Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi – Cevelânnâme

Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi – Cevelânnâme

Der Beyân-ı Evsâf-ı Belde-i Sögüd

Hakîr bundan akdem Ertuğrul Gâzî sultânımızun türbe-i pâkinden vü ânın kitâbe vü şâhideleründen hikâyet eylemiş idim. İmdi ol türbe ziyâretinden sonra rüşdî Hâce birle Sögüd’deki sâir âsâr-ı atîkayı zâir olduk kim andan bahsitmek lâzımdır.

Türbeden çıkdıkda hemân tür­be eyninde Namlı nâm bir “otel” vü ânın met‘amı durur. Bu “otel” ecnebî lisânından bir lafız olub cümle elsine-i Evropa’da yek te­laffuz vü yek lafız isti‘mâl olunur. İş bu otel deyû zebân-zed mebniye bir nevî muâsır müsâfirhâne vü kervansaraydır. Ammâ ve lâkin anda iâşe vü ibâte vü it‘âm küllen ücretli olub aslâ hiçbir hizmet fî sebîlillâh değildir. Yani kim cümle Frengistân işi, Türklükten berî bir hâldir. Çünkim müselmânlıkda müsâfir nezd-i Hudâ’dan konukdur. Cümle âbâ ü ecdâdımız tâ bundan bir asır mukaddeme değin hân ü ker­vansaraylar inşâ idip âyende vü râvendeye hiz­met ü ihsânı taabbüd bilmiş âdemlerdir. Hattâ anlarda müsâfiret idip konuklananlara hîn-i fir­katde ciblerine akça dahî vaz‘ idilir, âna da “diş kirası” tesmiye olunurdu. Vü lâkin kavm-i necîb-i Etrâk, Freng’e taklîd idüb kefere ü fecereye te­şebbüh itmeğe mâil olunca cümle nâsın ef‘âl ü a‘mâli menfaatü akçeye vü dînâr ü derâhim hat­rına müteveccih boldu. Hal böyle olıcak cüm­le hayrât işleri akçe mukâbilinde idilir oldu. Cenâb-ı Yezdân ol eyyâmı geri getürsin, âmîn…

Şiir:

Bir hastaya vardın ise, bir içim su virdün ise;
Yarın anda karşı gele, Hak şerâbın içmiş gibi.
Bir miskini gördün ise, bir eskice virdün ise;
Yarın anda karşı gele, hülle donun biçmiş gibi.

Sâbikuzzikr otelin harîminde “Namlı Osman­lı Matbahı” nâm bir de met‘am durur kim ânın et‘imesi cümle Osmânî Türk taamıdur. Ol otel vü met‘am Sögüd’de olmağın akça mukâbili hiz­met eylese dahî emsâline nisbetle ziyâde mu­rahhas olub, dü-nefer âdemoğlunun taâmın nefer-i ferde ikrâm idib mukâbilinde yigirmi akçe-i Tayyibî ücret alırlar. Ol beldenin âdemleri ziyâde mükrim olub ol met‘amda ol ücrete Hünkârbeğendi, Güvec-i Osmânî, Nurbânû usûl decâc, Balaban köfte, Sultan çorba, Pirincî pi­lav dâhil olub, ânın maiyyetünde dahî şerbet-i Osmânî, cümle fevâkih, halviyyât-ı Sultânî, cüm­le şerbetler, komposto, salata vü zeyt yağlı cüm­le taamlar, meşrûbât, iftâriyyeler, “sos” tesmi­ye olunan nâdîde terkibler dahî bi-lâ tahdîd ü bi-lâ ücret ikrâm bâbındandır. “Dü-nefer taâmı yek-nefere ikrâm idilir” didük ammâ ol dü-nefer âdem taâmıyla düvâz-deh neferin iftâr idüb te­şebbu‘ bulması mukadderdür. Çün ahâli-i Sö­güd ol mertebe mükrimdir, cümle ehl-i ihsân ü eltâfdır. Vü lâkin ol cümle ta‘dâd itdüğimiz taâmlar iftârı bekler… Dîdemiz âna düşürüb aklımız anda bırağub, sâim olmağın merkez-i Sögüd’e revân olduk. Beldenin merkezi ol otel vü matbaha iki ok atımlık ezâsız bir yoldur.

