Vefa Taşdelen – Cümleler 

 Vefa Taşdelen – Cümleler 

Yazdığım hiçbir yazı bitmiş değil; bir yanıyla eksik, bir yanıyla kusurlu, bir yanıyla olmamış, bir yanıyla bitmemiş. Yani şu: olduklarından daha iyi olabilirlerdi. Onlara

Eksik Yazılar demek daha uygun görünüyor.

Şöyle der Tarih biliminin babası Heredotus: “Barışta oğullar babalarını gömerler, fakat savaşta tabiatın düzeni bozulur, babalar oğullarını gömmeye başlarlar.

Her yenilgi bir mağlubiyet, her zafer de galibiyet değildir.Bunun için “kaybeden kazanmıştır”, bunun için “yenilgi yenilgi büyüyen zafer vardır”, bunun için “daha güzel yenil.”

Yazmak bilimleri kuşatan bir bilim, ideolojileri kuşatan bir ideoloji, sanatları kuşatan bir sanat, tarihleri kuşatan bir tarih, kültürleri kuşatan bir kültür, kitapları kuşatan bir kitaptır. Yazmak hepsinin içinde, ama hepsinin üstünde: bir tutum, bir bilinç, bir göz.

Dergi, sohbetin, dostluğun, paylaşmanın, üretmenin vesilesidir. Kötü dergi yoktur, kötü yazı vardır.

Aşk bir öğreti değil bir duyarlıktır.

İnsan bir soruya muhatap olduğunda bir kişilik olarak kendini algılar. Bunun en ileri aşaması, kişinin vahye muhatap olması ve Tanrı ile iletişim içine girmesidir. İnsan vahiy karşısında kendisini en ileri derecede bir benlik ve kişilik olarak algılar.

Yunus Emre bir şiirinde, “Sevdüğüm söylemez isem sevmek derdi beni boğar” der. Bu inanılmaz güzellikteki mısra bize başka bir şeyi hatırlatır: Sait Faik’i, onun “yazmasaydım çıldıracaktım” sözünü: Yunus, büyük sevgisini ifade ediyor, ama ondan önce niçin yazdığını ve söylediğini de açıklıyor.

Bazı şiirler vardır ki, şair orada okuyucuya yer ayırmaz. Yalnız kendisi görünür, yalnız kendisi bakar, yalnız kendisi yaşar. Okuyucu kendisini o şiirin dışında hisseder. Orada kendine bir yer, bir yaşama alanı bulamaz. Okuyucunun kendisini dışarıda hissettiği şiir, bir sanat eseri olarak varlık gerekçesini de kaybeder. Bir şiir, yalnız şairin dünyasını tanımak için okunmaz; şairindünyasında yaşamak için de okunur; kendi dünyamızın keşfini yapmak, başkasında kendimizi çoğaltmak için de okunur. Bir şiir yalnız şairini değil okuyucusunu da çarptıkça, okuyucusunu da yakaladıkça, yalnız şairin değil okuyucunun da şiiri olmaya başlar. Okuyucunun şiiri olmakta güçlük çeken bir şiir, bir şekilde kendini tamamlamaya ihtiyaç duyar.

Herkes kendi yerine düşünür, kendi yerine inanır.

Felsefeyi özel bir çaba olarak görmüyorum. Onun benim için genel bir anlamı var; o da şu: bir dil, kültür ve toplum ekseni içinde ortaya çıkması.

Felsefe neşeli bir şeydir. Zira o, bir bilim gibi nesnelliği ve kesinliği olan şeylerden söz etmez. Bir inancınm öğretileri gibi iman edilmesi gereken ilkelere işaret etmez.

Felsefe katı ve kesin bir şey olmamasına karşın, felsefecileri kendilerinden emin bir şekilde konuşmaya sevk eden şey ne olabilir? Olsa olsa felsefenin “deneme” alanından uzaklaşmış olmalarıdır.

Felsefe yapmak “şu anda kendi bakış açımda bulunuyorum” demektir.

“Okuduğum metnin benim açımdan, bulunduğum konum açısından anlamı nedir?”

sorusuna bir cevap verebilmek, yerliliği ve özgünlüğü üreten bir tutum olacaktır. Bu sorunun sorulmadığı, okunan metnin okuyucunun dünyasındaki karşılığının araştırılmadığı her bir okuma biçimi özümseyici bir okuma olmayacak, anlamı ve gerçekliği yeniden üretemeyecektir. Anlam, sözün benim dünyamdaki karşılığıdır.

