Vefa Taşdelen – Cümleler

Vefa Taşdelen – Cümleler

Bunlar ağır şeyler Hocam, dedim. Yeniden hayata dönelim, başladığımız yere: şiire ve öyküye, şiire ve romana. Sonra ileri doğru gidelim, açtığımız kapıya doğru: kapatmak için.
Bir zamanlar şöyle derdim: “Kardeşlerim, insan acısı kadar yaşar, acısı kadar büyür!” Şimdi şunu da ekliyorum: “Sevinci ve neşesi kadar da yaşar, sevinci ve neşesi kadar da büyür!”
Her şey apaçık anlatılabilseydi, insan buna uygun bir doğaya sahip olsaydı, dil buna uygun bir dil olsaydı, sorun olmazdı ya da olabildiğince az olurdu.
İnsanlar, dişleri dökülünce yemek üzerine konuşmayı daha mı çok seviyor, ne?
Edebi bilgi ne işe yarar? Bizde iyi yaşama fikrini oluşturur. Yaşamaktan ve eylemekten korkma­mayı, severek yaşamayı, severek olgunlaşmayı, severek mücadele etmeyi, severek katlanma­yı, severek boyun eğmeyi öğretir. İnsana insanı, insana kendisini öğretir. İnsana kendi kaderini, yani iki kere ikinin dört etmediğini öğretir.
Başka bir şehirden gelerek Van’da yaşadığımız için, burası bizim açımızdan hep bir ilgi ve me­rak konusu oldu. Van üzerine yazabiliyor oluşumuzun bir nedeni de bu olmalı. Ama asıl neden sanırım Van’da, Van’ın kendi güzelliğinde. Hani şöyle denilse yeri: Van kendini yazdırıyor.
Bir belgesel seyrediyoruz. Boğaziçini anlatıyor. Zümrüt yeşilinden, gümüş parlaklığından, bo­ğazın incilerinden söz ediyor. “Ne kadar güzel!” diyoruz; “Boğaz ne kadar güzel!” Bir soru beli­riyor zihnimde: “Güzel olan Boğaz mı, yoksa bizim o güzelliği algılayıp dile getirebiliyor oluşu­muz mu?” Biz, belgeselde okunan metinle boğazın güzelliğini yeniden keşfediyor, yeniden ya­şıyoruz. Güzellik, bilincimizde yer ediyor. Edebiyat bize güzelliği anlatmakla kalmıyor, onu his­settiriyor, yaşatıyor da. E, ne diyelim: Yaşasın edebiyat! Bize güzel bakabilmeyi, güzel görebil­meyi öğretiyor ne de olsa.
Elbiselerimizi giyeriz, ama onları yaşamayız. Mekanda yaşarız, ama mekanı yaşamayız. Yiyecek­lerle besleniriz, ama yiyecekleri yaşamayız. Zamanı geçeriz, ama zamanı yaşamayız. Varlıkta ya­şarız, ama varlığı yaşamayız. Şunu diyorum: Gelin elbiselerimizi yaşayalım, gelin dağları taşları, ovaları ırmakları yaşayalım. Gelin denizleri gölleri yaşayalım, gelin kendimizi yaşayalım, gelin birbirimizi yaşayalım. Gelin zamanı, gelin hayatı, gelin dünyayı yaşayalım. Gelin varlığı yaşaya­lım. Edebiyat da bunu söylemiyor mu bize?
Kierkegaard, Şehrazat’tan bahsediyor; “O, hayatını masal anlatarak kurtarmış. Ben de yazarak kurtarıyorum, bu şekilde sağ kalıyorum” diyor. Sesleniyorum peşinden: “Abi, ben de senin gibi yapıyorum!”
Varoluş dünyası moral bir dünyadır. Varoluş dünyasını temsil eden sanat eseri de bu özelliğin­den dolayı ister istemez moral bir karakter taşıyacaktır. O, her zaman ve her yerde, etik değer­de ortaya çıkar. Bu kaçınamayacağı bir şeydir.
Sanat eserinde amaç iyi değil, güzeldir. Ancak bu güzel iyiyi de içerir. İyi olmayan güzel de ola­maz. Bu nedenle edebi eser etik öz taşır. Çükü moral bir dünyadan söz eder, çünkü moral bir dünyaya seslenir.
Eğer yazmaya devam ediyorsak, hala yürüyecek yollarımız, cevaplanacak sorularımız var de­mektir. Bu da hala umut var demektir.
Dergi yazının evidir, memleketidir. Evini kaybeden yazı kendisini gurbette hissedecek, gide­rek kendini, kendi yolunu da kaybedecektir. Yazının rahat edebileceği tek yer, kendi dergisidir. Bu evin çok konforlu, çok merkezi bir yerde olması gerekmez. Duruma göre bir harabe bile ola­bilir; herkesten, herkesin bakışından uzak bir yerde bile olabilir. Önemli olan görkem değil, ya­zının kendisini kendi evinde hissetmesidir. Ne olursa ve nerede olursa olsun fark etmez, dergi, yazının sağıldığı bir kap gibidir. Onu sıcak, çekici ve samimi kılan şey, konforu değil, yuva sıcak­lığıdır.
Şiiri şiir olarak anlamak nedir? Bu bilimsel bir yaklaşımdır. Şiiri başka bir şeye, sözgelimi, politi­kaya, dine, felsefeye indirgemeden, şiir olarak anlamaktır.
Edebiyat hayatı tanıtır bize, kendi içindeki onca çeşitliliği ve bilinmezliği ile insanı. Sonra varo­luşun iniş ve çıkışlarını. Edebiyat demek, teori ve ideal demek değil, her şeyden önce gerçek demektir. Yaşayan, nefes alan insan demektir. Edebiyat bilgisi hayat karşısında daha güçlü, daha bilinçli ve daha dirençli kılar bizi. Yaşadığımız hayatı hissederek yaşamamızı sağlar. Bu yö­nüyle edebiyat çok derinden etkileyip yönlendiren bir mirastır; aklın, bilincin, gönlün ve yaşam deneyimlerinin mirasıdır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>