Tevfik Yusuf Avvâd – Kan Tutkusu

Tevfik Yusuf Avvâd – Kan Tutkusu
Çeviri: Mücahit Küçüksarı

Bu akşam,  halının  üzerin de oynayan oğlumu ve evin köpeğini izlemeye başladım. Yarı şaka yarı ciddi güreşiyorlardı. Ancak bu; şakanın kısa sürede baskın geldiği bir ciddiyetti. Sarmaş dolaş bağrışıp yuvarlanıyorlardı. Bu esnada oğlumun kumral, kıvırcık saçları köpeğin sarkık, beyaz tüylerine karışıyordu. Onlara doğru atılıyordum ki… Keşke bu oyuna katılabilmek için bir çocuk olabilseydim diye iç geçirdim.

Köpekçik! Sana anlatmak istediğim bir hikâye var. Hem de çok farklı konuları içeren bir hikâye… Kalbimde, unutkanlık örümceğinin ulaşamadığı ve ne kadar zaman geçerse geçsin asla ulaşamayacağı bir köşede asılı kalan hatıralar…

Dinlemek  ister misin?

Uzun zaman önceydi. Altı yedi yaşlarında, dağınık saçlı, kırmızı yanaklı, gömleği yırtık bir çocuktum. Elinde bir sopa vardı bu çocuğun, ruhunda da o sopanın bir benzeri… Bu iki sopayla arkadaşlarına vurarak kasabanın yollarını arşınlardı. Ruhundaki sopa, âciz düştüğünde meşeden bir sopaya dönüşürdü. Çünkü öncelikle konuşarak emretmeyi yeğleyecek kadar kibar birisiydi. Şayet bu konuşma ruhun sopasıgerekli itaati görmezse, elindeki sopa küçük, yuvarlak enseleri yakardı. Ardından arkadaşları başlarını öne eğip teslimiyet içerisinde erkek ve kız gruplar halinde dizilirlerdi. Kendisi, teneke bir levhayı çalarak, önlerinde komutan edasıyla yürürken onlar da küçük bir askeri birlik gibi hareket ederlerdi.

Bu küçük birlik, yine kasabanın bir meydanına girmiş ve orada, kaderin bu alana sürdüğü bir köpeğin etrafını sarmıştı. Sonrasında çocuk, beline bağlı ipi çözerek köpeğe doğru atılmış, onu boynundan iple, bağlayıp arkasında sürüklemişti.

Ama nereye?

Birlik, bu türden bir zorbalığa alışkın olmakla birlikte, bunu neyin izleyeceğini de çok iyi bilmekteydi. Zira komutanları, geçmişte, kendilerini çok defa benzer maceralara sürüklemişti.

Çocuk, önde kendisi, köpeği arkasında birliği, yakınlardaki “Şimşim Ormanı”na götürmüştü. Arkasında yine birliği vardı. Çocuklar buraya genellikle hasat bayramında giderler ve ulu ağaçların arasına salıncaklar kurarlardı. Erkekler bu salıncaklara her zaman kızları bindirip onları sallamayı isterlerdi. Bel ki elleri yanlışlıkla salıncağın tahtası yerine onlardan birinin narin beline, bacağına veya başka bir yerine değer ümidiyle…

Çocuk ormana ulaşıp ağaçlara göz attıktan sonra yaşlı bir çam ağacının gövdesini seçip köpeği ona bağlamıştı. Ardından belindeki bıçağı çekerek arkadaşlarıyla birlikte ormanın dört bir yanını dolaşmışlardı. Her bir çocuk için üç ya da dört parça dal, kendisi için de aynı sayıda ancak daha kalın ve uzunlarından kesmişti. İdama mahkûm edilen köpek beklemekteydi. Ancak bu durum, işlenen bir suç olmaksızın, hırs dolu çocuğun içinde peyda olan bir tutku yüzünden çıkan idam kararının yerine getirilmesinden başka bir şey değildi.

Hepsi, değnekleri taşıyarak dönmüştü. Çocuk, gözlerine düşen saç lülesini kaldırmış, bir değnek alarak sağlamlığını denedikten sonra ilk darbesini indirmişti. Köpek, bunun kaba bir şaka olduğunu sanıp dişlerini göstermiş ve şefkat dilenerek karnının üzerinde sürünmeye çalışmıştı. Fakat çocuk onu ikinci bir darbeyle karşılamıştı. Artık cellâtlar halkası köpeği çevrelemişti. Darbeler; başına, ayaklarına, sırtına ve çenesine yağmur gibi yağıyordu köpeğin. Nereye dönerse dönsün darbelere maruz kalıyor, birinden sakınsa diğerine yakalanıyordu.

Uluyordu… Köpeğin dövülürken ürkütücü bir uluması vardı. İnsanların “Köpekler acı acı uluyor” dediklerini işitmiştim bir keresinde. Köpekler nasıl acı acı ulur, anlıyorum şimdi. Anlıyorum ve neredeyse çatlayıp başım halıya, oğlumla köpeğin arasına iki parça halinde düşüverecek. Ama o çocuk anlamıyordu işte. Belki de, aynı şekilde, duymuyordu. Dünün çocuğuyla bugünün yetişkininin benzerliği ise acımasızlığıydı.

Köpek karşı koymaya ve dişlerini göstererek, çevresinde kendisine vuranlara saldırmaya başlamıştı. Dehşete kapılmış, gözlerini iri iri açmıştı. Değnekler kendisine peş peşe isabet ederken direniyor; bir düşüp bir kalkıyordu. İçlerinden biri kırılsa bile bir deste çubuk hazırdı. Çenesine bir darbe, ikincisi, üçüncüsü ve onuncusu! Çenesinden kan boşalıyor ve dişlerinden biri yere düşüyor… Hayvanın her bir uzvundan ve enine boyuna kesişip bir araya gelen o derin kırmızı yaralardan kan akıyordu. Kurbanın sırtında, karnında ve başındaki yaraların birleşip ayrılması ve kıvrımlar oluşturması, bir mühendisin hakkında hüküm veremeyeceği şekiller çiziyordu!

Kan akıyor ve bir vadiden diğerine yankılanan uluma şiddetleniyordu. Ama darbeler hafifliyordu. Zira arkadaşları yorulmuştu çocuğun. Çocuk ise öfkelenmiş ve eğer değnekleriyle o kahrolası köpeğin derisini soymazlarsa kendi değneğiyle onların derilerini soyacağı tehdidini savurmuştu! Bunun üzerine tekrar başlıyorlardı. Ter alınlarından dökülürken, ayakları neredeyse kendilerini taşıyamaz hale gelmişti. Başların arkasına kalkan eller, değneğin ağırlığından zaten eğilmek üzereydi. Değneğin yere inmesiyle köpeğe düşen ise değneğin ağırlığından başka bir şey değildi.

Köpek artık, bir çamur deryası ve kan gölünün içinde yüzüyordu. Gerinse de darbelere karşı koyamıyor ve nereden gelirse gelsin sessizce onları karşılıyordu. Çene kemikleri arasında gidip gelen ve sarkmış dilinden kayan cılız inlemeleriydi geriye kalan. Bu inlemelerle, karnı bir inip bir kalkıyordu.

Çocuk, “Bu sarkık dil de nerden çıktı?” diyerek, bıçağını almış ve köpeğin dilini kesip koparmıştı. Artık, köpek sonsuza dek sessizdi. Sonra onu belinden kavrayıp sahibinin, cenaze ayininden sonra ancak yetişebileceği vadiye doğru fırlatmıştı! Bir olayı dini temellere oturtmayı çok iyi bildiği için; kasaba rahipleri gibi hareket etmiş ve dualarından bazı alıntılar da yapmıştı. Cesedin önünde saygıyla eğilip istavroz çıkardıktan sonra, onu vadinin derinliklerine doğru tekmelemişti!

(Tevfik Yusuf Avvâd, esSabiyyu’lA’rac isimli öykü kitabından)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>