Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi – Cevelânnâme

Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi – Cevelânnâme

Ahbâr-ı Bilecik: der beyân-ı pür-melâlî-i külliye vü zâviye-i Şeyh Edebâlî vü ameliyye-i perîşânî-i “Restorasyon”

Evvelen hikâyet ettiğimiz vechile belde-i Söğüd’den kable’l-iftâr Bilecik sancağına vâsıl olduk. Anda hakîrle Rüşdî Hâce’yi, kadîm yârânımızdan Yıldırımzâde Hâfız Ahmed hoşamedî idib iftara mukarreb bizi bir met‘ama dâvet eyledü. Bu Ahmed Hâce Hazret-i Pîr’in diyârı Konya’dan olub hıfzını diyâr-ı Rûm’un kurrâ-i şehîri Vârol Hasan Hüseyin Efendi’den ikmâl eyleyib ta‘lîm ü tahkîk ilmini dahî andan ahzeylemiş, hıfzı kavî, ulûm-i dîniyyeyi hâvî, feleğe kelek simurga sinek nazarıylan bakan, gözün budakdan sözün dudakdan esirgemez merd bir Türk yiğidi olub hakîrin hem-şehridir. Hakîrden sinnen ednâ vü ilm ü hilmen a‘lâ bulan Ahmed Hâce’ye hakîr bundan birkaç sene mukaddem hıfzımdan arz eylemekle hâcelerimden dahî olub lutfuylan teşerrüf itmişimdir. Zâdellâhü ilmehû ve ceale’l-Furkâne nûreh, âmin. Ahmed hâce Bilecik kurâsından birinde imâmet makâmın kâim olmağın, bizlere bir güzel iftâr idib konuklayub izzet ü ikrâm ü eltâf buyurdukdan sonra musâade isdeyib helâlleşib ayrılduk, çün bizler ol gîce Orhân Gâzî sultânımız adına münşâ câmi-i şerîfde Şeyhimiz Edebâlî eyninde salât-ı terâvîhi edâ eylemeği âzim olmuş idik.

Ba‘de’l-iftâr salât-ı mağrib ü terâvîhi edâ kasdıyla Orhân Gâzî câmii vü Edebâlî türbesinin olduğı vâdîye azm-i râh eyledik. Ol bu vâdî ziyâde hadrâlığı olub Bilecik şehremânetinden ibtidâ eyleyib kandeyse sekiz-on ok atımlığı tûlunda devâm iden ziyâde meşcerelik bir vâdî olub ervâha ferah virir. Hamîd-i sâni ahdinden bakiye şehremâneti binâsının ardında dahi yine eser-i Hamîd bir kulle-i sâat durur kim tule’l-edvâr nâsa vakti haber virib ömrün fenâsından inzâr eyler. Ol kulle vü şehremânet binâsından vâdinin nihâyetindeki Edebâlî külliyesine varana dek her kûşe başında Şeyh Edebâlî’nin nesâyihinden “İy oğul! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” muharrerdir. Ol vâdi tûlünce yedi sekiz aded, işgâl-i Yûnân’dan harâb düşmüş, minâresinden ezân kalkmış, üç yanı yâ temâmı vîrân, her birine düşmüş nîrân, devrhânânı sâkit, harîmi bûm-zâra dönmüş, evrâd ü ezkârı dinmiş, müezzin sadâları munkatı‘ olmuş nice mesâcid öyle hamûş yatur… vâh esefâ! Çün memleketde gayret-i milliye vü diniye kalmamış, ecdâd ü şühedâ vü mahabbet-i vatan ü Türklük kıymetden sâkıt olmuşdur.

Şiir:
Hakîr olduysa millet, şânına noksân gelir sanma!
Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz, kadr ü kıymetten…

Edebâlî külliyesine vardıkda beyne’l-mağrib ü ışâ kasîr olmağın vakit fevât bulmasın içün hakîrin imâmetünde salât-ı mağribi edâ eyledük. Vakt-i ezâna az vakit kalmağın hayretimiz celb eyledi kim ne kürsîde bir vâiz va‘z ü nasîhat ider, ne mihrabda bir devr-hân kırâette bulunur vü ne mahfilde bir kasîde-hân Remezâniyye okurdu. Cümle cemâat teşvîşe garîk olûben nice mâlâya‘nîler havada uçuşub câmi derûnunda bir hây hûy ü gulgule vururdu kim çün imam ü müezzin efendi dahî müezzin mahfilinde mesâvî söyleşib ömürlerin ziyân iderlerdi. Hakîr bu ahvâle ziyâde taaccüb idib Rüşdî hâcenin gûşuna Keçecizâde İzzet merhûmın bir beytin tahrîfen kıraat eyledim.

Şiir:
Meşhûrdur ki fısk ile mihrâb olmaz harâb;
Eyler ânı mâlâya‘nî-i imâm harâb!

Neyse diyib sünnet-i ışâyı edâ eyleyüb imâm-ı merkûmun imâmetinde nemâzı edâ eyledik, lâkin pencşenbenin gelişi çârşenbeden ma‘lûm olmağın ezâ vü cefâya bi’r-rızâ ve’l-ihyâr lâ bi’l-kerh-i ve’l-icbâr vardığımız fehmeyledük. Ammâ câmi-i şerîfi terk itmek hemân yânede medfûn Şeyh Edebâlî’yi incidir deyû ol hîleye dahî mürâci olamadık. Ol imâm efendi ziyâde bed sadâlı vü gudûbet edâlı olub terâvihin ilk dördüne durdukda dördüncü rekatte nemâzı teslîm ider deyû ümmîd iderken kıyâma kalkıb altıncı rekate vardı andan sekiz andan dahî ona varıb selâm virdikde Rüşdî Çelebi kulağıma eğilib: “Çelebim, didi, kalk gidelim. Çün şol nâdân imâm efendi sadâsın bedliğine bakmayub sünnet-i seniyyeye dahî muğâyeret ider. Kangı mezhebde salât-ı terâvîhi dü selâmda  misl-i berk sür’atle edâ idip perîşân eylemek vardır?!” Mâmâfih ol yek fâsılada salât-ı ümmiyyeyi dahî nice süratli okurlardı kim bizler ehl-i kırâet olmağla âna tâbi olub müşâreket idemez idik. Hakîr ol gazabla “Bre nâdânlar ü herif-i nâ şerîfler, kangı kitabda mervîdür hem kangı mezheb ü örfde salâtı ol denlû istihfâf câizdir? Tiz cevâb virin, şol selâtîn câmiinde Şeyhimiz Edebâlımız eyninde ol bid‘at ü lâkaydî edâ eylemeği vü ta’dîl-i erkândan ferâgati nice tecvîz idib nice sîneye çekersiz?!” diyicek oldumsa da Rüşdî Çelebi fakîri teskin eyleyüb taşraya çıkardu. Şeyh Edebâlî yanında bir halk bağçesinde çay ü meşrûbâtımız şürb idip zâbitlik teşkîlâtına âid bir otelde –bu otel lafzı evvelen îzâh buyurulmuş idi- ol gîce konakladık. Ol konak dahî Orhangazi câmiine kandeyse kırk ok atımlık mesafededir. Şeyh Edebâlî pirimiz dahî mevsim Remezân olmağın ayn-ı nehârlan zâir olmak vâcibdir deyû ferdâsı gün kable’z-zuhr kirâren ziyaret idelim diyib yola revân olduk. Orhangâzî camiine vardıkda anda rek’ateynle tahiyye-i mescid eyleyib türbeye geçdik.

Ol bu Orhangâzî câmii rûzigâr-ı âl-i Osmân’ın evvel kubbeli mescidi olub ibtidâ yek-minâre inşâ olunub evvel kubbeli selâtîn câmii mesâbesindedir. Çün ânı  Bâyezîd-i evvel sultânımız peder-i muazzamları yâdına inşâ eylemişdir. Murabba harîme mâlik ol câmiin kubbesi müsemmen bir kasnağa oturub divarları dahî moloz vü taşdan mamûldür. Hamîd-i sânî ahdinde tecdîd ü ta‘mîr eylenen câmiin hemân kurbünde Şeyh Edebâli zâviyesi durur kim maatteessüf zâviye vü türbe ol vakit âtıl idi. Çün anda RESTORASYON didikleri bir ameliyye cârî idi.

Ammâ bu RESTORASYON ne dimekdir? Ol lafzın menşei husûsunda lisâniyyât ulemâsı ihtilâf idib bu hususda muhtelefün fîh kavleyn vâki olmuşdur. Bir kavle göre ol lafız “Rustehîz-i Siyon”dan müştâkdır. Mâlûmdur kim “rustehîz” Acem lisânında kıyâmet vü mahşer dimekdir. “Siyon” dahî Yehûd tâyifesi lisânınca İsrâil yurdu yâ Yehûdîler mânâsınadur. Ol terkîb dahî bu istimâl üzre “Yehûd tâyifesin kıyâmeti” dimekdir. Muâsır-usûl tecdîd ü ta‘mîr ameliyyelerine inhirâfen telaffuz eylenüb RESTORASYON dimişlerdir. Çün kim ol ameliyye âsâr-ı atîkadan kangısına vâki olursa kandeyse âna Yehûd tâifesi –hafazanallâhü min şürûrihim- savlet eyleyüb hedm ü talan eylemiş misillû olur. Ol ameliyye dahî hayır murâd idilerek îfâ eylenür vü lâkin âsâr-ı atîkada safvet-i sâfiye komayub tabîatun tahrîf ider vü fıtratın tağyîr ider. Vü lâkin ol bu îzâhı elsine-i sitte ulemâsı şâz bulmuşlardır. Kavl-i sânî ise terkîbin “Reste-rûz”dan müştâk olmaklığıdır. “Rûz” lafzı cümlenin mâlûmı olub zebân-ı Fârisî’de “gün” dimekdir. “Reste” dahî Fârisî bir lafız olub “rehâ bulmuş, kurtulmuş nesne” yâ şahıs dimekdir. İmdi böyle olucak terkîb işbu deme irmiş, rehâ bulmuş olur kim bir nevî ihyâ faaliyetinden gûyâ nişân virirmiş. İlm-i iştikâk mütehassısları bu îzâhı tasvib eylemişlerdir. Vü lâkin ındenâ kavl-i sânî lâfzen makbûl olsa dahî mânâen kavl-i evvel mu’teberdir. Çün bu Restorasyon dinen rezâletten fâriğ olan nice âsâr-ı atîka tabîatun itirib, fıtratun zâyi ider, nâzirîn-i zevi’r-rikkatin uyûnuna ezâ virip cümle mahzûn kalırlar. Nitekim gâvur şuarâsından dahî “Restorasyon mebniyeye vâki olucak felâket-i a’zamdır” deyenler olmuşdur. Elhak öyledir.

Türbenin taşrasından Şeyh Edebâlî pîrimize Fâtihâlar ihsân eyleyüb bi kasdi’t-teberrük civârının türâb-ı pâkinden dahî yanımıza bir miktar ahzeyleyüb, Kayı sancağına vedâ idib yola revân olduk.

Mukaddemâ azm-i râh eylediğimiz vechile Burûse sancağı Bilecik kışlağuna bi-meşyin hafîf beş günlük kandeyse beşbin ok atımlık mesâfededir. Vü lâkin muâsır vesâitlen âna iki saatte vâsıl olmağ mukadderdür. Yenişehir kazâsından ubûr idib Burûse’ye vâsıl oldukda vakit zuhr olmağın derhâl salât-ı zuhrı Ulu Câmi’de edâ eyledük. Mâlûmdur kim bu Burûse, pâyitaht-ı âl-i Osmân’dır. Nice ulemâ, sulehâ, selâtin-i izâm, kudât ü vülât ü sûfiyân-ı kirâm anda ömür sürüb güzerân itmişdir. Zemîn-i pâkinde nice evliyâullah ü ricâlullah ü ehl-i hâl kimesneler vü ulûm-i dîniyyede erkân-ı İslâm olmış nice erbâb-ı ilm ü kalem medfûndürür. Burûse halkı bilcümle imâmımız Ebû Hanîfe Nu’mân b. Sâbit hazretlerünin mezhebinden –etâlallâhü zılleh-, Ebû Mansûr Muhammed hazretlerünin itikâdından –zîyde kadrüh ve cuile meşkûran sa’yüh-, kelâm-ı kadîmi kırâet-i Âsım ü rivâyet-i Hafs hazretlerüne –cealellâhü’l-Kur’âne lehümâ şâfi‘an- tebeân tilâvet eyler kavm-i necîb-i Etrâk olub anda aslâ gâvur bulunmaz. Cenâb-ı lâ yefnâ ol ahâliyi  râh-ı Muhâmmedî üzre sâbit ü ber-karâr eylesin, âmîn… Burûse’nin künûzüne dâir teferruatlı mâlûmâtı râviyân-ı ahbâr vü nâkılân-i âsâr ü muhaddisân-ı rûzigâr haz-retleri te’lîfât-ı latîfelerinde nakleyledüğinden biz anda tafsilât serd eylemeyelim. Evvelen Pîrimiz efendimiz seyyâh-ı kâinât vü muîn-i ehl-i hâcât Seyyâh-ı Fakîr Evliyâ Mehemmed Zillî-i Kütâhî Çelebimizün eser-i bî-misli olmağ üzre müerrihîn-i kirâmun bazı eserleri ile devr-i muâsırda tab’ olunmuş Sedât Efendi’nin Bursa Vilâyeti Târihçesi; Osmân Şevkî’nin Türk Seyyâhîn Cem’iyyeti neşriyyâtından Seyyâhlara Rehber’i; İhtifâlci Mehemmed Ziyâ Beyefendi’nin Burûse’den Konya’ya seyâhat’i; Hasen Tâib Efendi’nin Hâtırât yâhud Mir’ât-ı Bursa; Lâmiî Çelebi-i Bursevî’nin Şehrengîz-i Burûse; İsmâîl Belîğ’in Târîh-i Burûse vü Hüseyin Vassâf ’ın Burûse Hâtırası nâm telifleri ol meâlde şâyân-ı zikr âsârdır. İmdi biz Burûse’deki fecâyi’ vü hâdisâtı dahî bilâhare hikâyet idelim, vesselâm.

Cevelânnâme-i Ziyâ
16 Remezân 1433
Bursa.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>