Edebiyat ve felsefe özet olarak söylemeyi sevmez; özet olarak söyleme onların doğasına

yabancı, hatta düşmandır. Ne zaman özet olarak söylemek istesem, edebiyat ve felsefe benden uzaklaşır, sözün ve söylemenin zenginliğini kaybederim. Edebiyat ve felsefe sözü kısmada değil serbest bırakmada, özet olarak söylemede değil etraflıca anlatmada ortaya çıkar. Şunu söyleyebilirim: Edebiyat ve felsefe söylenen şey değil bizzat söylemedir, söylemenin kendisidir, başka bir şey değil.

Felsefe çevirilerimiz de ilginç. Kant deyince, Hegel deyince tuhaf bir dil kurgusuyla

karşılaşıyoruz. Onları okuyunca, bu filozofların bir toplumun diliyle konuşmadıklarına yemin edebiliriz. Böyle olunca da felsefeyi anlamaktan uzaklaşıyoruz, doğru ve gerçek bir felsefe imajı elde edemiyoruz.

Doğru felsefe imajının önündeki engellerden biri de “deneme”yi,, “oyun”u, “bakış açısını”, “yıkıp yeniden kurmayı” özümseyememek. Bütün bunları “kesinlik sevdası” ile özetleyebiliriz. Kesinlik sevdası, felsefenin nefesini keser.

Ne zaman etik duygudan söz etsek, insanın kendisiyle, insanın insanla ilişkisinden söz etmiş oluruz; sadece özgürlükten değil, bir o kadar da sorumluluktan söz etmiş oluruz.

Yazarak düşünüyoruz. Zihnimizi yazarak var kılıyoruz. Yazar olmak demek, bir bilinç, bir göz, bir akıl, bir vicdan olmak demektir. Vicdanı sürekli diri kılmak demektir.

Aytmatov olmasaydı, dünya eksik kalırdı.

İnsanın Tanrı hakkındaki bilgisi, görüşü ve düşüncesi, kendi aklına değil tanrısal bilgiye

dayanır. Akıl, kimi durumda kendi başına Tanrı’yı bulabilecek bir yönseme gösterebilir, ama bazen de ondan uzaklaşır. Tanrı dış dünyayı, fizik dünyayı duyulara açarken, kendini ondan gizlemiştir. Felsefe ve edebiyatın en çok paganist toplumlarda zirve yapması,  “inanma durumunda aklın işlevi nedir?” sorusunu cevaplamada önemlidir. Vahiy söz konusu olduğunda Tanrı kendisinden söz eder, kendisinden haber verir. Birey Tanrı ilişkisinde, canlı bir diyaloğu yansıtan hikmet vahiyle, kitabın okunmasıyla gelir. O, bir okuma ve anlama yöntemidir. Kitap hikmetle kendini açar, canlı hale gelir. Bu şekilde akıl vahiyle Tanrı hakkında söz söyleyebilme yetkinliğine erişir.

Tanrı insanda yaşar, insan Tanrı’da

İnsan varsa Tanrı da var, Tanrı varsa insan da

Tanrım yokluk yakışmıyor sana da bana da.

Seni görünce şunu hatırladım: Aşk bir ödüldür, sevgi bir ödüldür. Aşk, dünyanın ve hayatın zehirleri karşısında ruhu diri tutan, insanlığı dirençli kılan bir duygu ve güçtür. Ama sadece ödülü istemek olmaz! Her ödül bir şeyin ödülüdür. Çocuk sevgisi, ona adanmanın ödülüdür, aşk katlanabilmenin ödülüdür. Güzellik, insanlığı üretebilmenin ödülüdür. Bu ödüller olmasaydı, hayatı ve insanlığı sürdürmek ne kadar zor olurdu. Ama aşk ve sevgi gibi güçlü duygular, sabrı, katlanmayı, mücadele etmeyi de öğretir bize. Onlarla dayanıyoruz hayata, varoluş takası onlarla açılıyor bitimsiz denize;dönmeyeceğini bile bile…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>