Dosyaİbrahim Demirci Dosyası

Vural Kaya – İyilik Ülkesine Adanmış Bir Ruh

Vural Kaya – İyilik Ülkesine Adanmış Bir Ruh

İbrahim Demirci, tek başına bir meşveret makamıdır. Yüzü, etkili ve çarpıcı gelmez ilk bakışta fakat bunu, bu iki izlenimi, intibaı zamana yayar. Muhatabının alacağı dersler gizlidir encamında. Usul usul “usül” damıtır başka yüreklere; serapa tevazu ve kalenderdir. Budur onur abide gibi kalpler arasında yükselişi. İnsaniyete zenginlik katan insaniyeti budur. Hiç hile yapamadı dünyaya karşı, yapmadı daha doğrusu. Us zenginliğini çarpıcı kılarak insan avcılığına soyunsa bu alanda, yani ki demagog olma yolunda hayli başarılı olabilirdi. İmtina eder böylesi işlerden. Kendisini bile tanıtırken sessiz, dervişâne tavrı belirir hemen; dostlarını bile endişeye düşürür tanışma merasimleri.

Onun bence, en büyük birikimi bilgisi değildir. Bilgi, sanatçı kişiliği elbette etkendir İbrahim Demirci olmakta fakat hocanın insanı etkileyen bakışı ve tepkisinin müspet yahut menfi olduğunu anlayamadığınızda gözünüzde gittikçe büyüyen bir suret gibi oluveriyor. İnsana sorsak kayıtsız şartsız bir insandır o derler; fakat kaygısız görünen kaygı şahlanır durur iç ülkesinde. Değerler dünyasıdır bu. Anadolu’dur. Müslümanlardır. İnanç dünyasıdır, doğruluğunu ve inancını edebiyat dünyası gibi görselleştirebileceği mümkünlü bir ortamda dahi kullanmaz. İçtinap eder, ar duyar bundan. Anadolu’da yetişmiş dil yeteneği yüksek bu mustarip bakışlı adamı kendi cenahı bile yeterince tanımış, kabullenmiş ve göklere çıkarmış değildir. Ondan yoksundur onun adını bilenler de.

İbrahim Demirci, dostluktur. Dostluk kitabında sayfaları çevrildikçe ağır ağır keşfedilebilecek bu mustarip ruhun yankısını nadide okur ele geçirecektir. Popüler, artistik dille hüner sirkinden gösteriler arz etseydi yaşarken şöhrete koşarak alkışlarla omuzlara alınabilirdi. Popüler, güncel ve artistik maharetler yoksunur. Fıtraten bu patikalarda gezinmesi mümkün kılınmamış modern bir derviştir o. Yüzündeki sıradanlığı onun modern dervişliğine doğuştan yaratıcı tarafından hamledilmiş gibidir. Bu yaratıcının lütfu gibidir adeta.

İbrahim Demirci, yaşarken yapamadıkları üzerinden yükselişte bir ruhtur hâsılı. Herkesin koştuğu, varıl onda hâsıl olmak istediği şeylerden uzak durarak bu kadar büyük bir dilcidir, bu kadar büyük bir mümindir. Yaşadığımız dünyaya ait olamayacak kadar iyilik ülkesine adanmıştır. Elinde hesap cihazlarıyla dolaşan günümüz insanının yanında adeta bir ucube kalmıştır. O, yaşadığımız dünyaya hiç ait olmadı, olamadı. Dolayısıyla modern olamadı, hiçbir zaman da olamayacak. Hiç tanımadığı halde âşık olmuş bir genci tiyatroya götürüp, onun kalbine ferahlık damıtmak için o gence mesai harcayabilmek kadar insanın payına düşmüştür? Uzak bir beldede yaşayan ve şiire yeni başlamış bir gencin –henüz ulaşım-iletişim günümüz kadar yaygın olmadığı bir dönemde-dergi ve kitaplarını bir araya getirerek onu onore etmek adına aylık ona gönderide bulunabilir?

O ailesiyle, çocuklarıyla daha da büyüyen, yalınlaşan bir zenginliktir insanlık namına. Kızgınlığı, öfkesi kendi adına değildir; dil kullanımının çapula bulaştırılması hep incitir kalbini; öfkesini, susarak bu hassas değerlere harcar. Çocuklarını da edebiyat, sanat tutkunu yetiştirmiştir. Metazori kurslarla, kişisel gelişim değersizlikleriyle değildir bu yetiştirme. Kendisini edebiyata, sanata, inanca adamış bu kalender meşrep zatın gündelik duruşu bir temsil değer olmuştur bütün aileye de. Ailesi edebiyattan, sanattan, değerlerle kuşatılmaktan muttalidir. Asla kayıtsız kalmazlar, kalamazlar. Karşılarında capcanlı bir büyük rol görürler ve bu rol kendi damarlarına akıvermiştir saflıkla.

O bir dil burcudur. Bir mecliste konuşurken bunca edebiyatçılığına, dilciliğine, çeviri kabiliyetlerine rağmen kendisini gizler, fâş eylemez; faraza bir hadsiz olsa ondan gizler kendisini, ona aşikar olmak istemez. Önce dinlemesini bilir, eleştirelliğini naif bir dille ve incitmeden yapar. Öyle ki bunu meclisin hadsizi anlamaz, anlayamaz bile; ahmaksa o hadsiz, hocanın kendisine iltifat ettiğine bile hükmedebilir.

Toplumdan uzak durur sanırsınız, öyle değildir, nakış nakış içine işlenmiş bir kalbi vardır insanlığa, halka, topluluğa yahut topluma… O tek başına koskoca bir topluluktur böylece. Topluma kendi iç topluluğuyla gelip selam verir. Aşinadır. Yabancılaşmak aklının ucundan bile geçmemiştir. Bilakis yabancılaşanları uyarır, geçmişini hor görmekle işe başlayanları dil denemelerinde iğreti bulur. Bizim dilcimizdir. Bizdir. Bizdendir. Şairdir. Denemecidir. Bizim sanatçımızdır. O gün boyu dilimizi onarır. Toplumun dil ve değerler ile sanatsal ceketi iğreti bir halde görünürse gidip o ceketinin yakasını düzeltir, hatırlatır.

İnsanoğludur İbrahim Demirci; insansoyludur.

Etiketler
Devamı

Vural Kaya

Yazara ait tüm içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı