Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi – “Bir Gûne Hâdisât-ı Acîbe-i Şehr-i Remezân Beyânındadır”

Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi – “Bir Gûne Hâdisât-ı Acîbe-i Şehr-i Remezân Beyânındadır”

Mahalle Mektebi, Sayı 6 [Temmuz, Ağustos 2012]

Sad-hezâr âdemoğlunun alâmeleinnâs câdde üzre iftâr itdüğin beyân ider:

İş bu seyyâh-ı fakîr, Ziyâ-yı bî-riyâ, bin dört yüz otuz iki sene-i hicrîsinün mâh-ı Remezânının evâsıtında kable’l-asr, devlethânemde alâ vechi’l-yakaza yatur iken âgâh olub âbdest alub salât-ı vüstâ-yı edâ eyle­dim. Edâ-yı salâtdan sonra dahî cen­bim üzre uzanıb hazret-i Yezdân’ın esmâ-i pâklerin zikrine –ale’l-âde- mülâzemete şürû eyledim kim evrâd ü ezkâra mülâzemet iden mâh-ı Remezân’da ziyâde müsâb olur. Hem Kelâm-ı Kadîm’de mezkûrdür kim ol tefekkür ehli müselmânlar zât-ı Bârî’yi kâim iken hem kâ‘id iken hem dahî alâ cünûbihim zâkir olurlar. Ol zikr ü fikrden sonra dahî Acıbâdem nâm semt-i kadîmde mescid imâmeti vazîfesin îfâ iden kadîm yâranumdan Abdullah Rüşdi hâceyi iftâra dâvet it­dim. Çünkim Nebî-zî-şân buyurdılar: ‘Yek âdemin taâmı iki kişiye kâfidir. Cemâatde rahmet, fürkatde azâb var­dır’. Hem hadîs-i nebî’de vârid ol­muşdur kim “mü’min, karındaşı ilen teberrük bulub maîşeti ziyâdelenir.

Şiir:

Çalış, kazan; ye yedir; bir gönül ele getir;
Bin Ka‘be’den yeğrekdir, bir gönül ziyâreti.
Uslu değil delidir, yüce saraylar yapan;
Âkibet vîrân olur, cümlenin imâreti.

Hakîr, da‘vetden evvel iftâriyelik vü sofralık erzâk ü fevâkih teminiçün çarşuya varayun didikde gözüm azîm bir kalabaya dûş oldu kim hezârân âdem ü havvâlar bir hây hûy ü gulgule ilen şamata ider, iti­şip kakışır hem dahî âvâzeler hevâda uçuşurdu. Fakîrin hânesi Ümrâniye nâm belde-i cedîde karîb olmağın Alemdağ deyû müsemmâ cadde-i kebîrin çarşusuna varıp ol izdihâmı temâşâ idicek hemân yâneden ubûr iden bir âdeme didim ki: ‘Eyâ emmi, şol cümle nâs gûyâ ceng ü gavgâya vü yağmâya gelmişler. Ya bu tantata­na vü izdihâmın esbâbı nedir? Şol nâs yağa, gaza, tuza vâki‘ terakkîden mi müştekîdir, yâ hulûl-i şehr-i mübârek münâsibetiylen peydâ olan ihtikâr ü muhtekirînden mi şekvâ idip tel‘înde bulunurlar?’. Ol emmi ayıtdı: ‘Oğul­cağızım, elyevm Ümrâniye nâm bel­denün şehremâneti, iştirâk ideni sad-hezârı mütecâviz olıcak bir ulu mâide-i iftâr tanzîm eylemişdir kim ol cemiyete “Sokak İftarı” dirler. Ol şâhid olduğun cümle nâs dahî her biri bir fâriğ kürsî kapmak vü âna câlis olmak gavgâsı iden bî-edeb ü bî-behre âdemlerdir. Ânın içün çeki­şir vü itişirler. Vâh esefâ!’. Ol emmi böyle digeç nazar kıldıkda şâhid ol­dum ki hezâran kürsî vü sofralar dört ok atımlığı tûlünde begâyet nizâmi dizilmiş, her kürsînin önine dahî âb ü hubz ü iftâriyyelik vü taâm ü meşrûbâtlar ihzâr idilmişdir. Vü la­kin muhammenden ziyâde er ü avret­ler sâi olunca ol erzâk vü kürsîler kâfi gelmemişdir. Filasl, alâmeleinnâs cadde eyninde vü avâmın beynin­de sıhhat ü âdâbdan berî velev ki bi-saded-i infâk ola, ol taam vü iftar mec­lisleri tesis eylemek aslâ edeb-i dîn ü örf-i Türkî’ye muvâfık değildir. Çün ol meclislerden sonra meşhûd olu­nan manâzır ziyâde şâyân-ı tahayyüf ve tahassür bolur. Her yâneye nesrol­muş taâm ü lahm ü pideler, cebel-i Aydos misillû etrâfa yığılmış zibil vü habâset, nîmetin şükrün edâ itmeden sofradan itizâl iden âdemler görmek mukadderdir. Ol meclislerde ziyâde tebzîr vukû bulur kim Kelâmullah’da mukayyeddir: “Ashâb-ı tebzîr cüm­le ihvân-ı şeyâtindir”. Hafazanallâh! Şehr-i mübârekin rûh ü rikkatine münâfî, gayr-i muvâfık-i âdâb ol mec­lislerden Cenâb-ı lem-yezel cüm­lemizi sıyânet eylesin. Şol riyâ vü arz-ı şecaât ü gayret meraklısı cüm­le şehremînlerine dahî Mevlâ firâset ü akıl nasîb eylesin, âmîn!

