Deneme

Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi – Der Beyân-ı Evsâf-ı Türbe-i Ertuğrul Gâzî I 

Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi – Der Beyân-ı Evsâf-ı Türbe-i Ertuğrul Gâzî I 

Teberrük ez Rûhâniyyât-ı Şeyh Edebâlî ü Tursun Fakı ü Ertuğrul Gâzî vü sâirân-ı gâzîyân-ı kirâm ü şehîdân-ı ızâm ez Kavm-i Necîb-i Etrâk bi-zımn-i Sefer-i Sancak-ı Bilecik Kışlağ-ı Sögüd der Eyyâm-i Bîz-i Remezân

Seyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî Âdem, iş bu fakîr bin dört yüz otuz üç sene-i hicrîsinün şehr-i Remezânın eyyâm-ı bîzında hânemde Adana eşrâfından Yaşarbeğoğlu Abdullah Rüşdi hâce birle vakt-i sahûri intizâra şurû eyler iken bir yandan dahî tenbelizyon nâm, şîşe-i mebsûttan mâmul nev-zuhur îcâd-ı şeytânîyi müşâhede ider idik. Ol demler anda Târık Buğrâ el- Akşehrî’nin Osmancık nâm te’lîf-i latîfinden munazzam bir film müşâhede eyler idik. Ol filimin mevzûu dahî Devlet-i âl-i Osmân’ın fedâkarlık vü şecâatlik vü lâhûtîlikle nice tesis olunduğun, Şeyh Edebâlım’ın Ertuğrul Gâzî tayyeballahü serâh’a nice himmetler itdüğin ve Türk’ün töresiylen nice il vaz etdiğün idi. Mâlumdur kim te’sis-i devlet-i ebed-müddet Söğüt kışlağı vü Bilecik sancağında ibtidâ eylemiş idi. Hakîr Rüşdi Hâce birle ol demleri yâd iderken çelebi ayıtdı: ‘Ya karındaşum, şol Bilecik Sancağına vü Söğüd kışlağına nicedir azm-i râh itmek murâd iderin. Aceb uyûn-i deşt-i fenâ ilen âna vâsıl olmağ nasîb olur mı?’ didikde hakîr didim kim: Bak a büraderim, anda nice evliyâ vü selâtin vü kâidân-ı etrâk medfündürür kim ânlardan teberrük eylemek ziyâde müstehabdır. Tiz eşyânı vü esvâb-ı seferini vü levâzımâtın ihzâr eyle, ferdâsı güni âna müsâfiriz’. Ben böyle digeç, çelebi kandeyse fursat tarassud ider imiş sürûra garîk oluben hay hay diyip ferdâsı yevm-i sebtte yola revân olduk. Kable’s-sefer aylardan şehr-i savm olub cümle sâim olmağın ‘aceb şol eyyâm-i bahûrda savm, ebdânımıza sıklet ü za‘f virür mi’ didükse de Cenâb-ı lem yezel’den teysîr recâ idüp âzim-i sefer olduk.

Ol bu Bilecik vilâyeti, pâytaht-ı halîfe-i rû-yi zemîne otobüs nâm vesâitle sâat-i selâseyi kılletle mütecâviz vakt çeker kim bi’l-meşy-i serî‘ on günlük mesâfedir. Anda ahkâm-ı müsâferet cârîdir. Ol bu otobüs dinen seyyârelerin mevkifi Bilecik’in merkezinde olub andan nâzil oldukda vakt zuhr olmağın ezân-ı Muhammedî okunur idi. Bilecik’in ezanları ziyâde hûb olub ol seyyârelerin mevkifin mescidinde salât-ı zuhri edâ eyleyib Söğüd kışlağına toğrı yola revân olduk. Söğüd kışlağı vilâyet merkezinin takrîbi yüz kırk ok atımlığı cenûb-i şarkîsine düşer kim âna dahî vesâitle seyâhat idilir. Ol vesâitden birine râkib olub Söğüd’e gider iken meşhûddürür kim Bilecik cümle vâdî vü cibâl ilen muhît, ziyâde hadrâlığı olub nice cengelân-ı çam vü ardıç ilen ihâtalı, cennet-nişân bir vatandur. Hakîr seyyârede Rüşdi Çelebi birle musâhibeten seyâhat ider iken dîdelerimiz hemân yânede kâid bir amucaya dûş oldu kim kandeyse kapıkulu cellâdların heybet ü haşmetinden nişan virirdi. Ol biz fakîrleri nazar-ı rakîk ilen süzdükten sonra söze ser-ağaz idip ayıtdı: “Çelebiler, kıyâfetünizden anlamışım kim seyyâhsınuz. Kande gelür kandeye gidersüz kim şol eyyâm-i bahûra musâdif eyyâm-ı savmda müsâfir olmuşsız tiz cevâp virün!” Ol böyle sâil oldukda hayli hâif olub bir an tereddüd itdik ise de hakîr ayıtdım kim “Bre amuca! Biz Dersaâdet’ten müsâfiriz kim şol mâh-ı mübârek içre ecdâdımız rûhâniyyetünden teberrük isterüz. Ândan sebeb gelmişiz’. Ben böyle digeç ol emmi ziyâde mesrûr olub bizleri tahsinleyüb duâkâr oldı: ‘Sad-hezâr âferin iy ârif evlâd-ı vatan-ı Türk! Çün mahabbet-i vatan vü millet ü devlet ü ecdâd-ı ızâm muallem bir şey olmayıb irsiyyet ü dem ile tevârüs idilir. Cenâb-ı lâ yefnâ ecriniz müzdâd itsin!’ Ba‘dehû merkez-i beldeye vâsıl olana dek bize âsâr-ı atîka vü tekâyâ vü mesâcid ü ziyâretgâhlardan haber virip âgâh itti. Gendü ahvâlinden dahî tahkiye itdi kim âna Sögüd’de Balaban Ahmed Ağâ dirler. Çün kim kavm-i necîb-i Etrâk-ı Oğuz’ın Kayı boyunın Balaban sülâlesine mensûbdürür. Ol Söğüd’de ânın gibi nice yiğid Kayı evlâdı müselmân bulunurmış kim cümlesi itikâdda Ebû Mansûr Muhammed Mâtüridî, amelde İmam-ı Azam Ebû Hanîfe, kırâette dahî Âsım bin Behdele hazerâtına muktedî Türklerdir. Hamdü lillâh kesîran vefîrâ, edâmallâhü sîretehüm ve kavmehüm ve kesserallâhü cemâatehüm, âmîn.

Ammâ ba‘d, imdi Söğüd beldesinin medhalinden evvel otuz ok atımlık mesâfede bir cübeyl-i meşcerenin zirvesinde dahî Tursûn Fakîh türbe-i pâkinde yatur. Söğüdün hemân medhaline bir taç kapudan dühûl idilir kim kandeyse beldenin medhalinden mahrecine dek her yânede Şeyh Edebâlî pirimizin Ertuğrul Gâzî hânımıza nesâyihinden nice mev‘izalar cümle cidâr ü ahcâra mahkûk ü muharrer olub taç kapudan girib hemân cihet-i yesârîye müteveccih oldukda meşhûd bulur kim Ertuğrul Gâzî bir ok atımlık ileride medfûndür. Türbe-i şerîfeleri Abdülhamîd-i sâni ahdinde tecdîden inşâ idilmiş olub medhal-i türbede iki kitâbe takdimiyle iki çeşme durur.

Târîh:
Pâdişâh-ı bahr ü berr, sultân-ı İskender-siyer;
Dâd-ı şehriyâr-güster Hazret-i Abdülhamîd;
Fikrini i‘mâr-ı mülke hasredince olmada;
Şâhid-i gül-çehre-i umrân her yerde bedîd.
Türbe-i Ertuğrul’u bu kerre ihyâ eyleyüb;
Eyledi bu çeşmeyi icrâ, o Hâkân-ı ferîd.
Sû-be-sû her yerde cârî, gerçi, âb-ı şefkati;
Bâ-husûs, oldu Sögüd halkı ziyâde müstefîd.
Akdığı müddetçe âb-ı ayn ü enhâr-ı cihân;
Eylesün Hak, müddet-i iclâl ü ikbâlin medîd.
Hayli gayret etdi Zühdî bendesi, icrâsına;
Sa‘yini meşkûr kılsun Hazret-i Rabb-i mecîd.
Çâkirî sâlik dedi târîh-i cevher-dârını
“Eyledi seyyâl-i zemzem Hazret-i Sultân Hamîd”. (Sene 1304)

Menba-‘ı cû-yi inâyet, şâh-ı âlî sîretin;
Mevce-i deryâ kadar ömrin Hudâ kılsûn mezîd.
Kıldı ol şâhinşeh-i devrân cedd-i emcedin,
Gâzî Ertuğrul cenâbın kabrini zîrâ cedîd.
Bâbı yanında dahî bu çeşmeyi inşâ ile;
Eyledi rûh-i revânın şâd, o hâkân-ı reşîd.
Cevher-i nazma iki târîh bir beyt içre bak;
Sû verir buldukca mecrâ-yı kalem, feyz-i bedîd.
Rûh-i Ertuğrul içün bu çeşmeyi kıldı ayân;
Lutf-i ayn-ı saltanat-ı zemân-ı şâh Abdülmecîd. (Sene 1304)

Ol çeşmeleri ubûr idip türbenin bağçesine dâhil oldukda ber vech-i yemîn zevce-i Ertuğrul Gâzî, Halîme Hatun’ın kabri olub kitâbe-i şâhidesi ber-vech-i âtîdir:

Hüve’l-bâkî

Fâtihâ-hân-ı istiklâliyyet ü müessis-i bünyân-ı devlet-i Osmâniyye, Sultân Osmân Gâzî Hazretlerinin vâlid-i mâcid-i kesîru’l-mehâmidi ve cedd-i a‘lâ-yı pâdişâhî-i Firdevs-makâm Ertuğrul Gâzî hazretlerinin (zevce-i) cinân-ı âşiyânları Hânım’ın; halîfe-i Süleymân, bârgâh-ı zemân, Sultân Gâzî Abdülhamîd Hân-ı Sânî Hazretleri taraf-ı bâhirü’ş-şeref-i mülûkânelerinden buldurulan, darîh-i gufrân darîhleridir. Rûhîçün Fâtiha. (Sene 1305).

Hemân türbenin halfine vardıkda anda dahî Ertuğrul Gâzî’nin mahdûmi Savcı Beg’in merkadi meşhûddürür kim kitâbe-i şâhideleri oldur:

“Hüve ni‘me’l-ğafûr;
Cedd-i büzürgvâr-ı hazret-i pâdişâhî Ertuğrul gâzî hazretlerinin mahdûm-i necâbet-mevsûm-i ’âlîsi Sâvcî Beğ merhûmun (…) hayrât-perver Sultân-ı Gâzî Abdülhamîd Hân-ı sânî hazretleri cânib-i me‘âlî-menâkıb-i mülûkânelerinden şeref-sâdır olan irâde-i seniyye mantûkınca inşâ ve i‘mâr ettirilen lahd-i pür-nûr-i âlîleridir. Rûhîçün Fâtiha”. (Sene 1305)

Elyevm harîm-i türbede bulan Osmân Gâzî’nin -müdde zıllüh- kitâbe-i seng-i mezârından mâadâ bağçede hemân Halîme Hâtun’ın yanında duran bir seng dahî olub ol alâmet merhûm-i mezkûrın makâmıdır. Çün mefhûm-i kitâbede sâdırdır kim naaş-ı mezkûr Orhân Gâzî efendimüz rûzgârunda Burûse’ye nakl olunmuşdur. Kitâbe-i şâhide-i Kabr-i makâm ez-Osmân Gâzî:
Mübâdi-i saltanat, sâhib-i meğâzî, Gâzî Osmân Hân;
Yedi yüz yigirmi altıda oldu dâhil-i dârü’s-selâm;
Alup da medfeninden Burûse’ye nakl etdi Orhân Hân.
Mahall-i medfeni gâzî-i müşâr içün oldu makâm.

Ol türbe külliyesin kandeyse cümle aksâmın devr-i Hamîd-i sâni hazretleri ahdinde tecdîden inşâ buyrulıb cümle kitâbeler anda vaz‘ idilmişdir. Ertuğrul Gâzî –tayyeballâhü serâh-türbesi medhalindeki kitâbe dahî eser-i Sultân Hamîd’dir:

Şeref-i şevket ile âleme Sultân Hamîd;
Eyledi sâye-i umrânını medd ü temhîd.
İşte ez-cümle olub, ahd-i hümâyûnunda;
Türbe-i hazret-i Ertuğrul Gâzî de cedîd.
Sene bin yüz dahî yetmiş bir iken Ahmed Hân;
Temelinden bunu etmişdi binâ ü tecdîd.
Çok vakıt geçmekle münhedim olmada iken;
Peder-i şâh-ı zemân Hazret-i Sultân Mecîd;
Bir iki çeşme vü fevvâre ilâve iderek;
Şeref-i türbeyi, ta‘mîr ile, etmişdi mezîd.
Şimdi de mevki‘ini hâvî harîta yapılûb;
Nazar-ı ‘âlî-i şâhânede oldukda bedîd;
Yeniden eyledi inşâsını emr ü fermân;
Şeref ü zîneti hakkâ ki olundu te’yîd.
Ya‘nî bu tarz-ı dil-âvîz’e Hamîd Hân kodu;
Oldu sandûkası da böyle ruhâm1 ile ferîd.
Ne kadar vâr ise kurbünde kubûr-i şühedâ;
Zîr-i sandûka-i hârâda iderler tahmîd.
Bunların yatdığı müddetçe bu merkadlerde;
Şevket ü saltanatın eylesün Allah medîd.
Kâimmakâm Zühdî kulu gûşiş-i bî-hadd etdi;
Bunun i‘mârına, meşkûr kıla ol Rabb-i vahîd.
Dedi sâlik kulu, târîh-i güher-tevşîhin:
“Kıldı bu türbeyi ma‘mûr, o hâkân Hamîd”. (Sene 1304)

Türbe harîmine dühûl itdikde ıyân olur kim Ertuğrul Gâzî hazretlerü, zıll-i sancak-ı şerîfde yatur. Etrâfında necm ü hilâl al bayrak vü nesl-i Oğuz’ın tesis eyledikleri düvelin sancakları durur. Hem dahî sanduka-i pâkinin eyninde cümle bilâd-ı Etrâk’den menkûl türâblar durur. Anda iki rekat salât-ı tahiyye kılub Yâsîn-i şerif tilâvet itdükden sonra bağçede medfûn yâ hakîkat yâ makâm, Kayı yiğidlerin zâir olub
1 Me rme r t a ş ı , s e n g – i h â râ . Fâtihâlar ihsân eyledik kim anda şâhideleri bulunan yiğidler şoldur: Akça Koca, Konur Alp, Turgut Alp, Dündar Beğ, Abdurrahman Gâzî, Gündüz Beğ, Pazarlu Beğ, Aydoğdu Beğ, Aykut Alp, Hasan Alp, Emîr Ali, Melik Beğ, Kara Mürsel Beğ, Hâmid Beğ, Sarı Batu, Şaban Beğ, Savcı Beğ, Halîme Hâtun, Aktemür Beğ ve mimmen yuaddü esmâehüm ‘ınde’r-Rahmân…
Türbe-i Şerîfin pencerelerindeki muhadded mahfazalara nazar kıldıkda dahî görülür kim anda bilâ aded delikler olub hemân anda bir tahrir mullakdır kim anda şol yazar: “ol cümle delikler Yunân-ı mel’ûneden bakiyedür. Esnâ-i harb-i istiklâlî demleründe Yunânîlerin menhûs ü mülevves asâkir-i habîsesi Söğüdü işgâl idip türbe vü merkad-i şerife savlet ilen ânı gurşun alabandasına dutmuşlardır.” İşbu ol âsâr-ı harb ü işgâl cümle muhâfaza idilmişdir kim kurûn-i âtiyenin evlâd-ı vatanı andan itibâr idip tezekkürde buluna, yek seng-i vatanı dahî şeş kıt‘aya değişmeye, vesselâm. İlâ rûh-i eslâfinâ Fâtihâ!
15 Remezân 1433
Söğüd Kışlağı, Bilecik

Etiketler
Devamı

Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı