Söyleşi

Vural Kaya İle…

Vural Kaya İle

“Reçete sunmak değil, sorunsalı şi rle buluşturmak dileğim.”

Hazırlayan  U. Kubilay Dündar

Sevgili Vural, ilk kitabın Renga’yı yayınlayışından bu yana (Ebabil Yay.) 4 yıl geçti. Hemen akabinde çocukların kalbine dokunan (Kuşların Kalbine Dokunmak, 2007, Salıncak Yay.) deneme kitabı, 2010’da Milli Eğitim  Bakanlı ğı Yayınları’ndan çıkan Kuşlar Attaya Gider isimli çocuk şiirleri kitabı ve 2012’de çıkan Cezbede Bir Narsist şiir kitabı. Meselesi olan ve söyleyeceklerini sert, ironik bir şekilde yazan bir şairsin. Çocuklar için de yazıyorsun. Şairliğinle çocuk edebiyatı yazarlığın birbirlerini nasıl etkiliyorlar?

Cezbede Bir Narsist kitabım beni oldukça heyecanlandırdı diyebilirim. İkinci şiir kitabım da ilki kadar ses getirecek inşallah.  Kitapla  ilgili söyleşiler ve kitap üzerine yazılar, ilk ayında peş peşe geliyor, haberleri beni fazlasıyla mutlu ediyor. Öyle ya, yıllarca kitapları hakkında bir kelime bile not düşülmemiş kimi şairler de var; bu bahtsızlığa uğramaktan korkarım daima. Dikkate şayan bulan bütün şair ve eleştirmenlere minnettarım doğrusu.

Çocuk edebiyatı ile modern şiir arasında bir duruş ve iki dil ile olan irtibatımın, ilişki düzeyimin bendeki ahvalini soruyorsunuz. Bu önemli bir soru. İki dili birbirine yanaşık vaziyette tutmak gibi bir gayemin olmadığını herkes bilir. Zaten çocuk dili ile yetişkin dili farklı da olmalı. Ben ikisinin de ayrı raylarda yürümek olduğunun farkındayım. Cahit Zarifoğlu en önemli örnektir, modeldir önümde. Zarifoğlu iki dil arasında çok sarsıcı bir mesafe ve nitelik sunar okuruna. Çocuk edebiyatıyla ilgimin arttığı zamanlarda bazı şair ve eleştirmen dostlarımdan bu tür nasihatler geldi elbette. Çocuk edebiyatına bulaşmamın beni şiir ve eleştirideki ilerleyişim konusunda akamete uğratabileceğini bildirenler oldu elbette. Fakat ben buna tersinden bir iyilik olarak baktım ve Zarifoğlu örneğini aklımdan hiç çıkarmadım. İkisinin de işçiliği çok farklı elbette. İkisine de emek veriyorum, vermeye devam edeceğim.

Şiirimdeki dil,  ifade  ve  şii ri kuruş bakımlarından sert edanın varlığını birçok eleştirmen dile getirdi. Bu zoraki uyarladığım, kurguladığım bir şey değil. Bir endişem var ve bu endişemi şiirselliğe muhalif bir sertlik katarak ifadelendirmek istedim. Endişemle eş güdümlü bir durum bu, kendimce yadırgamıyorum. İroni bu durumla birlikte ister istemez kendiliğinden doğuveriyor; ironisiz edemiyorum anlayacağınız. Bende bunlar çatışma, tenakuz değil aksine uyumdur.

Şiirde pasif, edilgen bir tavırdan yana değilsin. Hayatın içinden şiirler yazıyorsun; dışa dönük şiirlerde de, içe dönük metinlerde de durum aynı. Düşünceniz de şiirin içinden baş gösteriveriyor kimi zaman.

Evet, öyle… Şiir bir şey söylemeli. Bir şey anlatmalı. Dirilişle irtibatlı bir şiire odaklanmalıyım. Estetik değeri yüksek ama sadece sayıklamalarla örülü bir şiir söylemeyi, çeşitli numaralar çekmeyi, altın vuruşu olan aşk şiirleri yazmayı ben de başarabilirim sanıyorum. Fakat endişesiz, kimliksiz şiir söylememeliyim. Ve sayıklamacı şiirden nefretim bununla açıklanabilir ancak. İki sene TYB Kültür Sanat Yıllığı’nda şiir seçkisini hazırladım, bundan dolayı epey düşman edindim de üstelik. Fakat ben şiirde tahkiyeyle işi kotaran ve büyükmüş gibi görünen şairleri de, Hrant ile gömülmek isteyenleri de görmedim, göremedim. Görmek de istemiyorum. Kibrinden mahalle mahalle dolaşıp ağabeyiniz oluyum, n’olur diye yalvar yakar olanları tarih de eleyecektir zaten. Seçkilerde hata payı da yüksektir ayrıca; hatayla atladıklarım da olmuştur mutlaka, bundan dolayı da kimi şairlerden özür dilenecekse, özür dilerim.