Beyt:

Ehl-i diller arasında aradım kıldım taleb;
Her hüner makbûl imiş illâ edeb, illâ edeb!

 Selâtîn câmiî mahyalarında acîb ü garîb elfâz muhar­rer idüğü beyânıdır:

Hakîr, bâlâda mezkûr senenin Remezânında, sâbiku’z-zikr günin ferdâsı nefsime ya n’ola didim; işbu gice salât-ı terâvîhi Sultân Süleymân câmi-i şerîfinde edâ ideyin, çün Kânûnî Sultan Süleymân Hân efendimiziün fazl ü himmet ü lütfu ândadur. Ândan şol mâh-ı azîz hür­metine teberrükde bulunıb, rûhûna fâtihâ ihsân eylemek vâcibdir deyû düşünüb Rüşdî Hâce birle ba‘de’l-mağrib yola revân olduk. Deryâyı âbir olub Sarayburnu’na vâsıl olmakçün sâhil-i Üsküdâr’dan sefîneye râkib oldukda dîdelerim Sultân Ahmed-i Evvel, Bâyezîd vü Süleymâniyye câmi-i şerîflerünin minârelerinde muallâk mahyâlara dûş oldu kim anlarda “Ey oruç dut bizi”, “Mübârek ay”, “On­bir ayın sultânı” nev ‘inden bilâ ma‘nâ vü zarâfet ibârât vü tuhaf terkîbler muharrerdi. Hemân hayrete garîk olûben Rüşdî Hâce’ye teveccüh idip dedim ki: ‘Bak a pîrim! Ezmân-ı kadîmede vü ecdâd-ı sâlifîn-i sâlihînimizün rûzigârunda ol mahyalarda hurûf-i Arabiyye ilen tekbîr ü tehlîl ü tesbîhler mektûb idiğün Evliyâ Çelebi Mehemmed Zıllî efendimiz vü nice seyyâhân-ı kirâm ü müverrihân naklider. Ya bu mahyalara n’olmuşdur kim, elyevm ânların üstinde sıbyân mektebi kırâet ü kitâbet temrînâtı nev‘inden acîb ü garîb elfaz ü terkibler muharrerdir. Kan­gı şuursuz mahya ustaları anları tesis ider acep? Ben böy­le didikde Rüşdi Hâce teessür ü tekeddüre garkolub: ‘Çe­lebim’ didi; ‘şol devr-i cedîdin cümle işleri örf ü an‘aneyi tahrîfe mebnî olub, ahbâb alışverişde görsünler sadedin­dedir. Andan berû ne senin müştâk idiğün âdât ü zarâfet ne rûh ü iştihâ ve ne rikkat ü letâfet kalmışdır. Bizim gibi âdemler ol bu rikkatlen daha ziyâde tekeddür ider… hakîr ol cevâbından sebeb Rüşdî Hâce’yi tahsinledim.

Şiir:

Bûy irse cân neşâmına, fasl-i bahârdan
Murgân sadâsı gelse yine, megzârdan…
Bulsa nevâda, gül gibi nev-besteler, zuhûr;
Kim tâze nakş ü savt işidilse hezârdan…
Nevrûz irişse, yâd idüp ol eski demleri;
Her kimse alsa dâdını bû rûzgârdan…

(Sultân Ahmed-i Evvel)

 

Cevelânnâme-i Ziyâ
Heybeliada, 12 Haziran 1428.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>