Kitaplık

Vasfettin Yağız – Oysa Her Şeyi Hesaplamıştık

Vasfettin Yağız – Oysa Her Şeyi Hesaplamıştık

“Oysa her şeyi hesaplamıştık. Her ayrıntıyı tek tek konuşmuştuk.” Acaba dünya yaratıldığı günden beri, insanlığın kaçta kaçı böyle salt dünyevi bir hesap içine girmemiştir ki? Buna kafa yorup birilerinin aklını karıştırmak gibi bir gaye peşinde değilim. Fakat Köksal Alver’in son hikâye kitabı Çevgen’de yer alan “Oysa Her Şeyi Hesaplamıştık” adlı hikâye benim bu dünyevi hesaplar için kurduğum düzeni, planları alt üst etti. Durduk yere düzenin değişmediği muhakkak. İyi mi oldu? Kötü mü oldu? Bu tür hesaplamaları bile düşünmekten vazgeçtim. Beni böyle bir düşünceye sevk eden kitabın metninde birbirini daha okul yıllarında görüp beğenen ve birbirlerine âşık olan / olduğunu sanan iki gencin, okul ve meslek hayatlarındaki maceraları ve sonu hüsranla, hayal kırıklığıyla biten bir ilişkinin karşı cinsin dilinden ifadesi.

“Anlaşmıştık. Harfine kadar hem de. İşi sıkı tuttuk ikimiz de. Hiçbir şeyi ertelemedik. Unutmadık boş vermedik. Mühendistik ve dolgun maaşlarımız vardı. Soğukkanlılıkla, daha işin başındayken her şeyi konuştuk

.” “Anlaştık. Mantıklı davrandık. Evlenelim dedik… Beğendik birbirimizi. Mantıken tamam dedik. Her şeyi hesapladık. Notlar tuttuk. Krokiler çizdik. Düğün programı üzerine epey kafa yorduk. Günlerce, aylarca tek gündem buydu. Mükemmel bir ev kurduk. Eksiğimiz yoktu. Her şey tas tamamdı.”

Metinde yer alan ve dikkatimi çeken ifadelerin bir kısmı bu şekilde. Metinde başarılı bir hayatın içine gizlenmiş kayıplar zinciri çıkar karşımıza. Şahısların bilgili olmaları ile beraber gelen özgüveni doğru kullanmamaları, onları yalnızca uzağı görür hale getirmiştir. Hayatlarına dair yüreklerinden çıkacak bir kararın etkisi ile heyecan isteyen, evliliği dahi soğukkanlılıkla gerçekleştirmeye çalışmaları; onların geçmişten gelen yüksek hayat standartlarını sürdürmek adına verdikleri bir karar gibidir. Temelde ikisi için de ortak olan budur zaten. Çünkü ikisi de daima mükemmel olmak için çabaladıklarından hislerini en içte tutmuşlardır. Mantıkları ile alınan kararlarda duygu kıvılcımı olsa da; bu durumu bastırmışlar ve mantıkla yola devam etmişlerdir.

Gençliğin verdiği bir tür dürtü mü bilemiyorum. Konuştuğum, gezdiğim; oturup beraber yemek yediğim birçok arkadaşım bu ifadelerin hemen hemen hepsini tekrarlayıp duruyorlar. Bunlardan birçoğunu ben de tekrarlamıyor değilim. Nefs denilen şey bu olmalı galiba. Şehirleşmenin ve modern hayatın beraberinde getirdiği sorun da sanırım bu. Yarına dair hesaplar…

Sonun nasıl olacağı hiç düşünülmeden, olumsuzluğa dair bir ihtimal verilmeden düşünülen hesaplar… Tabii benim düzenimi değiştirmeme vesile olan, bu tür hesaplamalar içine girmemi engelleyen asıl durum metnin sonuç kısmı. Yani geleceklerine dair her şeyi hesaplayan / hesapladığını sanan bu genç çiftin hüsranla biten sonları.

“Gördüğün gibi her şeyi hesapladık.” “Her şey hesabımız üzre olacaktı. Her şey güzel olacaktı. Nasıl oldu anlayamadım. Olmadı. Hiçbir şey güzel olmadı. Hiçbir şey hesabımız üzre olmadı.”“Açık havadaki düğünü, sağanak yağmurun basması hesapta yoktu. Dün boşandık. Daha bir yılı bile bitiremeden. Tek celsede. Birbirimizin yüzüne bakmadan, ayrı merdivenlerden inip kendi yolumuza yürüdük. Bunu hesaba katmamıştık.”

Metinde geçen olayların bütününe bakılınca, kişilerin benlikleri bütün dolgunluğuyla bitirmiştir evliliklerini. Onlar için âdeta kader kavramı yoktur. Plan yaparken yalnızca kendi elleri var sanmışlardı hayatlarında. Ta ki yağmur damlalarının onlar için bir rahmet ifadesi olmaktan çıkıp, bir sürpriz olarak düğünlerine düşmesine kadar. Ki onlar sürpriz olsun istememişlerdi. Hayatlarını sürprize kapatmışlardı.

Düşünüyorum da neden hep unutuyoruz. Bizi var eden yaratıcının hayatımıza şekil verdiğini, bir kader dairesi içerisinde yaşattığını, biz insanlar için en uygun stilin bu kadere inanma bağlamında gerçekleşeceğini…

Muhakkak, yarınlar için insanın endişeleri, korkuları, düşünceleri, tahminleri olacak. Ki insanları diğer canlılardan ayıran en büyük özelliktir bu. Ortaya çıkan / çıkacak olan sorunlar sıkıntılar vb. için önlemler / tedbirler alacak. Fakat bunların bitiminde inanç gereği bir tevekkül olunmamalı mı? Belki de en büyük eksiğimiz bu. Kulun yaradana teslimiyette bir noksanlığı olmalı ki yarınlara dair bu türden hesaplamalar, bizleri sürekli bir kederle baş başa getiriyor.

Biz gençleri böyle hesaplara yönelten nedenler şahsi mi, genel mi? Bilemiyorum. Ki yüce yaratıcı, kitabı Kuran-ı Kerim’de biz insanları en ideal biçimde yarattığını söylemiyor mu? Temelimiz sağlam da binamız mı çürük? Olması gereken en ideal durum hem temelin hem binanın sağlam olması değil midir? Bir şeyler eksik biliyorum. Temelin sağlamlığından bir şüphem yok. Lakin binanın inşası için gerekli olan malzeme eksik mi, kötü mü? Emin değilim. Ve sanırım bu yüzden düşünülen, yapılan hesaplar hüsranla sonuçlanıyor.

Düşünüyorum da ne yapmalı acaba? Benim gibi milyonlarca genç ne yapmalı, nasıl davranmalı, hangi hesaplar peşinde koşmalı / koşmamalı…

Belki biri bana nerede yanlış yaptığımı söyler ya da nerede hangi yanlışı yapmamam gerektiğini.

Etiketler
Devamı

Vasfettin Yağız

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker