Deneme

Ümit Savaş Taşkesen – Londra Notları II

Ümit Savaş Taşkesen – Londra Notları II

“Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.”

Londra’da, gecenin bir vakti aklıma geldi bu şiir. Giderken de bu şiirle uğurlanmıştım aslında. Hatırımdaydı ama unutmuşum. Şimdi, birden, işte, yürürken ya da otobüsteyken, alışveriş merkezinde ya da parkta, televizyonda ya da işte Oxford Street’te, Big Ben’e ya da Kraliçenin muhafızlarına bakarken içinde bulunduğum sessizlik ya da anlamsızlık, anlaşılmazlık perdesini yırtmaya çalıştığım bir anda aklıma geldi bu şiir: “Beyazların yöresinde nasibim kalmadı, yerlilerin topraklarına karşı suç işledim/ Yakın yerde soluklanacak gölge bana yok”.

Düşünemediğim kadar uzak değil ama gidebileceğim kadar uzak yerlere geldim. Küçüklüğümden beri hep içimde, evlendiğimden bu yana da içimizde olan bir düşünceydi bu uzaklara gitme sevdası… Şimdi bu, birinci adımını gerçekleştirdikten sonra durup düşünüyor ve geriye doğru bakıyorum. Değdi mi değecek mi? Cevap, henüz değil. Ama değeceğine olan bir inanç, umut hep var. Bütün zorluklarına rağmen bunu değecek ya da değerli kılan insanın kendisi değil mi zaten. Düşünmediğim ya da düşünemediğim şey bunun bu kadar zor olabileceğini kestirebilmekti. Zormuş, “zor imiş meğer.”

Doğduğum ve büyüdüğüm, çimenlerine bastığım, suyunu içip havasını teneffüs ettiğim, kültürüyle, insanıyla, koşuşturmacası, sürekli değişen ya da hiç değişmeyen kördüğüm gündemleriyle belasıyla, felaketiyle, umuduyla, umutsuzluğuyla, geçmişi ve geleceğiyle yoğrulduğum, büyüdüğüm, önceleri “Sana dışardan, uzaktan baksam neler hissederim acaba?” diye sorup şimdi uzaktan daha da güzel görünen hasretim güzel ülkemden, annemden, ablalarımdan, ağabeyimden, kardeşlerimden, yeğenlerimden, akrabalardan, dostlardan en önemlisi de eşimden, çocuklarımdan uzaktayım. Bu kadar uzak mesafeden bakınca birçok şey daha iyi görülebiliyor. İnsan gözüne kaçan kirpiğinden dolayı bazı şeyleri şaşı görebiliyor ya da görme yetisini kaybedebiliyormuş. Mevlana’nın şaşı hikayesi de değil maksadım. Çift görülen şişeyi kırıp bütün varını yok etmek yani. Gönlümüz uzaklara bakarken hep, görülemeyecek kadar yakın mesafede duran zenginliğimiz uzanmış duruyor öylece. Miyobik gönül körlüğü denebilir mi buna? Körleşme romanı geliyor aklıma her nedense…

Gözüne K.Maraşlıların deyimiyle “hış kaçmış” da çıkarmak için gözünü oğuşturan bir insanın ya da kısa süreli bir görme kaybından sonra gözü açılan bir insanın merakıyla yazmak isterdim. Ama yorgun gözlerle algıladıklarım üzerine olabilir yazdıklarım. Emin değilim. Yeni coğrafya, yeni insan, yeni çevre, yeni alışkanlıklar içinde bir eski ben kalır mı acaba burada? Sezai Karakoç’un Masal şiirini hatırlatıyor Batı bana. Kendimi gömecek bir yer mi arıyorum? Oysa burada sahipsiz cesetleri krematoryumlarda yakıyorlar. Artık her krematoryum görüşümde R.Garaudy geliyor aklıma ince bir sızı olarak. Paris’e gidişimin önünde bir engel olarak kaldı Krematoryum… Küller…

