Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi – “Der Beyân-ı Evsâf-ı Belde-i Muhayyere-i Kûniyye

Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi – “Der Beyân-ı Evsâf-ı Belde-i Muhayyere-i Kûniyye

Yevmen mine’l-eyyâm bu hakîr ü pür-taksîr, evliyâ-yı bî-riyâ, kadîm yârânum Kütâhya sancağundan Hâkân Efendi vü Âmid sancağundan Ankaralu Emre Çelebi ilen musâhibet ider iken Hâkân Çelebi ayıttı kim, ‘Bak a pîrim, şol şühûr-i sayf içre memâlik-i âl-i Selçûk’ın pâyitaht-ı bî mânendi, diyâr-ı Rûm’ın şehr-i azîmi, makber-i Selâçika bulan Konya vilâyetüne, kim senin vilâyetindür, güzerân eylesek; hem seyâhatden ferahluk kesbitsek hem dahî maârif-i târîhiyyemüz müzdâd eylesek nic’olur; nitekim ol beldede ecdâdumız nice âsâr-ı atîka bırağup çerhe tâbî ol­muşdır, şol fıkarâyu mihmândâr olur mısun?’ didükde ha­kir, ‘Hay hay pîrim’ didim. ‘Türk’ün töresünde mihmân, nezd-i Çalab’dan lütufdur kim makâmu ale’r-ra’si ve’l-ayndur. Lâkin seyâhatin mâ-kablinde hakîr Konevî olma­ğın sizi irşâd idüp şehr-i Kûniyye’den az bahs itse, ahvâl-i umûmiyyeden tahkiye itse olma mı?’ diyüp söze ser-ağaz eyledikde her ikisi de dehenlerün ayurup iş bu seyyâhı istimâya şurû’ eylediler:

Hikâyet:

“Evveliyâtında şehr-i Konyâ tâ Bizans rûzigârundan müesses, nizâmî bir belde olup düvel-i mâ kable’t-târîhde  ism-i evvelü İconium’dur kim, lisân-ı kadîmde cümle mukîmânı müşrik âdemler olub meydânunda bir büt mansûb olmağın “belde-i büt” di­mekdir. Vâkıa bilâhare Mesîhî Urûm kavmi beldeyi hükm ittiyse de Al­parslan Gâzî –tâbe serâh- Anadolu’yu feth idüp Oğuz Karahan ahfâdundan Selcûkiyân-ı Rûm nâm, âl-i Selçûk dahî ol şehr-i azîmü zabt eyleyüp ânı ziyâ-yı İslâm ilen tenvîr idüp ismün dahî Kûniyye’ye tebdîl itdüler. Kutal­mışoğlu Süleymân Şâh –rahmetullâhi aleyh- dahî ânı, takvîm-i Îsevî’nün bin doksan yedi senesinde pây-taht eyleyüb bu hâl üzre düvist seneyi bâliğ kalmışdır. Andan berû, cümle halkı ehl-i İslâm olan, kavm-i necîb-i Etrâk’dir. Selâtin-i âl-i Selçûk ol şehr­de mesâcid ü dergehhâ, câmi ü hân ü künbed ü tekâyâ vü medreseler bünyâd eylemişdir. Ahd-i Selâçika’da sûfiyyân hep Konyâ’ya gelüb bilâd-i Rûmı irşâd eylemüşdir kim evve­len Hazret-i Pîr nâm Mevlânâ Mu­hammed Celâlüddin Rûmî olmağ üzre Şems-i Tebrîzî, Sultânü’l-ulemâ Behâüddin Veled, Salâhuddîn Zerkûbî, Şeyh Sadrüddîn-i Malâtî el-Konevî vü dahî esâmisün ta’dâdun gayr-i kâbil cümle sulehâ, ulemâ, şuarâ vü ehl-i hikmet anda türbe-i pâkleründe yatur. Alâüddîn höyü­ğü üzre mebnî Alâüddin mescid-i cumâsı avlusundaki türbede dahî heşt sultân-ı âl-i Selçûk medfûndürür. Hakk teâlâ cümlesün esrârun takdîs eylesün, âmîn…

Kudemâdan mervîdür kim Musallâ Makberesü’nde dahî Kelâm-ı Kadîm’deki elfâz-ı celîlede ‘ehade aşe­ra kevkeben ve’ş-şemse ve’l-kamera..’ buyrulduğu misillû on ikiden ziyâde peyâmberân-ı ızâm –salavâtüllâhi aleyhim ecmaîn- hazerâtınun lahid­lerü vardur. Andan mâadâ üçler vü Sarı Ya’kûb makbereleründe de nice enbiyâ yattuğı menkûldür.

Belde-i Konya mübârek bir bel­dedür. Çün kim Konya belde-i mu­hayyeredür. Muhyiddîn İbn Arabî hazretlerünin –ravvehallâhu rûhah- Fütûhât’ında tahkiye buyurdığı üze­re Resûl-i Zî-şân efendimüz emr-i ilâhî mûcibince hicret murâd buyur­duğunda, Cibrîl aleyhisselâm âna hic­ret içün bilâd-i selâse tavsiye buyur­mışdur kim Konya ânlardan biridür. Diger ikisi dahî ma’lûm olduğı vec­hile Medîne-i Münevvere vü Şâm-ı Şerîf’dir. Resûl-i Ekrem dahî hadîs-i kudsîdeki ‘ene ınde’l-münkesirati kulûbühüm li eclî’ (ben kalblerü hat­rımiçün inkisâr bulmış ibâdumun kurbündeyüm) fehvâsunca fıkarâsu vâfir bulunduğiçün Medîne’ye mâil olmuşlardur. Konya vü Şâm dahî vasiyet-i Cibrîl’de esâmîsü mezkûr ol­mağla teberrük bulmışlardur. Andan sebep himmet-i Hakk, her dâim ol beldeteynin fevkindedür.

Belde-i Konya’nun Merâm nâm bir muhît ü mesîresü vardur kim cüm­le bâğ ü bağçeler ü havz ü enhâr anda olub cennât-i Firdevs’den nişân virür. Letâfet ü rîhi, sem’a safâ; câna şifâ; rûha gıdâdur. Şuarâ-yı hukemâdan ü mevleviyyân-ı kirâmdan Şeyh Ga­lib Dede, hezâr ü yek-rûz çihille­sün hezâr rûzın Âsitâne-i Konya’nın matbah-ı şerîfinde çıkarmuş vü Kon­ya vü kazâ-yı Merâm’ın fezâilin vasf iden bir gazel dahî îrâd buyurmuşdır. Elyevm dahî, cümle nezâhet ü letâfet ol kazâ içredir.

Gazel:

Harîm-i gülşen-i firdevstir, kazâ-yı Merâm;
Ne rütbe söylesem olmaz yine edâ-yı merâm.
Hayât-ı tâze verir, çâr faslı, ervâha;
Azizler nefsinden gelüb, havâ-yı Merâm.
Zemîn-i Konya, aceb, genc-i pür-maârifdir;
Bu hâkde bulunur gevher-i atâ-yı Merâm.
O âşiyâne-i aşka melekler eyler reşk;
Kebûter-i harem-i yârdır, humâ-yı Merâm.
Sürûd-i âb-i dürûdın, makâm-ı vuslettir;
Behiştden mi gelir cûy-i pür-safâ-yı Merâm…

İmdi, belde-i Konya’nun merkezi, bâlâda mezkûr, Bizans rûzigârunda alâ eydi’l-beşer imâl idilmiş Alâüddin höyüğüdür. İş bu höyüğe iki ok atımlık mesâfede Hz. Pîr’in türbe-i hadrâsu vardur kim dâimü’l-evkât ger ehl-i İslâm ger nasârâ ü yehûd ü mecûs olsun hezâr-bâr âdemoğlanları şeş-cihet-i cihândan ânı ziyâret idüp rûhâniyyetünden müstefîd olurlar. Vü lâkin belde-i Konya-i muhayye­rede mukîm durub yaşı yitmişe irüp işi dahî bitmişe ir­düği halde, ol Pîr-i Şerîfü vü sâir pîrân-ı kirâmu –ve lev kâne merraten- zâir olmamuş gûyâ Konevî geçünen, fe­leğe kelek, ankâya sinek dimez rüsvây âdemler dahî mev­cutdürür. Ânlar türbe-i pîrin yarım ok atımlık mağribinde Sultân Azîz ânesü Vâlide Pertevniyâl Sultân’un –cealella­hü sa’yehâ meşkûran- inşâ itdürdiği Azîziye camiî kurbun­de taâmun envâını ziyâde eklidüp ba’dehâ sürrelerün ka­şuyub “Yitmiş küsûr senedir şô Gonya’da otururun, deha şô Mevlâne dinen herifin gaprine kitmişliğim yokh…” di­yerekden elfâz-ı mahalliyye ile kelimât iderler. Hak teâlâ cehilleründen cümle ehl-i dili hıfz ü sıyânet buyursın…

Evveliyâtunda Konya pây-tahtı cümle bürûc-i mü­şeyyede ile ihâtalu iken elyevm ol sûrlardan eser kalma­muşdur. Müerrihânun rivâyet buyurdığına binâen, Ebu’l-feth, ızzü’d-dünyâ ve’d-dîn, ruknü’l-İslâmi ve’l-müslimîn, nâsırü emîri’l-mü’minîn, melikü’r-Rûmi ve’l-acem ve’l-Arab ve’l-efrenc, Sultân ibnü’s-Sultân Alâüddin Keykubâd Hân hazretlerü burclarun inşâu nihâyete irdikde Sultânü’l-ulemâ Bahâüddin Veled’i –kuddise sirruh- da’vet idüp te­berrük buyurıp duâsından himmet aramağ irâde itdi. Sultân Veled sûrın etrâfun güzerân idüp ayıttı kim: ‘Âfât-ı seyl ü savlât-ı adûya karşu gâyetle müşeyyed bir kal’a eyle­dün vü lâkin nezd-i Hakk’dan nâzil olıcak âfât ü gazaba çi fâide? Bes imdi anın üzre hakkeyleyün:

Beyt:

“Hâzihî dâyiratün tedfe‘u’s-seyle’d-dâfiqa ve’l-hayl-
es-sâbiq; ve lâ tenfe‘u’l-veyle’t-târiqa fi’l-leyl…”

[Şol kal’a feverân iden seyllerün, savlet iden fârisânun önün def’ ider; lâkin kîce inen gazab ü azâba fâidesi yokdürür.]

Devlet-i âl-i Osmân rûzigârunda kâfi ehemmiyet at­fidülmediğünden ol sûrlar ü burclar cümle zâil olmış, te­rikesi hıcâr ilen dahî nice mesâcid inşâ kılınmışdur kim cümlesü fi’l-asl Alâüddin Keykubâd ü Sultan Veled’ün sadaka-i câriyelerüdir.

Türbe-i Pîr’in beş ok atımlığu mağrib-i cenûbîsinde dahî kibâr-ı sûfiyyeden Şeyh Sadrüddin medfûn olup, ol mübârek dehr-i Selâcika’da İnce Minâre vü Celâlüddîn Kara­tay dâru’l-hadîsinde vü Sırçalu Medrese nâm Muslihiyye’de ulûm-i şer’iyye, ehâdîs-i nebeviyye vü ilm-i bâtın tedris ey­lemişdür -nevverallâhu kabrehû-. Şeyh’in kurbünde zıll-i himmetiyle, şârih-i füsûs Abdullâh-ı Bosnevî vü âlim ü hâfız-i hadîs bulan Meâlimü’s-Sünen nâm te’lîfün sâhibi İmâm Beğavî hazerâtu vü civârunda yâdlaruna hurme­ten isimlerüyle tesmiye idilmiş mescid içre, dehen-i nâsa dâstân bolmış, üdebâ ü şuarâya ilhâm olmış âşıkân-ı Tâhir ü Zühre yatur. Vilâyet meydânu civârunda dahî Şems-i Tebrîz’in himmeti olub, istirâhatgâhı, ismiyle müsemmâ mescidün harîmindedür.

Alâüddin höyüğü eyninde –hamdülillâh- müşterîsi kalmamuş bir kenîse dahî vardur. Gerçi merkez-i bel­deye yigirmi beş ok atımlığı mesâfedeki Sille karyesün­de dahî Azîz Pavlus’un vü lâbis-i libâsı katrânî bitli pa­pazlarun –sevvedallâhü vücûhehüm- hufyeten ikâmet it­düği kenîseler olub harâb ü tarâb haldedür. Mukaddemâ, kable’l-feth, ekser halk Urûm ü Ermenî olmağın kenîse vü büt-hâneler ânlardan yâdigârdur.

Beyt:

“Aldın hezâr büt-gedeyi mescid eyledün;
Nâkûs yerlerinde okutdun ezânlaru…”

İmdi belde-i muhayyere-i Kûniye’nün târîh-i ma’neviyyesünden sadra şifâ mikdâr ihtisâren nakleyle­dük, âsâr-ı atîkalaru, eşribe vü et’imelerü, an’anât ü tö­relerü vü sâir husûsâtı dahî başka vakt yâd ü hikâyet ide­riz vesselâm…

 

Cevelânnâme-i Ziyâ / 11 Temmûz 1427 / Îcâdiye, İstanbul

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>