Şiir yayınlamanın dışında, yayınlanmasında katkıda bulunduğun ya da bizzat kendinin çıkardığı dergiler var. Bunlardan konuşalım biraz da…

Şiirle hemhal olmak isteyen gençler sıklıkla ulaşıyor bendenize. Bundan mutluluk duyuyorum, zül addetmedim asla addetmem de. Yeter ki şiiri İsmet Özel gibi, Sezai Karakoç gibi, Zarifoğlu gibi anlamakla kendine endişe edinen gençlerimiz çoğalsın. Dergi, dergicilik, ya da dergilere insan kazandırma bağlamında uğraşlarım da olmuştur. Toplumsal deyişle angaryanın vazgeçilmez adamıyım. Fakat ben böyle görmüyorum. Bu angarya çok kutsal bi şey; erdemli bir uğraş üstelik bana göre.

1999-2000 arası üç sayı devam eden Bumerang dergisi gözbebeğimdi; ömrü vefa etmedi, kısa sürede kapandı. İyi şair ve yazarlarımız vardı doğrusu. Devam etse, eleştiriyi biraz daha önceleyerek detaylandırabilseydi işi Bumerang daha yüksek bir saygıyla anılabilirdi bugün. Fakat çok genciz ve toyuz o dönem daha. Gene de Bumerang’ın bende saygınlığı büyüktür. Sonra fakülte yıllarımda tek sayılık Turnusol Edebiyat’ı çıkarttım. Bir başıma… Onun hazzı daha bir başkaydı ama. Şimdilerde Karagöz Şiir Temaşa dergisi ve malumunuz Mahalle Mektebi dergisine katkı sağlamaya çalışıyorum. Mahalle Mektebi benim Konya sevgimle büyüyen bir dergi; daha da ilerleyecek büyüyecek, inanıyorum buna. Konya beni hiç sevemese de ben Konya sevgisiyle birlikte büyüteceğim Mahalle Mektebi’ni içimde. Karagöz’ün nitelikselliği ve dergideki şair ve yazarların birbirlerine saygısı da ayrıca çarpıcı. Hece ve Ücra dergileri de arkam olan dergilerdendir. Perde Fanzin vardı; Berşan yönetiminde… Perde’Yi kapattı sanırım, yedinci sayı ya çıkar ya çıkmaz.

Çocuk edebiyatına özel bir ilgin var. Çocuklar için şiir, masal, hikâye antolojileri hazırladın. Çocuklar için şiirler yazıyorsun. “Çocuk edebiyatı” bağlamında “edebiyat”ı nasıl algılıyorsun? Yazmak ucundan kıyısından bildiğimiz bir şey belki, ama çocuklar için yazmak nasıl bir şey?

Çocuk edebiyatı diye bir edebiyat yoktur aslında. Mecburi bir ifadelendirme şeklidir bu… Çocuk edebiyattan bir şekilde nasiplenir, bu tartışmalı mevzuda işi uzun etmek derdinde değilim. Çocuklar için yazmanın bende büyük bir karşılığı var; vaz geçmek istemiyorum bu yüzden. Çocuk şiirlerine ve çocuk denemelerine gücüm yettiğince vakit ayırmak istiyorum.

Bu bağlamda “Beyaz Bulut” ve “Beyaz Sözlük” çalışmalarında yer aldınız. İnterneti de aktif olarak kullanan birisi olarak edebiyat ve sanal âlem ilişkisi hakkında ne dersiniz?

Beyaz Bulut ve Beyaz Sözlük muhteşem bir çalışmaydı. Çocuklar için farklı bir duruşu vardı. Hâlâ yayın hayatı devam ediyor bu çalışmalarımızın ama internet ortamı daha sönük maalesef. Matbuat daha mı canlı diyeceksiniz belki de, o da bir tuhaf üstadım. Nereye dönsek bir kifayetsizlik sancısı bizde…

Osman Özbahçe (Gerçek Hayat, 30 Nisan 2010) “Vural  Kaya,  ilk kitabı Renga’yla şiirindeki yeteneğe sağlam bir basamak kazandırmıştı; ya birçoğunun yaptığı gibi bu basamakla yetinecek ya da kendini aşacaktı. İlk kitaptan sonra, ilk kitabını aşan şiirlerle, kendi şiirini ele geçirme, üslûbunu kazanma bahsinde örnek teşkil edecek bir başarı gösterdi Vural Kaya.” Cezbede Bir Narsist bu bağlamda neler söylüyor, hangi noktada?

Şair eleştirmen Osman Özbahçe’ye teşekkür ederim öncelikle. Bana inanması sevindirici. Aynı şekilde düşünüyorum. Cezbede Bir Narsist, Renga’yı aşmıştır. Aşmak zorundaydı da zaten. Aşamayacak bir durumla karşılaşacak olsa şairini şiiri bırakmaya zorlayacak bir durum oluşurdu. Bunu da aşmalı şairi. [Kendime tembihim olsun!]…

Enerjisi bol, heyecanlı, akan bir dil, diliyle bütünlük arz eden kakofonik bir şiir ve müzikalitenin dize işçiliğiyle birleşmesinden müteşekkil bir kitap ortaya çıkmış ama modern zamanların eleştirilmesi modernlik algısının anlamlandırılması ve bu noktada çözüm üretilmesi, reçeteler sunmak… Bir kahramanlığa soyunma iddiası mıdır? Bu noktada şair çözüm aramalı mı?

Reçete sunmak değil, sorunsalı şiirle buluşturmak bu. Çözümcü değildir şair. Uzmanlık iddiasıyla ortaya da çıkamaz. Fakat şairin düşünüşü, şiirsel malzemeciliği her şeye illa ki bulaşıyor, bulaşmalı. Öyle görünmesi bundandır belki de…

Tam da bu noktada sevgili Vural, “narsizm” meselesine nasıl bakıyorsun? Kahramanlık duygusu, kahramanlığa soyunma mı? Yoksa bir ego mu?

Cezbelendim iddiasında olanların cezbeyle narsisizmi karıştırmaları beni delirtiyor. Cezbedeki narsist demek istiyorum yani. Kendici, kendini kutsayan ben’ci tiplerin Allah alıp peygamber sattıkları şu dünyada cezbe’yi ad etmeleri delirtmez mi bir şairi. Beni delirtiyor işte… Cenah sömürücüsü olmasınlar, beni sömürmesinler mesela, seni de sömürmesinler, gitsinler kendi narsisizme bulaşmış dinlerini sömürsünler…

Şiirleriniz en çok Karagöz’de çıkıyor. Bu bilinçli bir seçim mi?

Karagöz sürekli içinde bulunmaya çalıştığım ocağım. O adamlar sahih adamlar vesselam. Seviyorum tavırlarını, şiirlerini, kuramlarını, adamlıklarını… Emeğini en çok emeğini seviyorum Karagöz’ün. Bir de Karagöz oluşunu tabii…

Bu arada Mahalle Mektebi dergisinin şiir editörlüğünü yürütüyorsun, dergideki şiir anlayışı hakkında neler söylersin ve şiirle ilgilenen arkadaşlara tavsiyelerin nedir?

Mahalle Mektebi ilerleye ilerleye ağartacak karanlıkları. İnanıyorum buna. Şiirler ve gençler. Ne söyleyebilirim ki… Çok çok çok çalışacaklar. Türkçe konuşsunlar, Türkçe yazsınlar, Türkçe düşünsünler, can havli acırsa birinin Türkçe acısın…

Yaşadığımız şehirle ürettiklerimiz arasında ne gibi bağlantılar var? Mekân ve edebiyat desek, mekân ve edebiyatçı desek… Ne dersiniz?

Şiirimde mekân ve insan yani dostlarım ve düşmanlarım olan insanlar elbette varlar. Onları  şiiri me katmayı seviyorum. Ateş çayevi her zaman doksanlardan kopup gelen bir şiirsel bir yan bir güzellik bırakıyor avuçlarıma mesela. Arabın Kahvesi, Malatya’da Kiğılı Pasajı, Seydişehir’de Eski Garaj’ın kahveleri, Yılmaz çayevi, Nun, Aziziye Camisi ve civarı, aktarlar, Endülüs, Üsküdar… Bu mekânlar illa ki doluşup geliyorlar şiirime. Ne yapsam bu böyle…

Etiketler
Devamı

Ulvi Kubilay Dündar

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker