Söyleşi

Suriyeli Ubada Yusuf ile… (Hazırlayan: Muhammed İkbal Şenol)

Suriyeli Ubada Yusuf ile…
Devrime Giden Süreç Üzerine…
Hazırlayan: Muhammed İkbal Şenol

“ Bizim görmek istediğimiz, kafirlerin birbirlerine sahip çıktığı ve yardım ettiği gibi Müslümanların da birbirlerine sahip çıkıp, yardım etmeleri…”

Sınır komşumuz ve gönül bağımızın olduğu, din kardeşlerimizin ve soydaşlarımızın da yaşadığı kardeş ülke Suriye’de 2011 yılında başlayan devrim süreciyle birlikte binlerce insan ve aile ülkesini terk etmek zorunda kaldı ve binlercesi öldürüldü. Tek istekleri sadece her insanın en doğal hakkı olan özgürlüktü. Diktatör Beşşar Esed’in ordusuyla halkını katletmesiyle başlayan süreçte iki buçuk yıl geride kalmış durumda. Mücahitler halen ülkelerini özgür kılmak için mücadele etmeye devam ediyorlar. Suriyeli Ubada Yusuf ile devrime giden süreci, sürecin uzamasının nedenlerini, şu an orada yaşananları ve daha bir çok konuyu konuştuk.

Söyleşimize sizi tanıyarak başlamak istiyorum. Ubada Yusuf kimdir?

Adım Ubada Yusuf, Suriye’nin Başkenti Şam’da doğdum. Babam sahaftır, annem ise 2005 yılında vefat etti. 2 kardeşim var, biri erkek diğeri de kız. Konya Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünde okuyorum.

Siz uzun süredir Konya’dasınız ve Suriye’den gelenler arasında öğrenciler de var. Suriye’den Konya’ya gelen öğrenciler sizden yardımcı olmanızı istiyorlar mı? Ne gibi isteklerde bulunuyorlar?

Tabi ki Suriye’de zor bir dönem yaşanıyor. Birçokları eğitimine devam edebilmek için Konya’yı seçiyorlar. Konya’da, Türkiye dışından gelen öğrencilerle ilgilenen ve o alanda faaliyet gösteren Mevlana Uluslararası Öğrenci Derneği var. Orada Suriyeli öğrencileri biz temsil ediyoruz. Konya’ya Suriye’den gelen öğrencilere rehberlik, kalacak yer, eğitim ve Konya’da ki diğer problemlerini çözmede yardımcı olmaya çalışıyoruz. Birçok arkadaşı kalacak yer bulana kadar kendi evimizde misafir ediyoruz. Tabi ki daha çok yardımcı olmak istiyoruz.

Suriye’de yaşanan devrim süreciyle devam etmek istiyorum. Sizce Suriye halkını devrime götüren sebepler nelerdi?

Aslında Suriye halkı şu anda yaşadıklarına çok ta yabancı değil. Çünkü Beşşar Esed’in babası Hafız Esed döneminden beri Suriye halkı benzer acıları yaşamıştı. Bu iki diktatör de iş başına darbeyle gelmiş kişilerdir. Şöyle ki; 1963’te Baas partisi bir darbe yaptı. Bu darbeden sonra Baas partisi içinde bölünmeler oldu. Bu bölünmelerden dolayı 1970’te ikinci bir darbe yapıldı ve o darbeyi yapan Hafız Esed’ti. O zamanlarda Genelkurmay Başkanıydı. Darbeden sonra başa geçti ve cumhurbaşkanı oldu. Hafız Esed dört seçim yaptırdı ve bu dört seçimde de yüzde yüz oy oranına ulaştı!

