Kendine güvenmekte güçlük çeken bir gence bunu söylemiş olması, arkadaşlık payesi vermesi, ne kadar önemlidir, ne kadar etki etmiştir o gence, kendisi bilir mi bilmem.

İbrahim Demirci’nin yazarlığı, şairliği ile ilgili söz söylemeye ne ilmim yeter ne de izanım. Yazdıkları, şiirleri, çevirileri eminim ki teknik anlamda çok değerlidir. Ya da Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Nizar Kabbani, Halil Cibran gibi daha başka isimleri ilk ondan duymuş olmam eminim ki önemlidir yazarlar, şairler nazarında. Ama benim lugatimde İbrahim Demirci’nin manası bunların çok daha ötesinde. Benim için lise yıllarımda Ay Burcu’nda okuduğum bir mısranın bende uyardığı etki, Yaralı Yazılar’da okuduğum bir denemenin zihnimde açtığı kapılar, Hay Hay Hayat’ın hayatıma kattığı anlam daha kayda değer. Mesela şu anda anlıyorum ki, biraz feminist yanım o zamandan beri varmış. Bunu Ay Burcu’ndaki “Varlığını varlığıma yaslayan yârim” mısraını okuduğumda duyduğum rahatsızlığı hatırlayarak anlıyorum. Neden varlığımı varlığına yasladığım yârim değil deyip, bunu bir kadın-erkek meselesi haline getirip sorgulayışım geliyor aklıma. Ama şimdi evli biri olarak baktığımda, varlığımı başka bir varlığa yaslamanın huzurunu buluyorum aynı mısrada. Ya da burada, Arizona’da doğup büyüyen Onurcan adında bir öğrencimin kendini Johnny diye tanıtması, bana “Cat Yusuf’a geldi, Can nereye gidiyor?” yazısını hatırlatıyor ve hayıflanıyorum birçok kitabımın elimin altında olmayışına ve sadece hafızamdaki kırıntılarla yetinmek zorunda oluşuma. Halimizden, şartlarımızdan memnun olmadığımız için kelimelerle oynayarak kendimize yeni ünvanlar, yeni haller giydirdiğimiz zamanlarda, küçük bir düzeltme notu geliyor aklıma ve gülümsetiyor beni; “Afedersiniz, bakkal dükkânı değil, marketmiş.” Bazen kızıyorum kendime, her okuduğum yazıda en ufak bir gramer hatasından rahatsız oluşuma, her yazıya bu anlamda eleştirel bakmama. Ama benim suçum değil; kantin duvarında asılı, her çarşamba günü yenilenen duvar gazetesinin suçu. (Bu farkındalık benim hatasız yazabilmem anlamına gelmese gerek.)

Dedim ya benim için İbrahim Demirci’yi tanımak hâlâ işleyen bir süreç. Bir öğretmen olarak, nasıl daha iyi bir öğretmen olabilirim diye düşünürken, öğrencilik yıllarıma geri dönüyorum. Hangi öğretmenimi sevmiştim, neden sevmiştim diyorum. İlk aklıma gelen lisedeki edebiyat hocam oluyor. Neden, diyorum? Çünkü iyi bir öğretmendi; anlattığı konuyla ilgili her şeyi bilen. İyi bir yazardı, iyi bir şairdi, iyi bir örnekti, iyi bir okuyucuydu, iyi bir dinleyiciydi, iyi bir düşünürdü, iyi bir arkadaştı… Aslında diyorum belki de tek bilmem gereken İbrahim Demirci iyi bir insandı.

Etiketler
Devamı

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı