Söyleşi

Bülent Keçeli İle…

“Şairin bir dili varsa konuşmayı da elbette becermelidir. Kimi zaman içe dönük konuşmalar şairin dili açısından kapalı değil iç konuşmalarıdır. Şairin içsel yolculuğuna aittir. Bu içsel yolculuk okur tarafından keşfedilmeyi bekler. Kapalılık şairin biricikliği karşısında tanıma muhtaçtır. Yazma şiiri mistik bir denemedir iç başlığında fark edilebilirse. Şiirin harfe kadar ulaşan öyküsünün mistik anlatımıdır. Özel bir denemedir. Deneysel bir çalışma değildir.”


Şiirin Derinliklerinde… Bülent Keçeli İle

Hazırlayan: Ertuğrul Rast

“Platoni.k” şiirinizde “kendini dışarık görme­yen ben” den bahsediyorsunuz, bu “ben”i aç­makla başlayalım isterseniz…

Burada dikkat çekilen kelime ben kelimesi de­ğil bir harftir. K harfi dolayımında harfe dayanan şiire bir örnek verme derdindeyim. Ben ‘ e gelir­sek kapalılıktan ziyade kendini yenilemenin pe­şinde olan bir benden bahsedebiliriz daha çok. Şiirde bazen anlatılan şey tekniğin altında kala­bilir. Şiir içi alt ve üst metinlere bakmak gereke­bilir. Ben tavrının neden dışarık olmadığı o harf­te gizlidir.

Albert Camus şöyle diyor: “Hayata ve ahla­ka dair ne öğrendiysem futboldan öğren­dim. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim kö­şeden gelmedi.” Siz de gençliğinizde 10 yıl kadar amatör kümede top oynadınız, futbol size ne öğretti?

Futbolun ilginç olduğu kesin fakat bende olay farklıydı. Ben basketbol oynadıktan sonra fut­bola yönelmiştim. Boyumun uzunluğu hocala­rın ilgisini çektiğinden olacak beni davet ettiler. Şiire ne kaldı derseniz, daha çok şiirden sonra futbolu çözdüm. Daha çok spor için yaptım. Hır­sım olmadı o anlamda.

İlk iki kitabınız “Gen Tecrübeleri” ve “Yazma Şiiri”nde konuşma dilinden epey uzak bir an­latım görüyoruz. “Hastalık Şiirleri” kitabınız­da ise konuşma diline çokça yakın duruyor­sunuz, bunu neye bağlıyorsunuz?

Konuşma dili deyince neyi kastettiğinizi anlamış değilim. Kendi anladığımca yanıt vereyim. Gen Tecrübeleri hattı zatında bir konuşmanın tüm inceliklerini taşımaktadır. Şairin bir dili varsa ko­nuşmayı da elbette becermelidir. Kimi zaman içe dönük konuşmalar şairin dili açısından kapa­lı değil iç konuşmalarıdır. Şairin içsel yolculuğu­na aittir. Bu içsel yolculuk okur tarafından keşfe­dilmeyi bekler. Kapalılık şairin biricikliği karşısın­da tanıma muhtaçtır. Yazma şiiri mistik bir dene­medir iç başlığında fark edilebilirse. Şiirin har­fe kadar ulaşan öyküsünün mistik anlatımıdır. Özel bir denemedir. Deneysel bir çalışma değil­dir. Hastalık Şiirleri adı üstünde bir dönemimde yazdığım ve bir travma sonrası yazdığım şiirler daha çok. O şiirlerin daha anlaşılır olması yap­boz döneminin bittiğinin kendi açımdan bir te zidir. Hastalık şiirlerindeki dile bakıp önceki ev­reyi tamamlamamdır söz konusu olan. Tamam­layıp tamamlamadığım eleştirilmelidir, elbette.

“Gen Tecrübeleri” ve “Yazma Şiiri” kitapları­nız deneyci yönüyle dikkat çekiyor. Deneysel şiire dair en çok getirilen eleştiri, şiirin an­lamsızlığa doğru gittiği yönünde… Ya da si­zin deyiminizle “mahrem” bir şiir bu. Okurun anladığı şeyi sahiplendiğini düşünürsek, iyi niyetli okur deneysel şiirden nasıl anlam çı­karabilir, neler yapmalıdır bu konuda?