Sevgili Dostum, Güzel İnsan. İnsanın bu dünyada gönlünün duruluğu ve sıcaklığı ile “dostum” diyebileceği birisini bulabilmesi şükrü gereken nimetlerdendir. Ne var ne yok, neler yapıyorsun, nasılsın? Arada sesini duymak, o heyecanını, kaygılarını, umudunu, inancını, neş’eni sesinden almak güzel. Kimi zaman böyle sesini duymak için arıyorum, rahatsız ediyorum, kusura bakma. İnsan eski resimlere baktığı zaman ya da geride kalan zamanı düşündüğünde muhasebe yapacak çok şey buluyor. Bu muhasebenin içerisine her şey giriyor. Artısıyla eksisiyle, iyi ya da kötü yanlarıyla bir ömür muhasebesi yapma imkânı buluyorsun gurbetin yalnızlık zamanlarında. Yalnızlığın terkisinde taşıdığı bir şey, muhasebe.

Artık rolleri değişmiş gibiyiz seninle. Şimdi ben de senin bir zamanlar kaldığın gibi bir ev ve bir odada kalıyorum. Arada yan odada kalan arkadaş da olmasa Türkçe konuşmayı dahi unutacağım gibi geliyor. Kendi kendime dili daha iyi ve çabuk öğrenmek için İngilizce cümleler kurmaya çalışıyorum. Her sabah yataktan böcek olarak kalkmamış bir G.Samsa olarak uyanıyorum. Onun başkalaşımı ve yabancılaşmasını bilmiyorum ama dil insanı yabancılaştırıyor, aptallaştırıyor, çocuklaştırıyor ilk etapta. Allahtan kendimle ingilizce konuşmayı beceremiyorum!

Bir ömür muhasebesi yaptığı zaman insan, terazinin bir gözüne iyi sayılabilecek az sayıda şeyleri koyuyor, yığıyor, yığmaya çalışıyor. Ben çocukken yıllarca karikatürü çizilen, şimdi nasıl bilmiyorum, kiloda ağır çeksin diye yakacak odunu sulayan oduncu misali, ömrün iyilik kefesine yapmadığımız iyilikleri bile yığmaya çalışıyoruz, nafile.

İrtifa kaybeden bir balondan atılan ağırlıklar gibi hatalar, günahlar, yanlışlar ya da cahillikler, tutarsızlıklar, çelişkiler, unutkanlıklar, say sayabildiğin kadar, farkına varmadan işlediğin bütün günahlardan da kurtulma yolları arıyorsun ki terazinin sol kefesi ağır basmasın. Bir ömre bunca hata nasıl sığmış diye de kendine sorabiliyor insan. İnsan yaşadığı hayata bakınca cevabı kendi içinde bulabiliyor. İmtihanı kaybedenlerden mi olacağım sorusu, yattığın odanın yalnızlığında yanına sokuluyor usulca, bir yılan gibi. Soru çok, muhabese işte bildiğin gibi, başladığı zaman hiç bitmiyor gurbette.

İşte Sen, terazinin iyilik kefesini ağırlaştıran dostum, haller böyle gurbette. Sen de zor durumdasın biliyorum, üzülüyorum. Üzüntümü hafifleten şey ise senin o dingin gönlün, ferasetli bakışların, düşüncen, analitik aklın ve sakinliğinle hayatın zorluklarının üstesinden geleceğine dair olan inancımdır.

İnsan esneklik katsayısını kaybettiği zaman kırmaya ve kırılmaya başlıyor. Bu da insanı yavaş yavaş tüketen, ilişkileri, dostlukları azaltan ve yok eden bir sürece götürür, bildiğin gibi. Bir noktada kırılmak ya da kırmak gerekiyorsa onu yapmak gerekiyor. Gereğinden fazla esneklik de bizi eğri büğrü, şekilsiz şemalsiz bir hale sokuyor ve o zaman insan kendisini dahi tanıyamıyor. Kökümüz, temelimiz, inancımız sağlam oldukça ve onu koruyup sağlamlaştırmaya çalıştıkça o bize hem esneme katsayının oranını sağlıyor hem de kırmak ya da kırılmak gereken yeri, zamanı gösteriyor. Sen doğru zamanları bilenlerdensin…

Etiketler
Devamı

Ümit Savaş Taşkesen

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı