Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi – “Âdât-I Selâse’yi Vasf Zımnında Evsâf-I Kûniyye’yi Beyân”

Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi – “Âdât-I Selâse’yi Vasf Zımnında Evsâf-I Kûniyye’yi Beyân”

İy yârânlar, mukaddemâ belde-i Kûniyye’nin târîh-i kasîr ü evsâf-ı ma‘neviyyesinden bahseylemiş idik. İmdi tahdîs itmek iktizâ ider kim işbû belde-i Kûniyye’de nev’i şahsına münhasır bâzı âdât ü an‘anât dahî elyevm müdâvildir. “Erbâb-ı lutf okuyub dâimü’l-evkât, rûh-i selefi hayr ile yâd eylemelidir” fehvâsunca ol âdât, sâir bilâdda ma‘dûm olmağun, imdi ânlaru tahdîs idelim kim ol cümle âdât ü an‘anâtun kandeyse cümle vâzı‘ı âl-i Selaçika ecdâdumızdır –tâbe serâhüm- Âmîn..

Yevm-i Şivlilik:
Belde-i Kûniyye hemân cümle halkı ehl-i İslâm ü mütedeyyin ehâli olmağun leyle-i mübârekelere hâssaten ehemmiyet atf iderler. Ol bu leyâlden Reğâib dahî bi’l-cümle sath-ı vatanda ziyâde ta‘zîm ü hurmetle idrâk olunuben nice cem‘iyyetler müretteb bulur. Ânın nehâru sâim; kîcesi kâim olmak hayrdürür. Vü lâkin ol bu kîcenin güni, Kûniyye’de “ŞİVLİLİK” deyû zebân-zeddir. Arefe-i Şivlilik’de kangı dükkâna varup kangı halvacıyı ubûr itsen ânların câmekânında bir tahrîr kıraat itmek mukadderdür: “Ferdâsı gün Şivlilik’dir. Şeker ü şükrünüzi ihzâr ittüniz mi?”

Âna niçün “Şivlilik” dimişlerdir? Ma‘lûmdur kim “şevl” lisân-ı Arab’da “irtifâ virmek, ref‘ itmek, bâlâya kaldırmak” dimekdir. Ol bu leyle-i Reğâib’in güni dahî ânı hayr ü izzet ü ikrâm ile yâd ü ihyâ idenleri ind-i Yezdân’da nice medâric ü fezâile ref‘ ider kim yevm-i reğâibin ma‘nâsu el-ân isâbet ider. Çün kim bu yevm-i Şivlilik’de cümle etfâl ü sibyân hâne-be-hâne güzerân idüp: “Şivlilik! Helvâ vü şekerimizü ihzâridün! Ger yoğ ise akçe isterüz!” deyû tatlı yâ akçe isterler. Millet-i İslâm dahî anlaru aslâ boş çevürmeyüp ikrâmda bulunurlar. Nitekim Türk’ün töresünde ma‘sûmân-ı Hakk’ı inciden, ânı eli boş bırağan aslâ felâh bulmaz; yevm-i mübârekde sabîye ubûset iden şeâmet bulur. İş bu şeker devşirme ameliyyesi tâ kîceye dek devâm ider kim Leyle-i Reğâib nice mevlid merâsimlerü ilen ihyâ idilir. Ne aceb kim kadîm tedeyyünden elyevm bekâye pek kalmayub Leyle-i Regâib’de dahî meclis-i meyi bir dem târik olmayub, şarâb nûş iden hayâsızlar mevcûddürür. Hafezanallâhü min en yekûne kezâ ve kezâ! Âmin!

Arab Aşı:
Halk-ı Kûniyye, ekl ü şürb itmeğe ziyâde mâil olmağın ezelden berû her bir lahzayu meâkil ü meşârib meclisine tebdîl itmeye ziyâde heves-kâr bulunurlar. İş bu taâm mecâlisinden biri dahî nâsın alâ vechi’l-ğalat “Arab aşı” telaffuz itdüği fi’l-asl ismi “Ara aşı” olan taam meclisidür. Suhbet ü mahabbetin arasında olmağın böyle dinmişdir. Mezkûr aş, aslâ açlık zâil itmeğe müteveccih bir taam olmayup külliyen gâye-i şamata vü teşvîşe ma‘tûfdur. Vâsi‘ bir tepsi içre munsab bulunan muhallebî kıvâmında bir acîn; ya‘nî hamur ilen âna refâkat iden ziyâde acılı lezîz bir çorbasu vardur kim ol aş, cev‘ânu zâil eylemesede suhbet ü mahabbeti câna şifâdur. Hamûrı kaşuğa vaz‘ idüp de aşın içresüne daldurup aşın derûnuna ol hamurı sâkıt iden dahî gehî zahrunda kötek bulur; gehî muahhar meclisde mücâzâten aşı ol ikrâm eyler. Mâ ba‘de’t-taâm dahî “Ara aşı” meclisine iştirâk iden âdemler kiriş misillû zemîne uzanûb yedeyn ü pâyânınu uzadûben: “Kangımuz ziyâde ekl itmişdür?” deyû müsâbaka iderler. Kangısu batnı üzre nizâmî durup da yedeyn ü pâyânı zemîni lâmis olmaz ise ol ziyâde ekl itmişdür. Fi’l-hakîka mâlâya‘nî bir meclis olûb aslâ zühd ü takvâya çespân düşmez.

Beyt:
Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz;
Nicesinin misl-i en‘âm, meâkilin görmüşüz.

Pilâv-ı Zevâc:
Hazret-i Resûl-i Ekrem’in: ‘Cem‘iyyetlerün hayrı, ikrâmı hâvî olandur.” kavl-i şerîfince ehâlî-i Kûniyye, ger merâsim-i hitân ola ger merâsim-i zevâc; kat‘iyyen meşrûbât ü taâmsuz bir cemiyyeti istihab itmeyüb âna kerâhetlik nazarıylan bakarlar. Sâbiku’l-isim bu taâm meclisi dahî Kûniyye’de ziyâde şehîr u merğûbdür kim mukaddemâ; yire bağdaş urup Şerîat-i Garrâ’ya muvâfakaten Oğuz töresince kâ‘ıd olunur iken muâsaraten artık “tabûre” tesmiye olunan kûçek iskemleler üzre sekiz-on âdemin iştirâkiyle yinir. Ammâ bu “TABÛRE” kelimesi ne dimekdir? Lisâniyyât ulemâsından mervîdir kim bir cisme uruldukda çıkan sadâya “TAB!” yâhud “TAP!” dirler. Mezkûr merâsimde taâm nevbeti bekleyen âdemler bulunmağın, taâmını âkil olmuş evvelki âdem kalkdıkda, huddâm-ı cemiyet nevbet bekleyen âdeme hitâben “derhâl otura!” meyânında: “tap ura!” yani kim “pat diye otura!” dirlermiş. Tûle’l-edvâr ol emir “TABURE”ye münharif olmuşdır. İş bu taâmın vasatında müretteb olduğu vechile pirincî pilâv ikrâm olduğundan andan mecâzen vü îcâzen ismi PİLAV’a mâl olmuşdur. Ale’t-tertîbi’s-Selçûkî ol taâm şol nevbet üzre tahakkuk ider: Evvelen yoğurt çorba. Sâniyen fasl-ı pirincî kim fevkinde kavurması mebzûl ü müzdâd olanı makbûldürür. Sâlisen irmik helvâ. Râbian bamyâ aşı gelir kim; ziyâde turş ü harr olmağın helvâdan nâşi sıkleti def’ idüp iştihâyı feth ider kim hâmisen fasl-ı pilâv-ı sânî tertîbâtta mekânun bula. Sâdisen vü âhiran Zerde nâm hafîf tatlı ilen meşrûbât arz-ı endâm ider kim “Hitâmuhû misk” olur. Cenâb-ı lem-yezel, âdât-ı Türkî vü an‘anât-ı Oğûzî vü örf-i Selçûkî’ye zevâl vermeye vesselâm…

Cevelânnâme-i Ziyâ / 23 Eylûl 1427 / Îcâdiye-Üsküdar

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>