Vefa Taşdelen – Cümleler

Vefa Taşdelen – Cümleler

Telefon çalıyor. Sevinçle mi açalım, hüzünle mi, elbet bilmiyoruz. Ahizenin öbür ucundan gelecek haberlerden haberdar değiliz. Bir müddet konuşuyor Betül, “Yaa, yaaa!”, diyor; sesi gittikçe soğuyor, gittikçe yavaşlıyor. “Yaa, öyle mi?”, “Ne zaman” diye sorarken yüreğinin acıdığını hissediyorum; ve anlıyorum, sanki sorularından bir anlık da olsa bir haberi gizlemenin telaşı var. “Peki” diyor ve telefonu kapatıyor. Bir şeyler seziyorum, soru sormadan konuşmasını bekliyorum. Bir müddet susuyor. “Cevher Amca ölmüş!” diyebiliyor sonunda. Sözde, her zamankinin aksine bir farklılık var, bir acı, bir hüzün. Söz, söz değil de bir hıçkırık; öyle. Ama yine de ölümün başkalığını vermiyor; söz, ne de olsa bir söz işte; ölümü yansıtmıyor tümden. “Cevher amca ölmüş” demek, sanki Cevher Amca İstanbul’a gitmiş, Almanya’ya gitmiş, ağaçtan düşmüş gibi bir haber; öyle geliyor ilkin. Cevher amca ölmüş de sanki bir müddet sonra geri gelecekmiş gibi. Ah, elbet tanırım, tanırım bu duyguyu; dedemden ninemden, annemden sonra babamdan, amcamdan, halamdan, teyzemden, dayımdan, konu komşudan. İnanmakta zorlanırız ilkin, giden sanki geri gelecekmiş gibi gelir. Ama ölmenin nasıl bir şey olduğu, taze bir yaranın acısı gibidir: ilk anlarda, ilk günlerde, hatta ilk aylarda değil, asıl ilerleyen zamanlarda hissettirir kendini. Dönüp geleceğini düşünürüz gidenin. Bir ay, iki ay, üç ay… bekleriz bekleriz, ne gelen olur ne giden. Ölümün ağırlığı gittikçe çöker içimize. Bilincimiz ölümü çoktan kabullenmiştir bile! Sonunda o da olur: Acı vermez olur bir zamanlar acı veren. Sonra yavaş yavaş unutulmaya başlar; giderek daha seyrek hatırlanır giden. Böyledir işte hayat ve iyi ki böyledir, böyledir acı ve iyi ki böyledir, böyledir insan kaderi ve iyi ki böyledir! Sonra bin yıl sonra, on bin yıl sonra, yüz binyıl sonra, on milyon yıl sonra ve daha sonra da hala bir ödüdür insan. Tam bunu düşüneceğiniz sırada bir haber getirir, bir muştu gibi rüzgar: “Ölmemek için ölenlere ne mutlu!”

Tanrım, sana inanan kişi ne kadar acı içinde olsa da sen ona bir dinginlik nefesi olursun. Mekanı ne kadar dar olsa da sen onu genişletirsin. Sana inanan kişi bedenen ölse de sen onu yeniden diriltirsin. Sen sevinçsin, sen umutsun, sen özgürlüksün. Sen benim sevincim, benim umudum, benim özgürlüğümsün. Kim ki senden yüz çevirirse ne kadar zengin olsa da fakirdir, ne kadar neşeli olsa da umutsuzdur, ne kadar akıllı olsa da çaresizdir. İnsan ancak sende zenginleşir, sende genişler, sende dinginleşir, sende varlığa, huzura, güvene ve umuda kavuşur. Sende sonsuzlaşır, sende özgürleşir. Sen gerçek çare, gerçek huzur, gerçek umutsun.

Tanrım, beni unutma, unutmanın cehenneminde yok etme, hiçleme. Ey yokluğumun varlığı, umutsuzluğumun umudu, sonluluğumun sonsuzluğu: beni kendi kendime bırakma, beni kendi sonluluğum içinde boğma, kendi ıstırabımla yıkma, beni kendi sınırlılığım içinde daraltma, kendi acizliğim içinde sıkma. Beni kendi sonsuzluğuna kat, kendi varlığında var et.

Var olmak gerçek sevinç, gerçek umut, gerçek mutluluktur. Cehennem yokluk olmalı. İnsan var olmakla cennete girmiştir, yok olmakla çıkacaktır oradan. Tanrı hatırında olmayanın gerçekliği olur mu hiç? İlk önce orada var olmalı insan, orada kendine bir yer bulmalı, orada konumlanmalı. Muhteşem olan da bu değil midir zaten?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>