Beldenin meskûnâtının hemân medhalin­de cihet-i yesârîde âdemi istikbâl eyleyen evvel binâ, bin üç yüz yigirmi üç senesin­de padişâhımız efendimiz rüknü’l-İslâm ve’l- Müslimîn, halîfe-i rû-yi zemîn Hamîd Hân-ı sâni –meddallâhü zılleh ve a‘tâhü firdevsehû kül­leh- ahdinde inşâ buyrulan mekteb-i i‘dâdîdir. Ol mebniye elyevm kütübhâne olmağla hâdımdir. Hemân ânın yigirmi arşun kurbünde mukâbeleten bin üç yüz yigirmi beşde münşâ Hamîdiyye Câmii durur kim kezâ Hamîd-i sâni eseri olub alâ elsine-i nâs Çifte Minâreli Câmi deyû zebân-zeddir. Ol câmi-i şerîf mi‘mârî-yi Frengî’de vü tarz-ı Barok’dadır. Ol tarz Ahmed-i sâlis efendimüz rûzigârundan beri şöhret bu­lub teveccüh görmüşdür. Âna niçün Barok dir­ler? Mâlûmdur kim kavm-i necîb-i Etrâk ziyâde surh ü sası vü ücâc bir nesne yâhut meşrûbe ekl yâ şürbeyledikde lisân ü fem ü avurdların aldı­ğı hâl-i meyhûşu “ağzım buruldu” deyû söyler­ler. İş bu tavır dahî ehl-i İslâm’ın vü ashâb-ı rik­katin zevk ü nazarın burduğundan âna “bu­ruk” tesmiye olunmuş, ba‘dehû ol lafız inhirâf bulub “barok” deyû ayıtmışlardır. Hattâ ol la­fız “Ham-buruk, Satarız-buruk” nev‘inden nice Frengistân beldelerine isim olmuşdur. Elsine-i selâse ulemâsı dahî ol îzâhı takrîr iderler. Ol çif­te minâreli Hamîdiyye Câmii yemîn ü yesâr kenârında çifter sağır pencere olub, takrîbî on arşun kuturında yek kubbe murabbaa bir binâ olub kubbesinde çâr pencere bulunur vü ziyâde ziyâlıdır. Minber ü kürsîsi dahî Hamîd-i sânî ah­dinden bakıyye ahşabdan olup câmiin çârkenâr-ı taşrası Bilecik vü İznik işi çinilerle müzey­yendir. Ol mescidde rek‘ateynle tahiyye-i mes­cid eyleyüb eslâfımıza duâda bulunub teberrük niyâz itdik. Câmi vü mekteb-i i‘dâdî ilen müsel­les eyleyen bir de kadîm eytâmhâne durur kim elyevm âtıldır. İmdi ol üç âsâr dahî bânîsi hat­riçün Hamîdiyye Câmii, Hamîdiyye İ‘dâdîsi vü Hamîdiyye Dâru’l-eytâmı deyû yâd idilir.

İşbu ziyâretden sonra beldenin yukarı kısmı­na revân olub meydanda bir sebil bulduk. Ol bu sebîl seng-i hârâdan mâmûl begâyet zarîf bir çeşme olub ol dahî alâ elsine-i nâs Kâimmakâm Çeşmesi deyû müsemmâdır. Çün ânı Sultan Mehemmed-i Hâmis Reşâd efendimüz ahdin­de kâimmakâm Saîd Beg beldeye hedâye ey­lemişdir. Sa‘yi meşkûr olsun, âmîn… Ol çeş­me de murabba olub Kütâhî çinilerle müzeyyen sâkî-i enâm, menba-ı inâyet bir hayrâtdır. Çün eslâfımız “efdalü’l-hayr sakyü’l-mâ’ “ fehvâsınca âmil idi. Hemân çeşmenin ardında Çelebi Sul­tan Mehemmed Camii şerîfi vardır kim evve­len Çelebi Mehemmed Efendimizün inşâ itdür­diği ol bu mescid-i Cuma Hamîd-i Sânî efendi­miz ahdinde tecdîden inşâ buyrulmış, Yunan işgâlinde harâb idilen câmi-i şerîf bilâhare ta‘mîr buyrulmışdır. Ol eser-i azîmde “ehade aşera kev­keben ve’ş-şemse ve’l-kamer” misillû yek azîm kubbe vü onbir sağîr kubbe vü yek-minâre bu­lunur. Ânı diger câmilerden tefrik iden husûs ise kubbe-i azîminin alem yerinde harîmi tenvîr iden zarîf penceresi olmaklığı vü mahfel-i nisâda duran pencerelerin birinde hatt-ı sülüs celîsi ilen “Yâ Hazret-i Bilâl Habeşî –raziyallâhü anhü-“ yek-digerinde “[İbn] Ümm-i Mektûm” muharrer olmaklığıdır. Ömereyn ü Hateneyn ü Haseneyn’in esmâı ise zâten muharrerdür. İmdi anda muharrer isimler şöyle olur kim: Çâr yâr-ı güzîn, Haseneyn ü müezzineyn-i Resûl. Ol câmi müstatîl olup ziyâde vâsî vü yek-vakitte kan­deyse hezâr Müslim anda musallî olmak müm­kindir. Cenâb-ı lem yezel mahâfilinden salavâtı, kürsîsinden nush ü pend ü duâyı, minberinden hamdele vü salveleyü, mihrâbından kıyâm ü tekbîr ü havkaleyi noksân itmesin, âmin…

Salât-ı vüstâyı anda edâ eyledikden sonra câmi-i şerîfin onbeş arşun cihet-i garbîsinde pek latîf bir çardak durur kim âna dahî Karakeçili vü Sa­rıkeçili bağçesi dinür. Bu belde-i Sögüd’de bir âsâr-ı atîka müzesi latîf ü zarîf bir binâ olub bi-lâ ücret ziyâret idilir. Anda sancak-ı şerîf, melâbis-i mahalliye vü sâir eşyâ vü âsâr ma‘rûz idilir. Hakîr ol gün iftâra Bilecik’e vâsıl olalım deyu yola revân olub Namlı nâm matbah-ı Osmânî’nin taâmların dahî başka vakt tadarız diyib belde­den duâ vü niyâzlarla hurûc idip cümle evliyâ vü selâtîn ü şehîdânun ervâhına fâtihâlar ihsân eyledük. Bilecik’de neler bulduk, andan Burûse’ye nice seyâhat idib anda neler gördük ânı da başka vakıt hikâyet ideriz vesselâm.

Şiir-i müşebbeh:

Zâira! Şânımız “innâ seyyernâ”,
Seyyâh-ı hayrânı serserî sanma;
Biz kılı kırk yarar kâmiliz ammâ;
Pîrim Edebâlî’nın fukarâsıyuz…
Cevelânnâme-i Ziyâ

15 Remezân 1433
Söğüd Kışlağı, Bilecik

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>