Burada önemli bir bilgiyi aktarmak istiyorum. Hafız Esed 1967’de ilk defa cumhurbaşkanı olmadan önce İsrail ile Golan tepeleri konusunda bir anlaşma yapmıştı ve Golan tepelerini İsrail’e bırakmayı taahhüt ettiği için bu darbede İsrail ve Amerika tarafından desteklendi. Bu konu yakın zamanda birçok gazete, dergi ve El-Cezire gibi ünlü haber ajanslarına konu oldu ve şahitleriyle haber yapıldı. Hafız Esed, iktidara geldiği ilk günden itibaren Suriye’de bütün özgürlükleri ve şerefle yaşamayı yok etti. İktidarının devamlılığı için Suriye’yi kendi isteklerine kurban etti ve yeni anayasa çıkarttı. Suriye’de Baas Partisi sadece devlete değil her şeye hâkimdir. Bakanlıklar, devlet daireleri, okullar, hastaneler her şeyi kendi adamlarına teslim etti. Şöyle diyebiliriz; Suriye o günden beri güzel bir gün görmedi. Bu durum 1982’ye kadar devam etti. O gün halk ayaklanmaya çalıştı ama silah gücü ile susturmayı başardılar. Hama şehrinde yaklaşık 50 bin insanı katlettiler. Hama’yı yerle bir ettiler ve yüz binlerce insani tehcir ettiler, konuşanı tutukladılar. Suriye’de o günden beri bir tutuklu hayatta olduğunu ispat edene kadar ölüdür. Çünkü tutuklular Esed’in zindanlarında her an Allah’tan ölümü diliyorlar. 1982’den günümüze kadar binlerce insan hala Esed’in zindanlarında ve ne halde olduklarını da kimse bilmiyor ve öğrenme imkânı da yok…

Hafız Esed öldükten sonra, oğulları içinde en büyük olan Beşşar vardı. Yaşı 34’tü ve askeri rütbesi cumhurbaşkanı olmak için yeterli değildi. Bir kaç gün içinde Baas partisi anayasayı değiştirdi ve cumhurbaşkanı olmak için yaş sınırını 40’tan 34’de indirdiler. Beşşar’in askeri rütbesini de yükselttiler ve böylece Beşşar cumhurbaşkanı oldu. Sadece cumhurbaşkanı değil, Baas partisinin başkanı, askeri gücün başkanı ve Suriye’nin de Genel Sekreteri oldu.

Aslında Esed ailesinin Suriye halkına karşı hainlikleri bunların dedelerinden miras kalmıştır. Büyükbaba Süleyman Esed 1936 yılında Fransız işgalci askerleri Suriye’den ayrılacağı sırada beş Nusayri aşiret lideri ile birlikte Fransız işgalcilere bir mektup yazmışlardır. Bu mektupta diğer Nusayri aşiret liderleriyle birlikte Fransız manda yönetimine, ’bizi Sünnilere bırakıp gitmeyin, Müslümanlar bizi kesecekler’’ diye, Fransa’ya yalvarmışlardır. Ayrıca bu mektupta Fransa, Suriye’de manda yönetimine devam ederse Filistin’de ki Yahudilerin de geleceğinin kurtulacağını söylemişlerdir. Bu mektup orijinal haliyle Fransa Dışişleri Bakanlığında mevcuttur. Ayrıca belgenin orijinalini Dr. Mordechai Kedar yayınlamıştır. (www.jewishpress.com).

Beşşar Esed te aynı dedesinin ve babasının yolundan gitti. Halka zulüm noktasında onlardan hiç geri kalmadı. Ayrıca Beşşar Esed te babası gibi seçimde yüzde yüz oy oranına sahipti. Bu çok ilginç bir noktadır. Dünyanın hiçbir yerinde yüzde yüz oy oranıyla seçimi kazanan bir devlet yöneticisi yoktur. Bu Suriye halkı üzerindeki baskıyı, oynanan oyunları göstermesi açısından önemlidir. İşte Suriye’yi devrime götüren, devrim yapma ihtiyacı hissettiren en önemli konu budur, özgürlük ve özgürlüğümüz. Aslında sadece bu sebep bile yeterli değil mi?

Suriye’deki bu devrim sürecinin Arap Baharının yaşandığı diğer ülkelerden daha uzun sürmesinin nedenleri nelerdir?

Suriye Ortadoğu’da İsrail’in güvenliği için çok önemli bir ülke. Zaten stratejik konumu itibariyle de Ortadoğu’da kilit bir noktada. Devrimin ilk günlerinde dünya kamuoyunda bu devrimi Amerika ve İsrail’in yaptığı konusunda söylentiler vardı. Aslında Amerika ve İsrail’in yaptığı tek şey Hafız Esed ve Beşşar Esed’i Suriye halkının başına bela etmek ve Ortadoğu da İsrail’in güvenlikçisi yapmaktı. Devrim sürecinde sadece bu ülkeler değil İran ve Lübnan’ın paralı askeri konumundaki Hizbullah ve Amerika’nın Ortadoğu’da ki yeni kuklası Maliki de, Amerika ve İsrail’in emirleri doğrultusunda Suriye’de mazlum halka karşı katil Esed’in yanında olmuşlardır. Suriyeli mücahitler Suriye’de sadece Esed’in askerleri ile değil bütün bunlarla savaşmaktadırlar. İşte Suriye’de İran, Hizbullah, Lübnan, Maliki, Rusya, Amerika ve İsrail’in Beşşar’a destek olmaları bu devrim sürecinin bu kadar uzamasına neden olmuştur. Dün baba Hafız ve bugün oğlu Beşşar Esed İsrail’in güvenliği için Suriye’de her şeyi göze almış durumdalar.

Bakın Suriye’de Beşşar Esed’in kuzeni Rami Mahluf vardı. Bu adamın görev olarak resmi bir görevi yoktu ama Suriye’nin en zenginlerindendir. Diyebiliriz ki Suriye’de ki her şeye sahip olan biridir. Bu adam yabancı bir haber ajansına verdiği röportajda şu ilginç sözleri sarfetti; ‘’İsrail’in huzuru Suriye’nin huzuruna bağlıdır. Suriye’nin huzuru bozulursa İsrail’in de huzuru bozulur.’’ İsrail ve Suriye’nin satılmış adamları arasındaki ilişkiyi bundan daha açık bir kelimeyle izah edemeyiz. Bu aynı zamanda Suriye’de sergilenen oyunu ve bu sürecin uzamasına neden olan başlıca sebebi göstermektedir.

Şunu da söylemek istiyorum, nasıl ki, Suriye’de Amerika ve İsrail’in kuklaları mazlum Suriye halkına ve mücahitlere karşı birlik içinde hareket ediyorsa, gerçekten Hakk’ın üstünlüğüne inanan samimi Müslümanlarında mücahitlerin yanında, bu satılmış adamlara karşı yer alması gerekiyor. Aslında Suriye’de şu an yaşananlar, sadece Suriye’li Müslümanlar için değil tüm İslam âlemi için büyük bir imtihandır. Mısır ve Mursi’nin başına gelenleri de bu bağlamda değerlendirmeyi okuyuculara bırakıyorum…

Peki, İran ve Hizbullah Esed’e neden bu kadar destek veriyor?

Tabi ki en önemli sebep, dünya kamuoyuna aksettirilenin aksine İran ve Hizbullah’ın Amerika ve İsrail’in emrinde olmalarıdır. Bakınız, İran, zamanında Irak’la savaştı. İran devrimden sonra bütün basın açıklamalarında Amerika ve İsrail’e karşı olduğunu, herhangi bir tehlike durumunda füzelerini İsrail’e yönlendirmiş olduğu açıklamasını yapıyor. Amerika’yı büyük şeytan olarak nitelendiriyor. Fakat İran sözde İslam devriminden beri kaç tane İslam düşmanı öldürmüş veya Müslümanları öldüren devletlere savaş açmıştır. İran daima Müslümanlarla savaşmıştır. Burada şunu da söylemeliyim; İran, Kudüs meselesini hep kendi çıkarları doğrultusunda kullanmış ve istismar etmiştir fakat bunun yanında İran hiçbir zaman Filistinli Müslümanların yanında olmamıştır.

Kudüs tarih boyunca Müslümanlar tarafından iki defa fethedilmiştir. Birincisi Hz. Ömer döneminde olmuştur ve Pers imparatorluğu fethedildikten sonra Müslümanlara geçmiştir. İkincisi ise Selahattin Eyyübî zamanında olmuştur. Selahattin Eyyübî’ye, ‘’Kudüs Bizans’ın elinde esir iken sen neden Fatımîlerle savaşıyorsun?’’ sorusu sorulduğunda; O, ‘’arkamı Fatımîlere açık bırakarak Kudüs’ü asla fethedemem’’ demiştir. Fatımî Şii bir devletti ve bugün İran’ın yaptığı gibi Şiiliği yaymak için çalışıyordu. Selahattin Eyyübî ilk önce Fatımî devletine son vermiş daha sonra Kudüs’ü fethetmiştir. Ben inanıyorum ki, ilk önce İran Devleti ortadan kalkacak ve Kudüs ancak o zaman yeniden fethedilecektir.

Şunu da eklemeliyim, İran ve Hizbullah sapık Şia mezhebine mensuptur ve bunlar kendilerinden başkasını Müslüman olarak görmezler. Onların Irak’ta olduğu gibi Suriye’de savaşmalarının nedeni de Şia’yı Suriye’de yaymaktır. Bugünkü Şia’yı İslam Tarihinde ki Haricilere benzetebiliriz. Abdullah ibni Mesud Haricileri Hz. Ali’ye tarif ederken şöyle söylüyordu; ‘’Onların alınları ve kolları Allah’a secde etmelerinden dolayı yara içinde kalmış insanlardır. Onlar Kur-an’ı da ellerinden düşürmeyen insanlardır. Fakat yeryüzünde onlardan daha kâfir ve onlardan daha çok Müslüman kanına giren kimse yoktur.’’Haricilere göre de kendilerinden başka Müslüman yoktu. Sahabenin büyüklerini bile tekfir etmişlerdi.

Esed’in kimyasal silaha başvurmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Esed’in kimyasal silaha başvurması onu ne kadar aciz durumda olduğunu gösteriyor aslında. Suriye’de mücahitlere karşı aldığı yenilgilerin acısını güçsüz halktan çıkarmaya çalışıyor. Mücahitler başkent Şam’a doğru yaklaşmışlardı ve Şam’ı ele geçirmek için operasyon planları yapıyorlardı. Şam’ın bazı bölgelerini ele geçirmeye başlamışlardı. Esed bu ilerleyişi durdurmak için kimyasal silah kullandı.

Esed’in kimyasal silah kullandığı bölgenin adı El-Guta idi. Burası ile ilgili Peygamber Efendimizin(sav) hadisi şerifleri vardır.’’Büyük savaş gününde müslümanların sığınağı, Şam’ın en hayırlı şehirlerinden olan Dimeşk adındaki şehir tarafındaki Guta da olacaktır.’’ Hadisi Şerif Ebu’d – Derda (r.a)den rivayet edilmiştir.

Siz zaman zaman Suriye’ye, çatışma bölgelerine gidiyorsunuz. Şu anda Suriye’nin genelinde direniş ne durumda?

Direniş tüm hızıyla devam ediyor. Biz Allah’ın yardımının bizimle olduğuna inanıyoruz. Peygamber Efendimiz(sav) zamanında ve İslam tarihinde birçok savaş vardır ki, Müslümanlar sayıca çok az olmalarına rağmen kafirlere ve İslam düşmanlarına karşı başarı kazanmışlardır. Kur-an’ı Kerim de Rabbimiz buyuruyor ki; ‘’savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır’’ Bakara 216.

Olayların medya faktörüne değinmek istiyorum. Dünya basınında ve Türkiye’de muhalif hareketlere sıkça yer veriliyor. Suriye’de ki grupların zaman zaman ayrılığa düştükleri, birbirlerini desteklemedikleri konusunda haberler servis ediliyor. Tabi bunun tam tersi büyük bazı grupların birleştiği konusunda da haberler var. Bu konuda gerçekte neler oluyor?

Bakın Suriye meleklerden oluşan bir ülke değil. Suriye’de ve şu anda mücahitlerin içinde de kötü niyetli insanlar var. Bunlardan kimileri hırsızlık için, kimileri yağmacılık için, kimileri de istihbarat toplamak amacıyla bugün mücahitlerin yanındalar. Bunların içinde İslam adına Suriye’li mücahitler adına birtakım eylemler yapanlar var ki, bu eylemleri yapanlar bahsettiğimiz kötü niyetli insanlar. Yine bu insanlar mücahitlerin arasına fitne düşürmek amacıyla, satılmış medyanın ve Suriye’nin özgür olmasını istemeyenlerin emellerine hizmet etmektedirler. Dünya medyası da maalesef bu görüntüleri kullanarak sanki Suriye’de ülkelerinin özgürlüğü için mücadele eden insanların arasında bir ayrılık söz konusuymuş gibi haber yapıyorlar. Özgür Suriye Ordusu içindeki bu istihbaratçı kötü insanların yaptığı ferdi hatalar yapıyorlar ve onların yaptığı bu ferdi hatalar günlerce medyada gündemde kalıyor. Orada yüzlerce güzel şey oluyor onlardan neden bahsetmiyorlar? Suriye’de insanlar imkânsızlıktan kedi eti yemeğe mecbur kalıyorlar! Bu insanları bu duruma mecbur eden katil Esed’den neden bahsetmiyorlar?