Kendi yazdıklarıma deneysel şiir yakıştırması­nı hiç yapmadım. Bu yüzden iki binci yeni ya da yeni gerçekçi şiir diyelim biz buna. Ücra dergi­si iki binden sonra şekillenen şiirin merkezlerin­dendir. Deneysel şiirin merkezi değildir. İki bin­den sonra şiir daha dinamik bir şiirdir. Adaptas­yon değildir. İmgeye yeni bir soluk katma pe­şindedir. Önceki şiirde şablon olan hiçbir imgeyi kullanmama taraftarıdır. Hal böyle olunca biz ve bizle beraber bu dinamiğe katılanlar önceki şi­irin dinamiklerini irdeleyerek işe başlamışlardır. İkinci yeniyi tartışarak aşmanın düşüncesine gir­mişlerdir. Gelişen dünyanın hızına ayak uydura­rak Türk şiirine kazandırılan soluktur. Devrimsel yanları çoktur. Okur bu şiire biraz yaklaştırılma­lıdır, elbette. Bu şiirin önceki anlamsal katmanı­nın iyi anlatılarak günümüzde yaşanan değişimi görmesi sağlanabilir. Özellikle ikinci yeni bağ­lamında doğru aydınlanan okurun bu şiire ya­kınlaşması zor değildir. Mahremliği ise herkesin kendinden menkul bir şeydir. Herkesin yazdığı mahrem değil midir.

Murat Üstübal’la birlikte 10 yıldır çıkardığı­nız Ücra dergisinin “Ücraça” köşesinde uzun soluklu şiir sohbetleriniz var. Bu sohbetler daha çok “şiirin nasıllığına” yani teorisine ilişkin… “Şiirin neliği”ne yani ne içermesi ge­rektiğine dair ne düşünüyorsunuz?

O konuşmalar bir çok yerde bahsettiğim gibi Muratla kayda alamadığımız konuşmaların bir devamıdır. İkinci yeniyi açımlayan, imgenin yıp­ranmışlığını irdeleyen ve yeni bir soluk açıkçası; şiirdeki hükümranlıklara kafa tutan konuşmalar­dı. Yeni şiir için yapboz dediğimiz bir evrenin te­orik bakışlarıydı. Şiir iki bin ondan itibaren yap­bozyap evresindedir. Önceki şiir bir bozum isti­yordu. Biz de onu yaptık. Böylece okura bir şans daha verdiğimizi düşünüyorum.

Şiir eleştirisi de yazıyorsunuz çeşitli dergi­lerde… Günümüzde şiir eleştirisi ne durum­da sizce?

Günümüz şiirinin eleştirisi daha çok dinamikleş­ti. İki binler şiirinin eleştirisi kendi eleştirmenle­rini ortaya çıkardı. Murat Üstübal bu anlamda dinamik şiirin kaynaklarını araştıran şairlerden diyebiliriz. İkinci yeni daha çok tartışılır oldu. İkinci yeni şiirinin geç kalan eleştirisi iki binler­de şiirin çıkış nedenlerinden de birisidir. Yapıl­mayan eleştiri hem şiir bazında hem de yazılar­la beliren tartışmalarla kıvama yaklaşmıştır. Os­man Özbahçe yine dinamik tavrıyla bu tartışma­yı yakalamıştır. Bununla beraber; Celal Soycan, İsmail Mert Başat, Ersun Çıplak tartışmalarıyla bu döneme yön vermiştir, diye biliriz.

“Yeni gerçekçi şiir” diye bir tanımlamanız var, okura gerçekliği nasıl ulaştırıyor bu şiir?

Yukarda da belirttiğim gibi bu yapı kendi oku­runu bulup çıkaracaktır. Gerçeklik bahsini açar­sak, devşirme edebiyat içerik bakımından bit­miştir. Doğrusu bu bağlamda oryantalist edebi­yatta bitmiştir. Gelişen teknolojik aygıtlar saye­sinde kişi kendi yerelliğini evrensele taşıma işini kimseye bağlı kalmadan oluşturmuştur. Meto­dik bağlamda da şair kendi yaratabileceği me­totların olacağını görmüştür. İki binler şairine ve şiirine baktığımızda şiire her kelimenin girebile­ceğini kanıtlamakla uğraşan bir şair kısmı türe­miştir. Bu bahis neden önemlidir, şiirin imgeye getirdiği dinamik açısından önemlidir. Kelimeye önem atfeden şair kelimenin harflerden oluştu­ğunu anlayabilir. İmgeyi dinamikleştirebilen şair gerçekliği de yakalamıştır, kanımca.

İsmet Özel’in Erbain’i için “Erbain başka bir kitap.” diyorsunuz, sizi ne etkiledi Erbain’de?

İsmet Özel’in önceki şiirden kurtuluşunun gös­terge şiiri Amentü ise kitabı da Erbain’dir.

Yine bir söyleşinizde “seksene dek uzanan şi­irin Türkiye dışından etkilenme, hatta müda­hale ile oluşturulduğunu düşünüyorum” di­yorsunuz. Seksenlerden sonraki şiir daha ba­ğımsız bir şiir mi?

Seksenleri doksanlara uzatabiliriz. Seksenlerin melankolik şiiri bir devinimdi fakat kendi içinde çarpışmaya dayanan bir devinim. İkinci yeni şi­irinin eleştirisi o zaman yapılabilseydi iki binler şiirinin bu şekilde ortaya çıkmayacağı aşikardı.

Metodik ve içerik anlamında Türk şiiri –İkinci ye­niyi ve birkaç özel ismi dışarda tutarsak- dışarıya bağlı şekilleniyordu. Bunun isim isim açıklaması inhisarımızdadır.

“Doğayı düşünerek imgenin olanaklarına gi­rebiliriz.” diyorsunuz, modern insanın doğa­dan uzaklaştığı-uzaklaştırıldığı da bir gerçek olarak karşımızda… İmgenin bugünü ve ge­leceği için neler söylemek istersiniz?

Doğa insan doğası anlamında okunursa daha anlaşılır sanırım. Yani gerçekçi şiirin kaynakla­rı burda gizli sanırım. İnsanın kendi keşfini ken­disi yapmalıdır, hiçbir dış müdahaleye izin ver­meden özellikle modern oyunlar bağlamında kendini kapitalizme kaptırmadan kendi doğası­na inebilen insan, şair imgede yani devinimler ortaya sürebilir. İmge katalizördür aslında, yani girdiği yapıyı şiirsel kılan fakat kendini ortada bırakmayan. İmge asıl dinamik değildir.

“Görüntünün şiir dışı bir karakter olması la­zım!” ve “Bize tek bakir alan şiir yazmak için düşler kalıyor belki de…” diyorsunuz “Ücra­ça” da… İnsanın düşlerinin görüntüyle sıkı bağını ve görselliğin günümüzde çok uçla­ra tırmandığı gerçeğini de göz önüne alırsak, görüntüyü şiirin dışına çıkarmak nasıl başa­rılabilir?

İmge bağlamında bir söz o. Şiire imge adı altın­da izlek görüntüler yığdırılıyor. İmgeselliği gör­mezden gelerek şiir oluşturmak şiirselliği ber­hava etmek için yapılır. Son dönemde bunu çok görmekteyiz. Düşlem ise imgelemin kaynakla­rındandır. Görsellik günümüzde çok uçlara tır­manıyor şeklindeki açıklamanıza katılamıyo­rum. Görsel şiir enstrüman olarak kelimeden vazgeçiyor olabilir fakat dilden vazgeçemez. Ke­limenin olanaklarıyla görüntünün olanakları ne kadar tartışıldı ki görsellik uçlara tırmanma gay­retini gösterebilsin. Marjinalleşme anlamında söylüyorsanız bunun daha zamanı gelmedi diye düşünüyorum.

Ücra dergisinde önümüzdeki sayılar için pro­jeleriniz var mı, yapmak istediklerinizden bahsetmek ister misiniz?

Öyle özel projelerimiz yok. Daha çok şiir gönde­rilirse memnun oluruz. Genç ve dinamik şairler­den daha çok şiir gelirse seviniriz. Gelen ürünle­rin bir çoğundan da memnunuz. Ücra belirledi­ği yolda yürümeye devam eder inşallah.

Yeni şiir kitapları artık 250-1000 adet aralı­ğında basılıyor. Şiirle toplumun arası açıldık­ça açılıyor ya da zaten açıktı. Modern şiirden uzak toplum ne durumda sizce?

Böyle bir pompalama var sanırım daha çok şiir kitabı basılsın şeklinde. Eninde sonunda şiir ki­tabı binlerce basılsa da şiir okuru bir elin par­maklarını geçmez. Bu gerçektir. Modern şiirin toplumdan uzak olduğunu belirtiyorsunuz ben­ce şiirin moderni olmaz, çağına hitap edeni olur. Her modern şiir olarak tanımlanan şiire de kan­mayın. İkinci yeni şiirinin okuru kaç tanedir. Şiir kitabının görece basım sayısı düşmüş olabilir. Kaç kişiye ulaştığını gerçek okur bazında belir­tebilir miyiz. Şiirle okuru arasında arz-talep den­gesi kapitalist dengelerle açıklanamaz. Bu yüz­den önümüze gelen her kitabı basım sayısına bakmadan okumak gerekir. Şiir okurunun ken­dini belli etmesine de gerek yoktur.

Etiketler
Devamı

Ertuğrul Rast

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker