Yazar: Hüseyin Mehmet

Hüseyin Mehmet – Muntazar

Hüseyin Mehmet – Muntazar

Nicedir buradayım. Değersizim. Toprağın ve taşların yüzüne değin serilmiş çiğdem ıslaklığının geçmeye durduğunu ayak bileklerimdeki ısınmadan, bez ayakkabılarımdaki koyuluğun azalmasından anlıyorum. O kadar değersizim ki, buna kuşlar cıvıldamalarıyla bir anlam yüklesinler diye belimi büküldüğü yerden düzleştiriyor, gövdemi dikleştiriyorum. Birçok şeyin, aynı anda kesiştiği bir yerde elimi alnıma götürerek güneşi gözlerime kapatıyorum. Toprağa yakın olan asfaltın vızıldamasını duyuyorum. Sonra da uzaklarda denizin parmaklarım arasından sızan minik zerrelerce çimdiklediği ışıltısını görüyorum. Toprağı düşünüyorum. Etimdeki toprağı düşünüyorum. Engebeli, çıkıntılı ve yeşil rengin bitiminden, sonsuz bir düzlemde uzanan keskin maviliğe açılışına bakıyorum.

Aşağıya, denize doğru bir hizada uzanan ağaçlarda en ufak bir devinim yok. Kahverengi toprakta yer yer güneşin sararttığı otlardan başka süs bile. Her ağacı kendime benzeterek ilerliyorum. Bir yerlerden, ayıklanmış ot öbeklerinin sırtından, yeşili kendine has zeytin ağaçlarının herhangi birinin ardından, bir patikadan çıkma ihtimaline teşneyim. Hızla tarla bitimlerine ilerliyor ve geri dönüyorum. Sık sık mola veriliyor. Bağdaş kurulup sigara uzatılıyor. Adım soruluyor. Denizi gösteriyorum.

Hepimiz ayrık otlarını temizlemek için buradayız. Ağaçların etrafını kuşatarak sıkıca toprağa tutunan bu ayrık otlarını bazen güçlükle eşiyorum. Çapanın erişemediği yere ellerimle uzanarak otları kökünden çekiştiriyorum. Ayrık otlarının inatçı ve muhteris olduğunu söyleyebilirim. Aslında bunu sadece ayrık otlarına söyleyebiliyorum. Bazen iki büklüm yanlarına uzandığımda.

Gölgeye oturmuş çay ve kuru ekmek bekliyoruz. Canım belki sigara istemiyor ama boyuna sigara içiyoruz. Burada hepimiz ağacımızla tanınıyoruz. O yüzden en ufak bir zarar gelmesinden ölesiye korkuyoruz. Eriştiğim her ağacın beni sana yaklaştırdığını biliyorum. Kazıdığım her kökün ruhuma sarılan şeylerle akrabalığını da. Yorgun, terli ve mutluyum. Bağdaş kurup sigara uzatıyorum. Denizi gösterip isimlerini soruyorum.

Ağaçlar hiç bitmiyor. Otlar hep yenileniyor sanki. Bir yerlerden çıkışını kolluyorum. Kırlangıçlar seni bana “müzevir”lesinler için tembihliyorum. Parmak boğumlarımdaki kabartıları gülümseyerek güneşe gösteriyorum. Hiç kimse bir diğerinin ismini bilmiyor. Sigarasını içtiğim adamın ismini aklımda tutamadığım için ona ‘abi’ demeye devam ediyorum. Sınır diye belletilmiş taş duvarın ardını gözetiyorum.

Gelişin yaklaşıyor. Toprağın serinlediğini hissedebiliyorum. Yaprakların sevincini. Gündöndülerin kıyama durup güneşin secdeye eriştiğini biliyorum. Gelişinle her şey değer kaybediyor. Sigarayı söndürüyorum. İsimleri unutup, denize yöneliyorum.