Suriye’de mücahitler aralarında ki bu satılmış hainlere rağmen hepsinin hedefi aynı olmak suretiyle, yani Esed’i devirmek ve onurlu bir şekilde yaşayacakları özgür bir Suriye için savaşıyorlar.

Özgür Suriye Ordusu hakkında sıkça dile gelen söylemlerden biri de ABD’den para aldıkları söylemi. Böyle bir durum söz konusu mu?

Böyle bir iddia doğru değildir. Bu tür iddialar Suriye direnişine düşman olanlar tarafından uydurulmuş iddialardır. Bakınız bu iddialar doğru olsaydı bu mücadele şimdiye kadar çoktan başarıya ulaşmış ve Esed gitmiş olurdu. Konuşmamızın başında da belirttiğim gibi Amerika ve İsrail her zaman bölgede kendilerine hizmet edecek kişileri kollamışlardır. Esed bölgede İsrail’in güvenliği için önemli bir adam ve İsrail, Suriye’den Esed sayesinde emin oluyor. Bu geçmişte baba Esed döneminde de böyleydi. İsrail’in bugün İran ve Irak’tan, İran’ın dış politikası ve Maliki sayesinde emin oldukları gibi. Bugün Amerika iddia edildiği gibi mücahitlerin yanında olsa ve onlara silah ve para yardımı yapsa bu mücadele bu kadar uzar mıydı? Böyle bir durum zaten söz konusu bile olamaz. Irak’ta, Afganistan’da Müslüman kardeşlerimizi öldüren Amerika Suriye’de neden Müslümanların yanında olsun? Amerika, Irak’ta Saddam’ı istemediği için çok kısa bir sürede yaptığı operasyonla Saddam’ı devirdi. Esed, Saddam’dan veya Amerika’dan daha mı güçlü? Sadece İsrail ve Amerika’ya daha iyi hizmet ediyor! Mücahitler kendi kısıtlı imkânları ile bu mücadeleyi sürdürüyorlar. Yardımcımız sadece Allah’tır.

Özgür Suriye Ordusunun genel olarak amacı ne? Yani sadece Esed’i devirip yeni bir seçim yapmak mı?

Öncelikle şunu belirtmeliyim. Özgür Suriye Ordusu diğer ordular gibi eğitimli askerlerden oluşan bir ordu değil. Orada Esed’e karşı savaşanlar benzer acıları yaşamış ve amaçları sadece Suriye’de kendi vatanlarında özgürce yaşamak olan insanlardır. Burada mücadele eden insanlar şereflerini ve ırzlarını korumak için silah taşımak zorunda kalan normal sıradan vatandaşlar. Özgür Suriye Ordusu içindeki mücahitlere sorarsanız herkesin ayrı bir hikayesi vardır. Birinin kız kardeşine tecavüz edilmiştir, diğerinin annesine… Bir diğerinin evini yakıp yıkmışlar, malını mülkünü yağma etmişlerdir. Bir başkasının ise tüm ailesinin gözlerinin önünde katletmişlerdir. Yani buradaki insanların hepsi, insanca ve özgürce yaşamak için, kendilerini korumak için mücadele ediyorlar. Bu da onların en doğal hakkıdır. Bunun için Esed’in devrilmesi gerekiyor. Bu nokta da ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaya çalışıyorlar. Yani evet şu anki amaçları Esed’i devirip halkının güvenlik içinde yaşayabileceği özgür bir Suriye…

Suriye’deki olaylarla ilgili bölge ülkelerinin tavırlarıyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Esed rejimine destek olanlar ona açık açık destek verirlerken biz diğer Müslümanlardan hiçbir yardım görmedik diyebiliriz. Yardımlar sadece gıda ve giyim konusunda yapılıyor. Bu yardımlar yapılıyor evet ama insan gün gelir bunlar olmadan da yaşayabilir. Çünkü özgürlüğümüz bizim için her şeyden daha önemli. Bakın kimyasal silah kullanılan El-Guta bölgesinde insanlar kedi eti yemeye mecbur kalmış durumdalar. Yani birçok yere gıda yardımları bile ulaşmıyor. Yine de Müslümanlar bize silah yardımı konusunda destek olmamak için ısrarcı olsalar da biz, Allah’ın izniyle, Allah’ın yardımından ve zaferden eminiz.

Peki, Türkiye’nin Suriye konusunda ki tavrı nasıl değerlendiriliyor?

Türkiye’nin Suriye konusunda ki tavrı belli ama yardımlar sadece Suriyeli mültecilere sahip çıkmakla veya gıda yardımı yapmakla yeterli olmuyor. Suriye ve Türkiye halkı arasında uzun yıllara dayanan bir ortak geçmiş var. Hükümetler ve devletler arasında ne kadar uyuşmazlıklar ve anlaşmazlıklar olsa da bu halka çok yansımıyor. Yani bugün Suriye’den kaçan insanların büyük çoğunluğu kardeş gördükleri Türkiye’ye gelmiş durumda. Yine de biraz önce de belirttiğim gibi bizim özgürlüğümüz her şeyden daha önemli.

Aslında bu konu sadece Türkiye ile mi alakalı? Yani Suriye konusu sadece Türkiye’yi veya sadece Suriye’yi ilgilendiren bir durum mu? Diğer sefahat içinde ki Müslüman ülkelerin üzerine bir borç değil mi bu konu? Hani Müslümanlar kardeşti? Yine de yardım konusunda ve destek konusunda şu ana kadar Türkiye’den daha çok destek olan bir ülke yok. Sadece Türkiye’den değil diğer bütün Müslüman ülkelerden maalesef beklediğimiz yardımı görmedik.

Beklediğiniz neydi?

Bu konuda tek bir şey söylemek istiyorum. Bizim görmek istediğimiz, kafirlerin birbirlerine sahip çıktığı ve yardım ettiği gibi Müslümanlarında birbirlerine sahip çıkıp, yardım etmeleri…

Peki, Esed’den sonra nasıl bir Suriye düşünülüyor?

Devrimin ilk zamanlarında bizim istediğimiz ve hayal ettiğimiz adalet üzerine kurulu yeniden doğmuş bir Suriye idi. Fakat şu an Suriye büyük devletlerin hesaplaşma alanı haline geldi. Suriye’ye El Kaide’nin de gelmesiyle ortalık tamamen karışmış durumda. Büyük devletler tarafından hesap üzerine hesap yapılıyor. Bunun için şu anda tek düşündüğümüz Suriye’nin bir an önce özgürleşmesi.

Burada şunu da eklemem gerekiyor. El Kaide, Suriye’ye kendi isimleri için değil de sadece Allah rızası için, tevhidi yükseltmek için gelselerdi herkes tarafından desteklenecekti. El Kaide’nin sadece isminin geçmesi bile Suriye’yi bu duruma sürükleyen sebeplerden biridir.

Esed’den geriye Suriye’de ne kalır onu bilmiyorum ana şu an Suriye’de Esed bir çok tarihi eseri yok ediyor. Bakın size bir şey söylemek istiyorum. 1960 yıllarında, Malezya’nın eski başbakanı Mahathir Bin Mohammad Şam’a gelmiş ve demiş ki; ‘’Malezya’yı Şam gibi bir ülke yapacağım.’’ Bugün Şam’ın haline bir bakın. Dokuz bin yıllık bir tarihe sahip, dünya da müze olabilecek şehirlerinden biri olan Şam, bugün Esed’in elinde ne hale geldi.

Son olarak söylemek istediğiniz var mı?

Ben bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Aslında Suriye konusunda söylenmiş ve söylenecek daha çok şey var. Biz mücadelemize devam edeceğiz ve Allah’ın yardımıyla bunu başaracağız. Biz mücadelemizin Allah için olduğuna inanıyoruz ve eninde sonunda Hakk’ı üstün tutanların başarılı olacağına inanıyoruz. Çünkü Rabbimiz şöyle buyuruyor:

‘’Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah’ın gâfil olduğunu sanma! Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler.’’ İbrahim42

‘’Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.’’ Ali İmran139

Etiketler
Devamı

Muhammed İkbal Şenol

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker